Belki de Deliyim

Hikayemin 4. bölümü bu. Eğer ilk üç bölümü okumaz iseniz, anlamayabilirsiniz. Vaktiniz var ise okuyun. Şimdiden teşekkürler.


Başlangıç İçin Tıklayınız


Günlerce Derdimi Anlatmak İçin Uğraştım


Telefonumu açmıyor, mesajlarıma cevap vermiyordu. Boynumdaki kan lekesinin kediye ait olduğunu, gelirken başımdan geçenleri bir bir anlatan ve onu çok sevdiğimi belirten mesajları her gün bıkmadan usanmadan yolladım. Rahatsız eden takıntılı sevgili pozisyonuna düşmemek için evine veya iş yerinin çıkışına hiç gitmedim. Tek dileğim bana inanması ve dinlemesiydi.

Belkide Deliyim


Yapmam gereken sabırla beklemekti. Onun da beni sevdiğini biliyordum çünkü. Kendince mantıklı hareket etmeye çalışıyor ve problemsiz bir evlilik hayatı olsun istiyordu.


Kedim Taburcu Oldu


Tam 12 gün sonra kedim taburcu oldu. Evet o artık benim kedimdi. Aldım ve eve götürdüm. Tamamen iyileşmesi aylar sürdü. Veterinere rica ettim ve kedinin hastaneye kayıt ediliş tarihinin ve sebebinin yazılı olduğu ekranın fotoğrafını çekip sevgilime attım. Altınada ekledim. "Yemin ediyorum bu kedinin kanıydı boynumdaki" Hiç umudum olmadığı halde anında cevap geldi. "Sana inanıyorum ama tekrar birlikte olabileceğimizi sanmıyorum"


Başka Problemler Olmalı


Gelen mesajla birlikte yıkıldım. Aklımdan binlerce senaryo ürettim. Demek ki tek sorun benim hastanelere gitmem değilmiş. Acaba başka biri mi var?, Evlilik teklifini duyunca buna hazır olmadığını mı düşündü?, Belki de ailesi benimle evlenmesini istemiyordu. Bilemiyorum. Onunla konuşmadan bu sorulara cevap bulmam imkansızdı ama konuşmaya yanaşmıyordu hiç. En kötüsüde yapmadığım bir şey yüzünden ilişkimin bitmesiydi. Kabullenemiyordum ama elimden hiçbir şey gelmiyordu. Ben hayatımda kendimi bu kadar çaresiz hissetmemiştim.

Belki de Deliyim


Acının anlamı


Ayrılık acısını en yoğun duygularla yaşıyordum. Bazı geceler dayanılmaz hale geliyordu, bir türlü ağlayamıyordum. Ağlarsam rahatlayacakmışım gibi hissediyordum, ağlayamıyordum. Gözümden yaş gelmiyordu belki ama kalbimden kanlar akıyordu. Geçer mi, alışır mıyım? bilmiyordum, acıtıyordu. Unutmaya çabalamak istemiyordum. Acı veriyordu yaşadıklarım, acının geçmesi demek onu unuttum demekti. Onu hayatımın merkezine oturtmak bir hata idi belki ama bu benim tercihim. Sevgiyinin kolay bulunmadığını biliyordum. Bulmuşken bu kadar kolay kaybetmek kanayan yarama tuz gibiydi.


Hastanelere Tekrar Gitmeye Karar Verdim


Günler sonra kendimi yine bir hastanenin acil servisinde buldum. O ilk günlerdeki gibi istekli ve heyecanlı değildim. Hastane oldukça durgun ve kimsenin yardıma ihtiyacı yokmuş gibiydi. Bir kaç kişi görüyordum yalnız gelen veya yardıma ihtiyacı olan ama yanlarına gitmeye çekiniyordum. Yapamıyordum. İçimden gelmiyordu. Zorlamanın alemi yoktu belkide. Son bir sigara içip eve gitmeye karar vermiştim. Sigaramı yaktım ve onlar geldi.


