Bizim hikayemiz pek çokları gibi mutlu değildi. Biz birini sevdiğimiz zaman programlanmış gibi o da bizi sevmedi. Ne kadar sevdiysek o kadar sustuk biz.
İlk kez burada sizlere dinlendirmek istedim. İlk hayalimi, ilk hayal kırıklığımı. Hiç kimseye anlatılmamış, bastırılmış duygularımı paylaşacağım. Belki bir yakınış belki bir iç döküş..
Lisedeydim. Lise 2. Sene 2010.
Çocukluktan genç kızlığa geçiş olan o iğrenç ergenlik bunalımımı yeni atmıştım. Hayata ilk kez genç kız gibi neşeyle bakmaya başlamıştım. İçimde yaşayan, salıverilip mutluluğa uçmaya çalışan kelebekler vardı. Ama hayat o kadar neşeli değildi. O Türk toplum baskısıyla öldü kelebeklerim. Kaşları çatık baba figürü karşımdaydı.
Dışarı çıkmak yasak. İstediğini giymek yasak. AŞIK OLMAK YASAK.
Bu cümlelerle başladı gençlik heyecanım.. Çöldeki gülüm, sevdiğim bu cümlelerin içinde girdi kalbime..
Durdurmaya çalıştıkça içimde büyüyen, engel olamadığım bir hastalık gibiydi aşk. Büyüdükçe büyüdü. Ama yasaktı bana aşk. Bütün yollar kapalıydı. Söyleyemezdim. Yaşayamazdım. Hem o zamanlar daha oturmamış bir yüzüm, oturmamış bir fiziğim vardı. Şimdikilerin kezban dediği o kızın tam karşılığıydım. O ise çok yakışıklıydı..
Kezban prense aşık oldu.

Prensin bir de prensesi vardı. Ama bu onun deli gibi sevilmesine engel değildi. Zaten kız uzaktaydı çok nadir görüyordum onları yan yana. Tek rahatlığım buydu. Bu kadar kısıtlanmış bir aşkı yaşarken yine de mutluydum. Bir tek selamıyla günüm aydınlanır, gözlerim parlardı. Tuttuğum günlüğe sadece onunla geçen zamanları yazardım. Yüzümde engel olamadığım bir gülümsemeyle yarım saati geçmeyen arkadaşça sohbetlerimizi yazardım.. Yaşayabileceğim en büyük mutluluk buydu ama bana fazlasıyla yetiyordu.
Sene 2011 oldu. Hem 2010 hem 2011 senelerini dolu dolu onun aşkıyla geçirdim. Ne ona söyleyebildim ne bir arkadaşıma. Yasatı çünkü Anadolu'nun bağrında genç kız olmuş bu kıza sevmek yasaktı. El alem ne derdi değil mi?
2011 senesinde sevgilisinden ayrıldı. Ama bu beni mutlu etmedi. Hatta çok üzüldüm. Çünkü o benim değildi, hiçbir zaman da olmayacaktı ve ben o ikisinin aşkını kabullenmiştim.. Peki şimdi o kimin olacaktı? Kiminle yan yana duruşlarına alışmak zorunda kalacaktım?
Evet asıl acıklı hikayem burada başlıyor.
Öyle büyük bir acıydı ki canım çekiliyor sandım.
Bütün çocukluğumu geçirdiğim, yapışık ikizler gibi büyüdüğüm, kardeşim can dostum dediğim en kıymetlimle beraber oldular. Yapacak hiçbir şeyim yoktu. Dinin, toplumun, babamın, el alemin, fiziki görüntümün bana biçtiği rol buydu. Kabullenmek zorundaydım. Onların mutluluğuna ortak olmak zorundaydım. O günden hatırladığım pek bir şey yok. Eve gidip kimse görmesin diye kendimi tuvalete kapatıp sesim dışarı çıkmasın diye ağzımı kapatıp ağladığım o andan başka bir şey hatırlamıyorum.

Ama sonrasını hiç unutmadım. Sınıfımdaki yakın arkadaşlarımdan birini tahtaya ikisinin adını yazarken görmüş, içimden ne olur yapma demiştim. Başka birini onları överken duymuş içimden yalvarırım sus demiştim. :) Keşke bununla sınırlı kalsaydı. Can dostum dediğim kişi utanıyor, ne olur sen de yanımda dur diyordu. Artık yapışık ikizler değil, yapışık üçüzler olmuştuk..
Dostum dediğim insanı beni defalarca mağlup etmiş bir rakip gibi görmeye başlamış, ezildikçe ezilmiştim.

Ama onun için değerdi. 10 senelik dostluktu bizimki, imrenilecek bir dostluktu. 'Tu' diyorum çünkü bu sözleri söylediğim dostum aşkı bulunca ne selamı ne sabahı bıraktı. Bir nasılsın sorusunu dahi esirger oldu. 'Benim dostluğum yanıma birini bulana kadardı.' dedi resmen hareketleriyle..
Neyse.. 16 yaşındaki genç kız büyüdü. Şimdi 21 yaşında. Fiziki görünüşü ve karamsar ruh hali epey değişti. Hem güzelleşti hem güçlendi. Ama toplumun ona biçtiği rol hala aynı. Artık toplum baskısından değil, o zamanki kabullenmişlikten, o öğrenilmiş çaresizlikten dolayı yine susuyor. Yine tuvaletlerde ağlıyor. Şimdi hiç haberi ve suçu olmayan o yakışıklı prens başka kollarda ve arkadaş bile değiller..
Silinip atılmış, unutulmuş birisi olarak yazıyorum bu boş hikayemi. Ama hiç unutmamış..

Kızgın değilim.. Beni susmaya mahkum eden toplumu da, el alemi de, babamı da affettim ben. Ama unutmadım. Hiç unutmadım. Daha anlatılacak, yazılacak çok şey var. Ama bu kendini toplumda bir fazlalık gibi görmüş genç kız için fazla bile oldu. Umarım sıkmadım sizi. Bir an olsun toplumdaki varlığımızı anlatabildiysem ne mutlu. Belki ezik, belki ergen, belki kezban diyeceksiniz okurken, öyle belki ama bilin ki samimi..
Okuyup içimde kabuk bağlamış bu yarayı paylaştığınız için teşekkür ederken sizlere o zamanlarda bana dert ortağı olmuş bu eseri bırakıyorum.
Hoşçakalın.
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Kadın Emeği
Özel Günler & Hijyen
Cinsel Yaşam
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar