Dünyalar ayaklarıma serilse de çocukluğumdaki o eski maneviyatı ve samimiyeti özleyen sadece ben miyim?

1997’liyim.

Geçmişten bugüne çok şeyi net hatırlamıyorum ama şunu biliyorum:

Huzurlu ve mutlu olduğum zamanlar çocukluğumdaydı.

Çocukken kendimi daha güvende hissediyordum.

Bu ülkede, bu dünyada bir yere ait olduğumu hissediyordum.

Her şey daha masumdu, daha doğaldı.

Kalabalık sofraları özlüyorum.

Akraba ilişkilerini, eski bayramları, gelenekleri…

İnsanların gerçekten bir arada olduğu zamanları.

Bugün nankörlük gibi olmasın ama

hiçbir şey mutlu etmiyor.

İstediğim her şeye sahip olsam, dünya ayaklarımın altına serilse bile

aklım, ruhum, kalbim geçmişte kaldı.

Şimdi o kalabalıklar bile sahte gibi geliyor.

Derin bağlar yok.

Herkes hipnoz edilmiş gibi küçük ekranlara bakıp dalıp gidiyor.

Sohbetin tadı yok, temasın anlamı yok.

O zamanların huzurunu arıyorum.

Maneviyatını, samimiyetini, doğallığını arıyorum.

Belki de mesele doyumsuzluk değil…

Belki ruhumuzun beslendiği şeyler artık çok az. Paketler güzel içleri boş...😏

Dünyalar ayaklarıma serilse de çocukluğumdaki o eski maneviyatı ve samimiyeti özleyen sadece ben miyim?
Cevapla