Yıl 1880. Yer Afrika..
Art arda bulunan hayvan leşleri, hiç yenmeden bırakılmış yavru zebra ve antiloplar, sadece kafası kopartılarak 500 metre uzaklıktaki bataklığa sürüklenmiş maymunlar ve çakallar araştırmacı ve yerlileri kuşkulandırmaya başlamıştı. Bu şekilde hayvanların öldürülmesi normal birşey değildi ve araştırmacılar 8 sene sürecek bu vahşetin henüz başında olduklarının farkında değillerdi.

Tüm bunlara sebep olan yöre halkında "Ölüm bekçisi" lakabını alan bir erkek aslandı. Bu erkek aslan diğer tüm aslanların aksine sosyallikten uzakta yalnız yaşıyor, sadece gece vakitleri katlediyor ve bazen kendi türünden aslanları bile yamyamca yiyordu. İlk başlarda insanlar Ölüm bekçisinin çok dominant ve güçlü bir erkek aslan olduğunu düşünselerde sonrasında bu aslanın aslında ürkek, sessiz ve çekingen bir aslan olduğu ortaya çıktı.
Belli bir bölgeye sahip olmayan, sürekli konum değiştiren Ölüm bekçisinin bazen geceleri kilometrelerce yol tepip kendisine daha sessiz bir yer aradığı da bu aslan hakkında sıkça söylenilenler arasındadır. Bir diğer söylenti ise bu erkek aslanın kurbanlarının kemiklerini haftalarca yanında taşıdığı yönündedir. Buda her kaldığı yerde insan kemiklerinin çıkması ile doğrulanmaktadır.
Ölüm bekçisi bir türlü dominant bir erkek olamadığı için bir süre sonra iyice yalnız bir hayvan haline geldi. 2 yaşından sonra küçük bir sürüye lider olan ölüm bekçisi 1 sene bile dolmadan bir başka erkek aslan tarafından saldırıya uğradı. Bu saldırıda yüzüne bir pençe darbesi isabet etti ve bu darbenin yarattığı yara izini yaklaşık 5 sene belirgin şekilde üzerinde taşıdı. Giderek avlanamayan, hantal, ürkek bir aslan haline gelen Ölüm bekçisi leşle beslenmeye ve bulduğu zayıf hayvanları yemeye başladı. İçinde kabaran öldürme duyguları onu hızlı bir şekilde katletmeye itti.

Sık sık maymun, çakal gibi kuvvetsiz hayvanları öldürüyor, leşini parçalıyor, kemiklerini etrafa dağıtıyordu. Hatta bir keresinde öldürdüğü yaşlı bir babunun kafasını parçalayıp beynini çıkardı ve bir su kaynağının kenarına öylece bıraktı. Yaklaşık 2 gün sonra bu su kaynağına gelen genç bir gezgin beyini öylece görünce şaşırdı ve az ilerideki parçalanmış babun cesedini fark etti. Ancak bunun normal bir durum olduğunu zannederek bisikletine atlayarak oradan uzaklaştı. Gencin daha sonra anlattıkları arasında akbabaların leşe fazla yaklaşmamaları da vardı. Demek ki o esnada Ölüm bekçisi yakınlardaydı. Ne tesadüftür ki 3 sene sonra bu gezginin kardeşi Ölüm bekçisinin kurbanı olacaktı.
Ölüm bekçisi 5 yaşından sonra ilk yamyamlığını yaptı. Çiftleşme döneminde sık yaşanan kavgalardan birinde ölen genç bir aslanın leşini yedi. Daha sonra eline geçen her fırsatta kendi türünü yemeye başladı. Özellikle zayıf kalan aslanları hedef seçiyor, aniden saldırıyor ve öldürüyordu. Yavru aslanlarda yemek menüsünde yer alıyordu. Sadece 1 senede 200 aslanı yediği rivayet edilse de bunun bir aslı yoktur.

12 Nisan 1881 yılında Serengeti ulusal parkı yakınlarında bağırsakları dışarı çıkarılmış, rektumundan kanlar fışkıran, genç bir dişi aslan tesadüfen burada zürafa avcılığı yapan 2 genç avcıya denk geldi. Avcıların ayaklarının dibine serildikten bir süre sonra ölen genç dişinin bu hali 2 avcıyı çok meraklandırdı. Böyle bir durum ilk defa başlarına gelen genç avcılar 300 metre kadar ilerideki çalılıkları kontrol ettiklerinde yüzü ve pençeleri kanlar içindeki Ölüm bekçisini gördüler. Avcılardan biri silahına sarılıp ateş etsede mermi isabet etmedi. Silah sesinden korkan Ölüm bekçisi hızla oradan uzaklaştı.
Kısa bir süre sonra 11 yaşındaki bir çocuk işçi sadece iç organları ve kalçası yenilmiş bir şekilde Ulusal parkın yaklaşık 1 km uzağında bulundu. İncelemelerde güçlü pençe darbeleri ile öldürülen küçük çocuğu yeme işleminin yarıda kaldığı da iddia edildi. Çok değil 1 ay sonra arabasını yol kenarına çeken İngiliz asıllı bir kişi vücudu parçalanmış bir şekilde bir kayanın üzerinde bulundu. Özenle çıkarılan kalp ve ciğerler yenmiş, bacaklarda diz kapaklarına kadar kemirilmişti. Boyundada geniş pençe izleri vardı. Bu olay birçok yetkili ve avcıyı harekete geçirdi.
Ancak bir şekilde durum farkındalığını kazanan aslan bir anda ortadan kayboldu. Avcılar yoğun araştırmalarına rağmen herhangi bir izine rastlamadılar. Bu araştırmalar sürerken Ölüm bekçisi kendini ufak sırtlan ininde saklayamamış ve bir karpuz tarlasına dalarak burada karpuz toplayan 30 yaşlarındaki kadın mevsimlik işçiyi bacak ve omuzlarından ısırarak savunmasız hale getirmiştir. Kadını sürükleyerek tarladan çıkarmaya çalışan azılı insan yiyici o esnada olayı gören bir başka işçi tarafından tırmıkla yaralanınca daha da öfkelenmiş ve tırmıklı işçiyi de 5 yerinden ısırarak yaralamıştır. Kadını kaldığı yerden tekrar ısırıp sürükleyen vahşi katil yaklaşık 3 gün boyunca bu kadını yemiş ve bir daha ortalıkta gözükmemiştir.

Ancak öldürme ve yeme hissine sahip olamayan hayvan artık çoktan bir "İnsan Yiyici" haline gelmişti. Bu vakitten sonra istesede normal bir hayvan olamayacak ve hayvan krallığındaki tüm insanları öldürüp yemeye çalışacaktır. Tüm bu insan etine alışma ve öldürme hissiyatı hayvanın içine iyice yerleşince 1882 yılında bir köye girmiş ve kimsenin ruhu bile duymadan ineklerini sağan 2 kadını kafalarına çok ağır pati darbeleri vurarak öldürmüştür. Öldürdüğü bu 2 kadını yeme fırsatı bulamadığı için hızlıca ahır kapısından kaçmıştır ve diğer bir kurbanı olan genç bir bisikletçiyi bu olaydan sadece 7 gün sonra öldürmüştür. Bisikletçiyi bir fundalığa götürerek vücudunun büyük bir kısmını yemiş, küçük bir kısmını ise parçalayıp bataklığın altına gömmüştür.
Daha sonrası için yemek depolayan insan yiyici acıktığında tekrar bataklığa dönüp çamuru kazıyor ve parçaları çıkarıp yiyordu. Bu vahşice katliamlarından sonra Ölüm bekçisi bir sakinleşme dönemine girdi. Uzun bir müddet sadece leşlerle beslendi ve günün tamamında uyudu. Bu sakinleşme döneminin ardından kilometrelerce yol tepeceği bir yolculuğa çıkan Ölüm bekçisi bu yolculuk boyunca bulduğu zayıf hayvanları öldürüp yedi. 1883 yılında Afrika savanalarında başlayan büyük kuralık haliyle her yeri yakıp kavurdu. Otçul hayvanlar ortalıktan elini ayağını çekerken İnsan yiyici aslan için yeni bir fırsat doğmuştu. Kurak mevsimde yeraltından su elde etmeye çalışan yaşlı bir kabile reisini önce ağır bir pati darbesi ile etkisiz hale getirdi.
Daha sonra uzun bir müddet sürükleyen Ölüm bekçisi kasıtlı olarak reisi sağ tutup canlı canlı yedi. Uzun ve acılı bir ölüm gören kabile reisinin cesedini 1 günden daha kısa bir sürede yiyen Ölüm bekçisi daha sonrada sanki iz bırakmamak istercesine kuma bir çukur açıp kemikleri gömdü. Üzerinide kumla kapattı. Ancak babasını arayan reisin oğlu kurumuş kan izlerini bir iz sürücü tutarak takip etti. Ve sonunda detaylı bir arama sonucunda babasının kemiklerine ulaştı. Reisi kullandığı bazı aksesuarlar sayesinde tanıyan oğlu Ölüm bekçisinin yakalanması için elinden geleni yapsa da izine bile ulaşamadı.

Ölüm bekçisi bir diğer kurbanını Tanzanya şehir merkezinin yakınlarından seçti. Bu kurbanda yaklaşık 30 yaşlarındaydı. Bir lastik ayakkabı satıcısı ve timsah avcısıydı. Ölüm bekçisi önce bacaklarından sıkıca ısırdığı kurbanın daha sonra boynunu kırdı ve sessiz bir bölgeye çekip yemeye başladı. Kurbanın yarısı bittiğinde bölgeden geçen bir araba sesinden rahatsız olarak bir gölge gibi oradan ayrıldı. Tekrar Serengeti Ulusal parkına dönen insan yiyici burada yaklaşık 1 sene hiçbir insanı öldürmeden yaşadı.
1885 yılında yine 30 yaşlarında bir ırgatı canlı canlı yedi. Bu arada bölgede sürekli artan hayvan ölümleri park görevlilerini harekete geçirdi. Ölüm bekçisi yine yakalanamasa da hakkında önemli ipuçlarına rastlandı. Hatta bir avcı Ölüm bekçisinin yerini tespit etti. Ama her insan yiyici gibi insan kokusu ve sesini uzaktan ayırabilen Ölüm bekçisi yine kaçmayı başardı. Fakat kaçtığı bir bölgede başka bir erkek aslanın saldırısına uğradı. Bu esnada yaralanan aslan güçten düştü ve menüyü sürüngenlere kadar indirdi. Her insan yiyici gibi hızla artan cinsel isteği onu başka dişi aslanların yavrularını öldürmeye yitti. Bu olayı gerçekleştirdikten sonra bütün dişiler tarafından reddedildiği rivayet edilir. Bir söylentiye göre reddeden dişileri parçalayıp yemiştir. Ama bunların aslı yoktur.

Ölüm bekçisinin izine tekrar ulaşıldığında Ölüm bekçisi başka bir sürüye katılmıştı. Ve kimse tarafından dikkat çekmediği için herhangi bir zarar görmedi. Bu ürkek aslan sadece 1 hafta bu sürüde yaşadıktan sonra kendini tekrar yalnızlığa sürdü ve yaraları iğileşip gücünü topladığında kendine yeni bir kurban aramaya başladı. Uzun arayışlar sonuç vermeyince tekrar bir köye daldı. Ve pusuya yatarak oradan geçen bir çocuğu acılı bir şekilde öldürdü. Çocuğu dişleyip sürüklerken birkaç köylü çığlıkları duyup koşmuştu. Ancak silahları olmayan köylüler her yeri kana batmış, iri görkemli aslandan korktular. Ve onlarda geri çekildiler. Kısa bir süre sonra 17 yaşında bir genç kızı parçalayan insan yiyici tekrar öldürme faaliyetine bir süre ara verdi. Verdiği aradan sonra özellikle köylülerden seçtiği yaklaşık 3 kişiyi öldürdü.
1886 yılında bu erkek aslan 2 park görevlisini de öldürüp yedi. Bu zamanlarda bir dişi ile çiftleşme onayı almayı başaran insan yiyici sonunda 5 yavru ve bir dişi sahibi olmayı da başardı.
1886 Temmuz ayında 7 görevli vücudu yara bere içinde koşan, yorgun bitkin bir orman adamına rastladılar. Orman adamı kendisini bir hayvanın canice öldürmek istediğini söyledi. Saldırıya uğradığını belirtti. Görevliler yaralı, çıplak orman adamından insan yiyicinin yerini söylemesini istediler. Büyük bir korku içerisinde olan orman adamı kendini toparlayarak görevlileri sık çalılıkların arasında kalan çukur bir alana götürdü. Görevlilerin ikisi tetikte kalırken diğerleri aşağıya indiler ve etrafı araştırmaya başladılar.

İnsan ve hayvan kemiklerine ulaşan görevliler dikenli çalıların arasına baktığında gözleri dehşetle açıldı. Çünkü burada insan kafatasları ve kol,bacak kemikleri toplanmıştı. Taşların üzerinde kurumuş kan lekesine rastlayan görevliler bu esnada Ölüm bekçisini fark ettiler. Görevlilerden biri uyuşturucu iğne atan tüfeğini ateşledi. Tam omuzundan uyuşturucuyu alan Ölüm bekçisi çok geçmeden olduğu yere yıkıldı. Görevliler hızla destek ekip çağırdı ve bir araçla gelen ekip insan yiyiciyi sıkıca bağlayarak geniş bir kafese kapattılar.
Ölüm bekçisi kafeste bir müddet kaldıktan sonra ziyaretçi akınından rahatsız olmaya başladı. Yetkililer bu hayvanı yeraltında sessiz bir zindana kapattılar. Hayatının geri kalan 1 senelik kısmını burada geçiren azılı insan yiyici gittikçe agresif bir hale gelince görevliler onu öldürmeye karar verdiler. 17 yaşındaki insan yiyici önce zehirlendi daha sonrada bir hayvan uzmanı tarafından kafası testereyle kesildi. Böylece 10 Şubat 1887'de Ölüm bekçisi öldü.
Ölümünün ardından hayvansever kesim bu ölümün bir vahşet olduğunu savunmaya başladı. Görevliler ise gerekenin yapıldığını savundu. Böylesinin herkes için daha iyi olacağını söylediler. 15 Şubat 1887'de cansız vücudu mumyalanan hayvan yaklaşık 3 sene sergilendi. Ancak insan yiyiciliği yeryüzünden silmek isteyen bir takım kişiler Ölüm bekçisinin mumyasını benzin dökerek ateşe verdiler. Onunla ilgili herşeyi yok ederek sonsuza denk olanların unutulmasını sağladılar.
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Kadın Emeği
Özel Günler & Hijyen
Cinsel Yaşam
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar