Es-selamu Aleyküm..

Zamanın bir ateş kıvılcımı gibi geçtiği şu asırda gün 25 saat bile olsa yetersiz kaldığını söyleyenler olacaktır elbet..
“Deccal kırk yıl yaşar. Onun bir yılı bir ay; bir ayı bir hafta; bir haftası bir gün; bir günü saat; bir saati ise, hurma ağacının bir yaprağının ateşte yandığı miktar kadardır. İki mescid (Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi) hariç her yere gider.”
(bk. Taberanî, el-Kebir, 24/169; Kenzu’l-ummal, h. no: 38779)
Bu yüzden geçip giden zamanı elde tutmak bir yana, onun hızına yetişmek bile zor olmuştur.
“Zaman öyle yaklaşır /peş peşe gelir / hızlanır ki, bir sene bir ay, bir ay bir hafta, bir hafta bir gün, bir gün bir saat, bir saat bir ateş kıvılcımı kadar olur.”
(bk. Tirmizi, Zühd,24)
Belki de o zaman, bu zamandır..
Kim bilir? Belki de yaklaşmaktadır..
Allah o günün fitnesinden korusun bizleri.
Ama bizim yapmamız gereken, hangi asırda olsak bile vakti ehemmiyetli bilmektir. Çünkü durmadan akıp giden ömrün nerede kesintiye uğrayacağını kimselere açık değildir..
Okuduğum bir kitaptan sizlere alıntı yapmak istiyorum, güzel bir nükte.. Okumanızı tavsiye ederim.
İnsanların Çoğu Zamanlarını Faydasız Şeylerle Zayi Etmektedirler
Ben ise insanların çoğunun zamanlarını boş işlerde acayip bir şekilde israf ettiklerini görüyorum. Uzun geceleri dahi boş boş konuşma veya içinde aşk şiirleri ile hikayeler bulunan kitaplan okumakla geçirirler, uzun günleri de uykuyla. Ya Dicle'nin kenarındadırlar veya çarşılarda. Ben bunları, gemi onlan alıp götürürken aralarında çene çalmaya devam eden fakat durumdan haberdar olmayan kimselere benzetiyorum.
İmam lbnu'l-Cevzi (rahmetullâhi aleyh) burada iki hikmetli kaideyi göz önüne getirmektedir:
- Vakitleri zayi eden hususlar daima iki kaynaktan ortaya çıkmaktadır: Birincisi, insanın içinde bulunduğu çevre. İkincisi, senin kendi nefsin.
- Zayi olan vakitlerini güzel kullanırsan vaktine yeni saatler kazandırmış olursun.
(Bkz. Salâhuddin Mahmûd, Keyfe Tudiru Vaktek.)
Sakın ola hakir görmeyesin küçük şeyleri,
Küçük çakıl taşlan oluşturur koca tepeleri.
Bundan dolayı vaktini değerlendiren insanın aslında ömür ve zaman hırsızı tembellerden zamanını çaldığını ve bunun için tetikte beklediğini görürsün.
Şair bu hususta şöyle demektedir:
Tıpkı bir hırsız gibi vaktini çal, yürütmeye bak,
Faydalarını güzellikte ve şakayla aşırmaya bak.
Temennilerle sakın ola vaktini boşa geçirmeyesin,
Bunlar yalan konuşan nefislerin bahaneleri, bilesin.
Hakim, edip, mahir insan, şair Safiyyuddin Hılli Divan'ında (s. 659) şöyle demektedir:
Seviyorum, insaflı olan arkadaşı ziyaretlerinde,
Bir gerekçeyle az gelip mazeret belirtiyor hem de.
Yalnızlığımı bulandıran hakkında bir fikrim bulunmuyor,
Keyif aldığım şeyleri çalıyor, ömrümden alıp zayi ediyor.
Yalnızlıklarımın en azını bile satmam asla,
Sahip olduğum bütün malların karşılığında.
Düşünce dünyamda kendi başıma gecelerim, Yarenlik eder aklım ve dostum olur fikrim.
Yalnızlığın manevi içkisinden her daim olurum coşkun,
Devam etmesini isterim buradaki sarhoşluk sürurunun.
Nazmın vezni ağır geldiğinde ruhumun çabasına,
Nesirle dinlenirim, kafiyeleri bırakırım bir yana.
Sözlerimi manalar için kalıplara sokarım,
Taşı yontarım ve de denizden avuçlarım.
Oturup kalkmayan misafirlerden kurtulma hususundaki nüktelerden birisi de büyük üstad, uzun yıllar yaşamış büyük alim, kendi zamanında hadisleri isnadlı rivayet edenlerin önderi, katip Ebu Ali Muhammed ibn Said ibn İbrahim ibn Said ibn Nebhân el-Bağdadi el-Kerhi'nin •(411/1020-511/1117) terceme-i halinde geçmektedir.
Ebü'l-Ala Muhammed ibn Ca'fer ibn Akil anlatıyor: Hadisle meşgul olanlar, hocamız İbn Nebhan'ın yanında uzun süre kalınca onlara,
"Hadi kalkın, hastam var." derdi.
Birkaç yıl hep bu şekilde devam etti. Artık şöyle diyorlardı:
"İbn Nebhan'ın hastası hiç iyileşmiyor."
[Dimyâti, el-Mustefad min Zeyli Târihi Bagdâd, s. 89.]
Allah şunu söyleyen şaire rahmet etsin:
Halk ile bir araya gelmenin bir anlamı yok,
Kilu kal şeklindeki hezeyanlardan başka.
Artık insanlarla toplanmayı azaltmaya bak,
İlim elde etmek, halini düzeltmek maksadıyla.
[Allame Ahmed Kallaş Min Bedii'l-Hihem'den, s. 86.]
Merhum Bozkırlı Mustafa Efendi'nin de böyle olduğu söylenir.
"Fetva sormaya gelenler beni evde bulamazlarsa mesuliyet altında kalırım." düşüncesiyle düğünlere, sohbetlere, yemeklere gitmezmiş. Sual sormaya geleni içeri buyur eder, sorusunu alıp cevabını verdikten sonra bir şeker ikram ederek hemen gönderirmiş.
Sebebi sorulduğunda da, "Onlara genişlik gösterirsen burayı mesken edinirler" demiştir.
Bursevi de şöyle demektedir:
"İlim ve mevki sahibi kimselerin yanına varan anlayışlı kişiler az konuşurlar, tez kalkarlar. Ahmaklar ise zamansız gelirler ve çok otururlar."
[Ruhu'l-Beyan, VII, 214.]
[Zamanın Kıymeti - Abdülfettah Ebu Gudde]
İsterdim ki daha güzel bir paylaşım olsun, ancak eldeki imkanlar neticesinde..
Bereketli bir ömür dileğiyle,
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Kadın Emeği
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar