Bir adam geliyor, caddenin sonundan. Kadın penceresinde sokağı izliyor. Adam kadının olduğu yere geliyor. Kadın pencerede sokağı izlemeye devam ediyor. Aşk tam ortada duruyor. Adam kadına bakıyor, kadın yüzünü bir an olsun içeriye çeviriyor. Ve aşk gidiyor.
Adam yürümeye devam ediyor, umutsuzca
Yürüyor, bastığı her adımda hatıraları canlanıyor aklında. Sahile gidiyor genç adam, ıssız bir sahilde tek başına gökler altında ağlıyor sanki kalbi,içinden. Kimse duymaksızın, kimselere söylemeksizin.
Adamın yanına bir insan oturuyor
Adam dönüp bakacak gücü kendinde bulamıyor. İnsan konuşmaya başlıyor, adam sorulara cevap veriyor. Fakat hala yüzüne bakacak cesareti bulamıyor adam. İnsan konuşmaya devam ediyor, adamın içindeki çaresizlikler, yerini hiçliğe bırakıyor. Adam dönüyor, bakıyor insana. İnsan gözlerini yere indirmiş, çaresizlikler içinde. Adam bakıyor, etkileniyor. Kadın gözlerini adamın gözlerine kaldırdığında ise: Her ikisi de yağmurlara tutuluyor.
Her ikisi de birbirini tanıyor
Aylar geçiyor, yıllar geçiyor. 2. yılın sonunda evlenmeye karar veriyorlar. Her ikisi de umutsuz, her ikisi çaresiz bir süreçten birbirini tamamlayan varlıklar olarak adlandırıyor kendilerini. Evlilik gelip çattığında ise, tüm umutsuzlukları bırakıp evleniyorlar.
Bir süre geçiyor ve bir bahar geride kalıyor
Sonbahar günlerinde bir ilişki yaşıyor bu umutsuz-çaresiz çift. Ertesi günler kadın tuhaf şeyler hissediyor, asla aklına gelmiyor içinde bir bebek yaşattığının. Kadın tuhaflaşıyor, ve bulanma başlıyordu. Kadın doktora gittiğinde ,öğreniyor içinde bir varlık yaşattığının. Kadın sokaklarda yürüyor, eve kadar ilerliyor, attığı her adam mutluluk kıvılcımları, kalbinde kelebekler uçuşarak gidiyor, hayattaki en değerli olana, eşine söylüyor bu durumu. Her ikisi de sevinç gözyaşları döküyorlar.
Gün gelip çatıyor, varlıkların en güzeli kendilerine göre: İkisinden bir parça
Dünyaya geliyor. Doğduğunda ağlıyor bebek, tıpkı her bebek gibi ağlıyor. Kuşkusuz sorsalardı bebeğe anne karnındayken: Dışarıda: Gök, yağmurlar, denizler, insanlar,yiyecekler var. Bebek kuşkusuz inanmazdı, çünkü görmüyordu. Bebek doğdu, artık bir zaman sonra erginliğe yetişti, ve genç bir kız oldu.
Bu 3 varlığı barındıran aile, mutluydu
Herkes mutlu ve umutluydu. Yaşama dair iyi tasarıları, hayalleri ve sevinç kıvılcımları vardı yangınlara çağıran. Bir gün bu 3 varlıklı aile, tatile çıkmaya karar verdiler, o kadar kaptırmışlardı ki dünyaya, her şeyleri sanki onlara Tanrının bir hediyesi olarak geliyordu. İlerlediler, gidecekleri varacakları yere. Ormanda, açık havada kamp yapacakları yere geldiklerinde ise, bir süre herkes kendi başına dağıldı. Sanki yılların sevin ve üzüntüler içinde geçen yıllara biraz olsun dinginlik istercesine.
Bu 3 aile çok tuhaf hissediyordu, çünkü gerçekten yalnızlık başlarına çark ettiğinde, hepsi tuhaflaşıyor ve garipleşiyordu
Orada bulunan bir mezar buldular, daha doğrusu mezarlıklar serisi, belkide bir köye aitti. Gidip bakmak istediler, gittiler, gezdiler içini. Biliyor musunuz? o kadar kasvetliydi ki mezarlığın içi, sanki oradan çıkıp bir adım geri adım atsak kurtulacak gibi hissediyorlardı. Çok kasvetliydi, çok sessizdi. Mezardan çıkarken küçük kız el salladı, nedensizce mezara karşı. Hepsi tuhaflaşıyor, ve oradan çıkıp ta ki akşam kamp ateşine kadar.
Nihayet varacakları yere geldiler
Bir süre konuştular. İçlerinde hepsi garip duygular besliyordu. Ve geceyi orada geçirmeyip yola koyulmaya karar verdiler. Çok karanlıktı hava, çok kasvetli, boğan bir havaydı. Rüzgarın ''uğultusu'' korkutuyordu genç kızı. Uçurumdan sonra ki son dönemece gelmişlerdi, kamp yaptıkları yerin üstüne, çok üstüne. Baba, bir anda kontrolü kaybetti. Evet tam o an, hepsinin yüzlerinde ki korkuyu, acıyı, ve hiçliği resmedebilir misiniz bana? ölüme bir adım kala, insanların yaşamış olduğu korkuyu? ve evet. Araba uçurumdan uçtu. Hepsi öldü. Tıpkı bir gün insanların öleceği gibi. Hepsi öldü.
Benim değerli dostlarım
Doğar doğmaz Allah'ın size verdiği ilk yasadır, bir gün tekrar var oluşunuz gibi dünyadan ayrıcalığınız konusu. Anaksagorasın bir terimi vardır: ''Var olanı bölme yoluyla kesmek-yok etmek imkansızdır.'' Siz dünyaya geldiğinizde, bir kere var oluyorsunuz ilk kez. Fakat öldüğünüzde asla bitmiyor yaşam, var olanı bölme yoluyla kesmek imkansızdır. Ölümü unutuyoruz, dünyanın içindeyken unutuyoruz ölümü, bir gün hepinizin öleceği günü düşünmesi gerekirken, nasıl da unutuyoruz dimi, herkesin bir derdi var, ama birçoğunun çözüm için atacak adımı yok.
En İyi Cevaplar