Gözyaşları Parlayan Kadınları Aldatmayın

İlk görüşte aşk şöyle dursun ; zamanla kendini hissettirecek olan sevginin, hasretin, özlemin dahi adının aşk olduğuna inanmıyordum. Taa ki "o" nunla karşılaşana kadar. Bunca zamandır olması gereken buymuş gibi.. Yanlızca doğru zamanı bekliyormuş gibi..

Hani korku filmi izlerken ne kadar korkarsanız korkun gerçek olmayacağını bilirsinizya.. Aşk filmi izlemekte öyleydi oysa benim için. Ne kadar mutlu olursan ol Aşk diye bir şey yoktu. Sihirdi belkide anlattıkları şey o filmlerde. O gün o büyünün esiri oldum bende istemeksizin. O kadar güzeldi ki.. Karşımda durmuş gözlerinin içi gülümsüyordu. Hiç bir şey yapmadı. Yanlızca gülümsedi. Ağzımın istemsizce açıldığından ve dudak hatlarımın hafifçe gülümsercesine bir his uyandırarak kıvrıldığından bir haberdim.

Gözyaşları Parlayan Kadınları Aldatmayın

Merhaba diyebildim yanlızca. Eli elime değdiğinde ise kolum vücudumun bir uzvu değildi artık. Ona aitti. Tıpkı vücudumun geriye kalanı ve ruhum gibi.. O inatla reddettiğim şey eninde sonunda bulmuştu beni. Gafil avlanmıştım. İçten içe varlığını kabul ettiğim şeyin ; varolmadığını sayısız kez kendi kendime telkin ederek inandırmıştım benliğimi. Ama aşktı bu. İnanmayan herkezi tanrısal bir kudretle cezalandırıyordu sanki. Ne kadar inanmazsan o kadar yanıyordun karşına çıkarttığı melek suretli şeytanın pençelerinde. O melek sizi önce uyuşturucu kullanan bir genç kadar çaresiz bırakacak şekilde bağlıyor kendine, ardından ise ruhunuzun bağımlı olduğu şeyi ; Kokusunu, tenini, şevkatini saklayıveriyordu sizden. Sizin dilediğiniz bütün özürler karanlık bir odada, amacı olmayan bir günah çıkartma ayininden farksızdı.

Ziraa o tanrıydı. Ve siz yanlış kişiden af diliyordunuz.

Sahi ya bende bir senemi o meleğe adadım. Ben yanlızca bedenine sahip olmak istemedim hiç bir zaman. Kimi gülüşüne aşık olur.. Kimi gözlerine..
Yanlızca ilk görüşte yaptığım şey buydu sanırım. Ancak zamanla ondaki yaşama sevinciydi beni ona bağlayan. Yaptığı çılgınlıklar.. Umursamaz oluşuna aşıktım ben onun. Herkesin içinde kimin ne düşündüğü umursamadan dudaklarımı esir edişiydi onu umursamaz yapan.. Bir anda belimden sarılıp benimle birlikte denize atlamasıydı onu çılgın yapan.. Bende ne buldu bilmiyorum. Ancak vazgeçmeyecektik birbirimizden.

Tek sorun.. Yanlızca fazla sıcaktı. Güneş gibi. Elinizde tutamayacağınız kadar sıcak. Uzaklaşamayacağınız kadar gerekliydi. Ne tamamen sahip olmanıza izin veriyor ne de uzaklaşmanıza. Arafta gibi. Ve ben en büyük hatayı yaptım. Değişmesini istedim. Bütün olarak aşık olduğum kadının değişmesini istedim. Ona tamamiyle sahip olmak istedim. Kıskandım. Ancak o öyle biri değildi ki. Onu montunuzun içine sokup saklayamazdınız. Sizi yakıp kül ederdi. Yanlızca yanınızda taşıyabilir ve sizi ısıtmasını isteyebilirdiniz. Elbette üşüyen çok fazla kişi bu sıcaklıktan faydalanmak isteyince saklamaktan başka çareniz kalmıyor. Sizi kül edeceğini bile bile saklamak zorundasınız. Bende öyle yaptım. Yanlızca sakladım. Bütün hatam buydu. Ve o gitti. Önce beni kül etti ardından gitti. O gitti ve ben yanlızca üşüdüm. Ziraa yapabileceğim tek şey üşümekti.

Bir insan nasıl birlikte olmadığı birini aldatabilir ? Teorik olarak mümkün olmayan şeyleri mümkün kılan şeyin adıdır aşk dedikleri..

Üç ay kadar sonra başka biri çıktı karşıma. Yanlızca üşümek istemiyordum artık. Üstelik kül etmeyecekti beni. Çılgın değildi. Umursamaz değildi. Çünkü o aşık olduğum güneş değildi... Beni çok daha mutlu edebileceğini düşündüm önce. Çünkü onu istediğim gibi saklayabiliyordum erkek denen yaratıklardan. Kıskanmam gerekmiyordu. Ancak bu zihnimin bana oynadığı bir oyundu yanlızca. Zihnim onu güneşin yerine koyuyor ve ben buna engel olamıyordum. Zamanla aklımın bana oynadığı oyunlar neticesinde ona güneşin ismiyle seslenmek gibi bir hataya düştüm ve bitti. Hayatımda kimse yoktu artık.

Düşüncelerimle baş başaydım. Güneşi aldatmıştım. Yanımda değildi belki aklımdaydı yanlızca. Önemi yok. Ben onu aldatmıştım ! Fırtınalı denizle boğuşmaktan bitkin düşmüş korkak bir kaptan gibi bulduğum ilk limana sığınmayı tercih etmiştim. Devam edebilirdim. O fırtınalı okyanusu aşıp "güneş"li günlerin olduğu sahillere gidebilirdim. Ama bir korkak gibi kaçmayı tercih ettim. Üstelik bana zor günlerimde sahip çıkan o limanıda yıkıvermiştim haftalar içerisinde. Günler günleri aylar ayları kovaladı. Ve bir mesaj ! Tanrısal bir haber gibi. Bir içgüdü. İçimden bir ses mesajın ondan geldiğini söylüyordu bana. Telefonun ekranını açtığımda onunla karşılaştım her zamanki gibi. Gülümseyerek gözlerimin içine bakıyordu.

Hiç değiştirmemiştim fotoğrafını. Onun sureti hep gülümsemeliydi. Belkide son kez gördüğümün aksine gözyaşları parlamamalıydı. Belkide bilinç altımdaki o ağlayan sureti aklımdan atmak için o gülümseyen fotoğrafı hiç değiştirmemiştim. Haklıydım ! Mesaj ondandı. Yanlızca özlediğini söylüyordu. Tek kelime. Özledim ! Bu sırada hatırladığım tek şey göz kapaklarımı yararcasına dışarı çıkmak isteyen göz yaşlarımdı. Ama yapmadım. Sımsıkı kapattım gözlerimi. Bu sırada gözümden akan 2 damla yaşa engel olamadım elbette. Düşün Alp düşün. İçimden bir ses sürekli bunu telkin ediyordu.

Aradan 1 sene geçmişti neredeyse. Ve o geri dönmüştü. Nasıl oldu bilmiyorum. Bir insan kendini ağlatan birini neden özlerdi ki ? "Bende" diyebildim yanlızca. Daha sonra sadece bir sonra ki gün için beni bir kafeye davet etti. Heey ! Bir dakika dedim o an kendi kendime. İlk karşılaştığımız yerden bahsediyordu. Tek bir soru sordu ve 4 te orada olmamı istedi. Karşılaştığımız tarih neydi ? Neydi be söylesene Alp ! İç sesimle kavga ederken her şeyi hatırladığımı ama o tarihi hatırlamadığımı itiraf etmek zorunda kaldım. Yanlızca yarın orada ol dedi.Tamam diyebildim ona. Evet saat 4 te oradaydım.Önünde durdum o kafenin dizlerimde ve dirseklerimde bir hissizlik oluştuğunu hissettim. İçimde ki heyecanı kelimelerle tarif edebileceğimi sanmıyorum.

Usulca içeri girdim. Oradaydı. İlk günkü gibi gülümsüyordu. İlk günkü anılarım gözümün önüne gelmeye başlamıştı ve geldikçe gözlerim doluyordu. Engel olamıyordum ne anılara.. ne göz yaşlarıma.. Aynı elbise. Aynı ayakkabılar. Aynı ruj. Aynı hisler.. Yanına nasıl gittiğimi bilmiyorum. Saati işaret etti ben ona aptal aptal bakarken. Gözümden akan yaşı sildikten sonra hafifçe saate baktım. 4 ü 9 geçiyordu. Biz bugün bu saatte karşılaşmıştık dedi usulca. Ben utancımdan ne diyeceğimi bilemedim. Yanlızca sustum ve aşık olduğum kadına bakmaya devam ettim. Gülümsüyordu. Ben yaptıklarımın bedelini öderken o yanlızca zaferini kutluyordu...

İnsanların zaman kavramını yitirdikleri anlar vardır. Kimi umursamaz olduğu için kaybeder zamanını.. Kimi fazla umursadığı için.. Bazıları ise aşık olduğu için.

Ve ben kaybettim. Hem zamanı. Hem kendimi. Bu kadar.

Gözyaşları Parlayan Kadınları Aldatmayın
Cevapla