Size bir diyalog vereceğim ve hangisi daha zekice yanıtlamış bunu yorumlamanızı isteyeceğim. ?

A: Dünya tüm insanlığa aittir. Girişleri kontrol altında olmak şartıyla (yani bir güvenlik zaafına sebebiyet verilmemesi suretiyle) herkes her yerde yaşayabilir.

B: Sence bu mümkün mü? Sen gidip kabilede yaşayabilir misin mesela? Kültürler uyuşmaz; bir kere zorlar, fıtrat alışkın değildir. Ayrıca tarih hep tekerrür eder. Zamanında azınlıklara imtiyaz verdiler, günün sonunda gencecik 15'ler canından, çocukluğundan oldu.

A: Hanımefendi, o cengaver asil 15'lerimizin içinde sadece Türk yok. Ermeni'si de var, Rum'u da. O vakit Osmanlı'da yaşayan vatansever Müslim-Gayrimüslim birlikte emperyal ordulara karşı vatan toprağını müdafa etmiştir. Osmanlı'yı Tuna'dan Edirne'ye kadar çekilmeye mahkum eden Batı dünyası karşısında, 18. yüzyılın ilk yarısında itibaren ekonomik, ikinci yarısından itibaren teknolojik üstünlüğü kaybetmesidir. Hasılı, ne Osmanlı'nın Tuna'dan Edirne'ye gerilemesinin ne de Çanakkale'de vatanı korumak için bir neslin batmasının suçlusu azınlıklar değildir.

B: Çoğunluk Türk. Ayrıca, çoğunluk Türk olmasaydı, ülkenin adı niye Türkiye Cumhuriyeti olsun ki? Ermeni, Rum (o sırada Ermeni hekim, Türk çocuğunun derisini yüzüp Kafkas cephesinde köylü yağmalıyordu da neyse) demez mi, "biz de savaştık, Anadolu Medeniyetleri Cumhuriyeti olsun", ismi salladım, derlerdi. Ekonomik ve teknolojik üstünlüğü kaybetme konusunda haklısın ama verilen imtiyazların etkisi de büyük; bunu kabul et, öyle gel karşıma. Düzgün bir lisede okuduysan, basitinden 9. sınıf tarih 1. dönem sınavında bile verilen imtiyazlar ve sonucunu yaz derler.

A: Rum ve Ermeni çete faaliyetleri ne kadar gerçekse, vatansever Rum ve Ermeni varlığı da o kadar gerçektir. 15. yüzyıldan itibaren Osmanlı'da azınlıklar yaşamakta. Osmanlı'yı sıkıntıya sokan imtiyazlar 19. yüzyıldan itibaren görülür ki, sebebi yukarıda bahsettiğim gibi Osmanlı'nın Batı dünyası karşısında ekonomik ve teknolojik geriye düşüşüdür. Bu gerilemeye paralel cephede ve doğal neticesi antlaşma masasında Batı'nın düzen bozucu imtiyaz taleplerini kabul etmek mecburiyetinde kalmıştır. Sonunda da emperyal sistem tarafından paylaşılıp yok edilmek istenmiştir. Bu girişim, Atatürk önderliğinde Müslim-Gayrimüslim vatanseverlerin cengaver mücadelesi ile püskürtülmüş ve Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Kurucu unsur tamamıyla Müslümanlardan oluşmadığı için devlet laik düzen üzerine inşa edilmiş; hepsi Türk olmadığı için ırk temelli bir anlayış benimsenerek Türkler ve diğerleri denmemiş, Türk ırkı üzerine değil, Türk kimliği üzerine vatandaşlık inşa edilerek kendini Türk hisseden herkes Türk'tür denmiştir.

B: O halde Cumhuriyet ideolojisine sıkı sıkıya bağlı kalıp Türk kimliğinden utanmamalı, araya farklı, saçma sapan devlet isimleri verip bölücülük yapmamalı bu şahıs.

A: Kabil'den gelen bir Afgan da, Şam'dan gelen bir Suriyeli de Türk örf adetini benimseyerek bir Türkleşebilir ve Türkiye vatandaşı olabilir. Cumhuriyet'in ideolojisi budur.

B: O halde, Türkiye "Türklerin" oluyor. Uzatmaya gerek yok.

Güncellemeler
1 yıl
Tartışma başlangıçı: "Ülkemde mülteci istemiyorum demenin nesi yanlış?"
B kişisi sormuş.
Size bir diyalog vereceğim ve hangisi daha zekice yanıtlamış bunu yorumlamanızı isteyeceğim. ?
Cevapla