Herkes "Senin kaç tane gerçek dostun var?" diye sorar. Ancak kimse sormaz! Sen birine gerçek dost olabildin mi?

Hani o en zor günün de…
Hani o en derin acı içinde kıvranırken…
Sağına, soluna, önüne, arkana baktığın da…
Arayıp da göremediğin de…
“Hani benim dostlarım neredeler?
Neden ben bugün bu haldeyken yanımda değiller?
Neden gelmediler, nere de kaldılar? gelmeyecekler mi yoksa?
Neden ben bu kadar acılar ve çaresizlik içinde kıvranırken beni şimdi bir başıma bıraktılar, terk ettiler?

Benim bir tane olsun gerçek bir dostum yok muymuş "Korkma, ben senin yanındayım diyen? diye sorguladın da. Ve işte o an… anlarsın! tüm geçeği fark edersin! Dost kime denilir...

"Bence" Birde şöyle düşün! Beklide sen de...
Dostluğu hep çevrenden beklemiş birisiydin.
Bir dostun seni aramasını…
Bir sevgilinin seni anlamasını…
Bir arkadaşının seni terk etmemesini…
Hep başkalarının seni iyi, sadık, vefalı, dürüst olmasını dilemişsindir bu güne kadar.

Şimdi sor bir sor kendine! Dost gibi "Dost acı söyler ama doğruyu söylermiş" unutma...
Sen birilerine gerçekten dost olabildin mi?
Birinin en zor gününde, bahanesiz ve beklentisiz yanında durabildin mi?
Bir başkasına “Korkma, ben buradayım” diyebildin mi?

Çünkü gerçek mesele…
Dostluğu hep başkalarından istemek değil, önce kendin olabilmekti...
Ancak artık eski dostluklar yok! peki neden yok oldu?
Çünkü herkes kendi dünyasının merkezinde yaşıyor.
Ve kimsenin omuzları, başkasının sınırsız hayal kırıklıklarını taşımaya yetmiyor.

Eskiden insanlar vefa aramazdı.
Çünkü aramalarına gerek yoktu. Dost vardı, Dostlar vardı.

Şimdi ise herkes elinde bir teraziyi başkalarının omzuna koyuyor:
“Bana ne kadar değer verdin? Ne kadar yanında oldun? Kaç kez sözünü tuttun?”
Ama kimse kendi terazisine bakmıyor.
“Ben ne kadar dost oldum? Ben kaç kez sözümde durdum? Kaç kez birinin acısına gölge oldum?” demiyor.

Ve bir yerde öğreniyorsun...
Dostluk, kaç kişinin yanında durduğuyla değil…
Senin kaç kişiye omuz verebildiğinle ölçülür.

“Bana kaç dostun olduğunu sayma; asıl söyle: Kaç dostun, senden gerçek saygı, sevgi ve sadakat gördü?” Statüko

Belki de artık kendine şunu sormalısın...
Bıkmadın mı?
Bıkmadın mı yıllardır hep başkalarından iyilik, vefa, sadakat beklemekten?
Hiç mi yorulmadın çevrendeki herkesi terazilere koymaktan?

Peki sen…
Sen kendin, bir başkasına beklediğin kadar iyi bir dost olabildin mi?

Madem sen kendini bu kadar dürüst, vefalı ve sadık görüyorsun…
O zaman neden yıllardır senin gibi birini arayıp da seni bulan yok?
Hiç düşündün mü;
Belki de dostluk, senin beklediğin yerde değil…
Senin verdiklerinde gizliydi.

Unutmayalım hep hatırlayalım!
Gerçek dostluk, senden beklenilen değil…
Senin bahanesizce verebildiğindir.

Ve günün sonunda…
“Bir dost arıyorsan, önce sen dost olmayı öğrenmelisin.”

Dost'um Dost'um

Bin cefalar etsen almam üstüme
Gayet şirin geldi dilerin dost'um
Varıp yâd ellere meyil verirsen
Kış ola bağlana yoların dost'um

İlâhi olamaya yârdan ayıran
Bahce de bülbüler ötüyor uyan
Kula gölge ise Allah'a ayan
Senden ayrılalı gülmedim dost'um

Pîr Sultan Abdal'ım gülüm dermişler
Bu şirin canıma nasıl kıymışlar
İster'isem dünya malın vermişler
Sensiz dünya malı neyleyim dost'um

Aşık Veysel

Herkes "Senin kaç tane gerçek dostun var?" diye sorar. Ancak kimse sormaz! Sen birine gerçek dost olabildin mi?
Cevapla