Ataerkillik, erkek otoritesine dayanan, kadın isteklerinin arka planda tutulduğu toplumsal örgütlenme düzenidir. Bu anlayışta kadınlar erkeklerin gölgesinde kalmakta. Bu durum, kadınların birtakım haklarının çiğnenmesine neden olmakta.
Ataerkillik çok uzun bir geçmişe dayanır.

Milattan öncesi de dahil ataerkillik kavramı vardır. Aslında bu kavram sonradan ortaya atılsa da kadınların erkeklerin gölgesinde kaldığı gerçeğini bizzat tarih kitaplarından da öğreniyoruz. Kadınların birçoğu eğitim almaz, saraylarda hizmet ederdi. Sadece bazı uygarlıklarda kralın eşine çeşitli siyasi haklar tanınmıştır. Bazı tarihçiler, bazı toplumların anaerkil bir düzene ve bazılarında da cinsiyet egemenliğinin olduğunu vurgulamakta.
Eski zamanlarda ataerkillik nasıldı?

Yunan tarihinde yer alan ve milattan önce yaşamış Dorlardan 1860 Amerikan İç Savaşı'na kadar kadınlar, pazarlarda köle niyetine alınıp satılmaktaydı. Parayla satın alınan kadının efendisine her yönden itaat etme zorunluluğu bulunmakta idi. İtaat etmemesi durumunda cezalandırılırlardı. Geçmiş toplumlardan bu yana zevk ve sefa uğruna kullanılmaları ve ağır işlere tabi tutulmaları kadınları zor durumda bırakmıştır. Geçmişten bu yana birçok erkek birden fazla kadınla evlenme hakkına sahipti ki zaten bu ataerkil toplumun en belirgin özelliklerinden biridir. Günümüzde, bazı âdetlere göre kadınlar da sünnet edilmekte. Oysa kadınların sünnet edilmesi sağlık açısından çok sakıncalıdır. Bazı Afrika ülkelerinde de kadınlar hayvanlarla takas yapılmakta.
Evlilik kurumunda babaların sözü geçer.

Ataerkil aile yapısında son söz babaya aittir. Bunu Selçuklu ve Osmanlı Devleti'ndeki divanlar gibi düşünebilirsiniz. Topluca karar alınır ve son sözü padişah söyler. Eğer padişah onay vermezse divandakilerin çoğunluğu olumlu sonuç verse bile o önerge geçerli olmaz. Ataerkil evlilik kurumunu da buna benzetebiliriz. Erkek, kadının hangi işte çalışıp çalışmayacağına karar verebilir hatta gerekirse bir işte çalışmasına izin vermeyebilir. Ataerkil zihniyet yapısında kadının yeri evdir. Evi geçindirir, çiftlik varsa sebze ve meyve eker, varsa hayvanların bakımını üstlenir. Bu anlayışa göre evi geçindirmekle yükümlü olan kişi erkektir.
Türkiye'de çok eşlilik kuramı.

Türkiye'de çok eşlilik 4 Ekim 1926 yılında yürürlüğe giren ''Medeni Kanun'' ile son bulmuştur. Bu kanuna göre bir erkek yalnızca bir kadınla evlenebilir ve o kadından boşanmadan başka bir kadınla evlenemez. Ayrıca boşanma durumunda erkeğin kadına nafaka ödemesi de bizzat Medeni Kanun'un esaslarındandır. Medeni Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce çok eşlilik rıza gözetilmek şartı ile yasal idi. Ama artık resmî olarak bir erkek birden fazla kadınla evlilik yapamaz. Her ne kadar anayasada olmasa da günümüzde bazı erkekler ''dini nikah'' adı altında birden fazla kadınla evlilik yapmakta. Yani çok eşlilik resmî olarak uzaklaştırılsa da bazı erkeklerin zihniyet yapılarından arındırılamamıştır. Ayrıca günümüzde bazı ülkelerde çok eşlilik yasal olarak hâlâ devam etmekte.
Bu anlayışa göre kadınlar devlet yönetemez.

Geçmişten bugüne kadın yöneticilerin sayısı oldukça azdır. Egemenlik erkeklerin elinde; onlar savaşırlar ve kan dökerler, kuşatırlar ve toprak alırlar, insanları doğuştan getirdiği vasıflara göre ayırıp ona göre muamele yaparlar. Kadınlar ise sarayı temizler ve kadeh doldurur. Siyasi konularda olduğu gibi dinî ve askerî konularda, kısacası bir toplumun zihniyet yapısını oluşturan temel unsurlar üzerine alınan kararlarda kadınlara danışma fikri söz konusu bile değildir.
Oysa günümüzde birçok kadın yönetici var.

Günümüzde kadınlar; başkanlıktan valiliğe, kaymakamlıktan muhtarlığa, genel müdürlükten hava yolu taşımacılığına ve sağlıkçıdan askeriyeye kadar daha birçok mesleğe sahip olabiliyor. Şahsen tarihten bu yana erkeklerle kadınların rolü değişseydi dünyanın çok daha barışçıl bir ortam hâline geleceği düşüncesindeyim. 1480 ile 1750 yılları arasında saçma bir inanışla cadı oldukları düşüncesiyle kadınların gereksiz yere öldürülmesinden 19'uncu yüzyılların sonuna kadar süregelen aborjinlerin tutsak edildiği hayvanat bahçelerine kadar her türlü insancıl olmayan eylemin ve düşüncenin altında erkek parmağı vardır.
Okuyan kadınlar daha güçlü.

Aslında burada sadece okuyan kadınlar değil, evlatlarını yetiştirip büyüten her kadın güçlü. Fakat her güçlü kadın kendi başının çaresine bakabilecek imkanlara sahip değil. TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu), üniversite mezunu ve üzeri olan çiftlerin boşanma oranının ilkokul ve ortaokul mezunu çiftlerdeki boşanma oranından iki kat daha fazla olduğunu ortaya koydu. Birçok kadın eşinden şiddet görüyor ama hepsi boşanamıyor, hakkını savunamıyor.

Eşinden şiddet gören ve iş sahibi olmayan kadınların gidecek bir yeri olmadığı için mecbur katlanmak zorunda kalıyor. Fakat iş sahibi ve yalnızken de kendi ayakları üzerinde durabilen kadınlar gördükleri şiddete karşılık boyun eğmek zorunda kalmıyor.
Yoksulların en yoksulu, güçsüzleştirilenlerin en güçsüzü emekçi kadınlar; Kapitalist egemenliğin dehşetinden kadınları ve insanlığı kurtaracak mücadeleye katılmakta acele edin! Sosyal demokrasi size onurlu bir yer ayırdı. Ön cepheye, siperlere koşun! (Rosa Luxemburg)
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar