Kadınların ilişkilerden uzaklaşması sizce gerçekten ‘duygusal emek yorgunluğu’ mu?

Son zamanlarda özellikle Z kuşağı kadınlarının ilişkilere karşı iyice mesafe aldığını fark etmişsinizdir. Bunun nedeni aslında “aşka inanmamak” ya da “kimseyi beğenmemek” değil; tamamen duygusal olarak yorulmak. Çünkü ilişki dendiğinde kadınlar kendilerini partnerlerinin hem sevgilisi, hem moral koçu, hem de terapisti gibi hissetmeye başlıyor.

Erkeklerin çoğu duygusal olarak kapalı yetiştirildiği için stres, başarısızlık, yalnızlık gibi durumlarda destek alacak sağlam bir arkadaş ağı olmuyor. Bu durumda bütün yük otomatik olarak partnerin sırtına biniyor. Kadınlar ise bunu artık “ilişkinin doğal bir görevi” olarak görmüyor; çünkü gerçekten değil. Stanford araştırmacılarının “erkek dadılığı” diye tanımladığı şey tam olarak bu: erkeğin duygusal yükünü tamamen kadının taşıması.

Kadınların ilişkilerden uzaklaşması sizce gerçekten ‘duygusal emek yorgunluğu’ mu?

Ama Z kuşağı buna tahammül etmiyor. Artık kimse, “Ben böyleyim, konuşmayı sevmem” diyerek duygusal sorumluluk almaktan kaçan bir partnerle vakit kaybetmek istemiyor. İlişki eğer karşılıklı emek gerektiriyorsa, aynı yük başka bir tarafa yığıldığında ilişki olmaktan çıkıyor ve tamamen yorucu bir duygu maratonuna dönüşüyor.

Kadınların ilişkilerden uzaklaşması sizce gerçekten ‘duygusal emek yorgunluğu’ mu?

Z kuşağı kadınları da bunu çok net görüyor. Bir şey yolunda gitmiyorsa “belki zamanla düzelir” diye yıllarca beklemek yerine, “Ben bu yükü tek başıma taşımayacağım” diyerek uzaklaşıyorlar. Bu uzaklaşma bir pes etmek değil; kendi ruh sağlığını koruma refleksi.

Kısacası kadınlar ilişkiden değil, tek taraflı duygusal yük taşımaktan uzaklaşıyor. Artık “sevgi varsa her şey katlanılır” döneminden çıkıldı; yerini “sevgi varsa emek de iki taraftan gelir” anlayışı aldı.

Kadınların ilişkilerden uzaklaşması sizce gerçekten ‘duygusal emek yorgunluğu’ mu?
Cevapla