100 kiloluk Kız ve Annesi


Daha sigaram yarıya bile gelmemişti ki bir araba yaklaştı acil kapısına doğru. Farları gözümü aldı. Kötü bir şey çıkacak o arabadan hissetmiştim. Kanlar içinde birisini görmekten korkuyordum. Dayanamayabilirdim bu defa. Psikolojim hazır değildi sanki. Hiç ilgilenmeden gitmeyi düşünürken sürücü koltuğundan 25 yaşlarında ama kilosu sebebiyle 30 üstü gösteren bir kadın indi. Arabadan indiği anda arabanın sol tarafı yükseldi. Kız daha kendisi hareket edemiyor ama arka koltukta annesi vardı.


Hemen Yanlarına Gittim


Sedye buldum bir tane ve hemen yanlarına gittim. "Yardımcı olayım size, ne oldu?" dedim. Annesinin evde düştüşünü söyledi. Bende "dokunmayalım o zaman, ben hemen bir sağlık görevlisi çağırayım, kırık falan varsa yanlış bir şey yapabiliriz" dediğim sırada annesi kusmaya başladı. Kızda sinirli bir şekilde "Off Allah' ım ya ben ne yapacağım şimdi" diyerek ağlamaya başladı. Annesini kolundan çekiştirip dışarı doğru çekmeye çalıştı. O sırada bana ne olduysa acaip sinirlendim ve "Ne demek lan ne yapacağım? temizleyeceksin" dedim. Kızda annesinin kusmuklarına aldırış etmeden annesine sarıldı ve sedyeye kendi başına almaya çalıştı. Ben annesine arabasına kustuğu için sinirleniyor sandım. Halbuki o bir an önce annesini doktora göstermek için çabalıyordu. Benim "sağlık görevlisi çağıralım" dediğimi duymamış bile.


Vicdan Azabı


Annesini sedyeye mecburen biz aldık ve hemen sarı odaya gittik. Ben onları orada bırakıp çıktım. Başka hastalara bakarım diye. 15-20 dakika sonra gördüm tekrar. Sedye ile bir yere gitmeye çalışıyordu. Muhtemelen röntgen odasına gidiyordu. O kadar şişmandı ki zor hareket ediyordu. Neden bilmiyorum ama hiç içimden gelmedi yanına gitmek. Görmemezlikten gelip, doğru eve gittim. Bir daha da hastaneye falan gitmem diye geçirdim içimden. Saçmalık.


Eve geldim ama vicdanım rahat vermiyordu. Herkese yardımcı olan ben, o kız şişman diye ondan uzak durmuştum. Ona sinirli davranmıştım. Duş alıp uyumak en iyi seçenek gibi görünüyordu ama resmen yatakta vicdanımla savaş yaptım.


Hemen Hastaneye Tekrar Gittim


Koşarak röntgen odasının önüne gittim ve içerde hasta yoktu. Acilin her yerine baktım ama bulamadım. 2 saastten fazla süre geçmişti. Muhtemelen gittiler diye düşünürken kantine bakmak aklıma geldi. O kız yemek yemeden duramazdı gibi bir fikre kapıldım. Çok saçma ama içimden geçenler böyleydi. Kantine gittim ve bir başkakadınla masada oturmuş kahve içiyorlardı. Bir yandan da telefonla konuşuyordu. Hemen yanlarına gittim ve


Geçmiş olsun


-Teşekkürler, sağolun


Nesi varmış hanımefendinin


-Kalçası kırılmış, müşaade odasında şimdi ambulans bekliyoruz.


Neden ambulans bekliyorsunuz


-Kalça protez ameliyatı olması gerekiyor. Özel hastanede yaptıracağız. Sevk için ambulans gelecek.


Anladım, çok geçmiş olsun tekrar dedimve gitmeye hazırlanıyordum ki


-Siz neden burdasınız?


Ben mi? (Biraz duraksadım) Annem, annem burada benimde. Kanında enfeksiyon var. 4. katta yatıyor. Yarın taburcu olacak inşallah


-Sizede çok geçmiş olsun, buyrun oturun, ayakta kalmayın


"Bi kahve alıp, geliyorum" dedim ve oturdum masalarına.

Belki de Deliyim


Pasta Aldım ve Geçmiş Olsun'a Gittim


Saatlerce oturduk ve sohbet ettik. Ambulans geldiğinde ve gittiklerinde artık hangi hastanede ameliyat edileceğini biliyordum annesinin. 2 gün sonra ziyarete gittim. Giderkende çiçek olmaz, çikolata olmaz, eli boş gitmekte olmaz derken mükemmel görünümlü frambuazlı pasta alıp gittim hastaneye. Geçmiş olsun dedim, biraz sohbet ettik ve iyice arkadaş olduk onunla. (Pastanın hepsini o yedi)


Ayrılık Acıma İyi Geliyordu


Ona acıyor muydum?, Yoksa bencillik edip psikolojime iyi geldiği için mi? bilmiyordum ama onunla vakit geçirmek hoşuma gitmeye başlamıştı. Belkide zayıflamasına yardımcı olabilirdim. Yıllardır spor yaptığım için bu konuda oldukça bilgiliydim üstelik.


Bu arada birbirimizi sosyal medyadan ekledik. Facebook ve Instagram hesaplarındaki fotoraflarda hiç yalnız başına çekilmiş bir fotoğrafı yoktu. Hep arkadaşlarıyla, ailesiyle vücudunu saklayarak verilmiş pozlar. Takip ettiği siteler "Sağlıklı Yaşam, Dengeli Beslenme, Spor" içerikli sayfalar genelde. Yok denecek kadar az ve sadece aileden oluşan arkadaşları ve takipçileri vardı. Onu takip eden tek yabancı bendim.


İyice İlgilenmeye Başladım


Ona bir şekilde durumu anlattım ve annesi taburcu olduktan sonra spora başlaması için söz aldım. Maddi sıkıntısı yoktu. Diyetisyene gitmesini önerdim ve yediği içtiği her şeyin resmini öğün öğün bana atmasını istedim. Bu onuda heyecanlandırdı ve yaklaşık iki hafta sonra diyetisyene gitti. İlk tartıldığında 98 kilo çıktı 168 boy ile yokuşta düşse yuvarlanır bir vücudu vardı. İş çıkışında onunla buluşup 1 saat kadar beraber yürümeye başladık. Mutluluğu görülmeye değerdi. Belkide hayatında ilk defa birisi onunla ilgileniyordu. Sabah, öğlen, akşam ve ara öğünlerde yediklerinin resimlerini bana atıp, nasıl diye soruyordu. Diyet listesine aykırı bir şey görmediğim halde "o peynir biraz fazla mı?, ekmek tam buğday değil mi?" gibi yalanda sorular soruyordum. Bazı gece yarılarında açılmamış Nutella kavanozunun fotosunu atıp, "ne yapayım?" diye soruyordu. Bende genelde "onu yersen seni gebertirim" gibi esprili cevaplar veriyordum. İkimiz de mutlu oluyorduk.


Hastaneye Gitmek Aklıma Bile Gelmiyordu


Onunla ilgilenmekten hastaneye gitmeye fırsat bulamıyordum. Yürüyüşler bana da iyi geliyordu. O zayıflarken bende sevgilimi unutuyordum. Bir ayın sonunda yaptırdığı ölçümlerde tam 6 kilo verdi ve bunun 4 kilogramı tamamen yağ idi. Diyetisyeni çok başarılı olduğunu ve bu şekilde devam ederse 1 sene sonra istediği vücuda kavuşabileceğini söyledi. Aramızda çok kuvvetli bir arkadaşlık bağı oluştu. En azından ben öyle düşünüyordum. Bir çok konuda fikirlerimiz aynıydı ve arkadaş olmamamız için hiçbir sebep yoktu.


Sevgilim Mesaj Yazdı


Tam kendimi çok iyi hissetmeye başlamıştım ki sevgilim "Seninle konuşmamız lazım" diye bir mesaj attı. Sanki hiç ayrılmamışız gibi hissettim. "İstediğin zaman, istediğin yerde hayatım" yazdım bende. Ertesi gün ilk buluştuğumuz cafede buluştuk. Uzun uzun konuştuk ve bana bir şans daha vermek istediğini söyledi. Bu sırada telefonuma arkadaşımdan mesajlar geliyordu. O sırada onunla ilgilenemedim ama eve gidince yazacaktım nasılsa...


Arkadaşlar devamını haftaya cumartesi yazacağım. Sakın bana kızmayın çünkü çok uzun oldu ve yeterli vaktim yok.

Belki de Deliyim
Cevapla