Günlük yaşamda sürekli bir yerlere yetişmek, birilerinin bizi kabul görmesini sağlamak uğruna, farkında olmadan çok değerli şeylerden feragat ediyoruz.
Günün koşuşturmacasından kahvaltıyı atlıyoruz!
Sabah işe, okula... giderken alelacele bir kahvaltı yapıyoruz. Güne baştan yenik başlıyoruz çünkü kahvaltı en önemli ve önemsemesi gereken öğündür.
İşe gecikmemek için kimseyi görmüyoruz!
Ardından hemen yola çıkmalıyız ki işe gecikmeyelim. Sokağa baktığımız zaman bizim gibi birçok insan olduğunu görüyoruz. Ama yine de en mühim iş bizimki.
Çarptığımız insanları umursamıyoruz!
Bu yüzden özellikle metrobüse binerken başka birine çarpıyor olmamız, onu ezip geçmeye çalışıyor olmamız pek dokunmaz vicdanımıza. Bunu yapmazsak kimse bize yer vermez çünkü. Ve işe zamanında gidemezsem kimse bahanemi kabul etmez.
Ve sonunda memnuniyetsizlik uyanıyor
Farkında olmasak da işte tüm bunlar bizde memnuniyetsizlik ve hatta tahammülsüzlük uyandırır. Bir markete girdiğimizde kasada iki dakika bile bekleyemememizin sebebi acelemiz olması mı yoksa tahammülsüzlük mü? Düşünmek gerek. Gün boyu işleri yetiştirmeye çalıştık ve eve geldik.
Sonra evde de kavgalar eksik olmayacak
Yemek tuzsuz olmuş. Hoppa! Gün boyu çalış, yorul, koştur. Yemeğinin tuzu az olsun, tadı yerinde olmasın. Olacak iş mi? Eşinin de o gün yorgun olduğunu ya da bir sıkıntısı olduğunu düşünmek ve konuyu abartmadan kapatmak yerine konuyu büyütüyorsun. Çünkü yemek yiyip, duş alıp uyuman lazım yoksa sabah işe geç kalırsın. Eh, çocuğuna da bir iki kelam eder duşa girersin, dermansız. Ama o çorba ağzının tadını bozdu.
Olumlu şeyleri bile düşünmeyiz
Gün içinde olumlu olan şeyleri asla düşünmezsin çünkü zihnimiz olumsuz şeyleri düşünmeye yatkındır. Eşinle geçirdiğin vakit de kısalmıştır. Üstelik çorba yüzünden de kızgınsındır ona.
Hayat bile kasvetli!
Bu hayat koşuşturmasında mutsuz olan sadece kişinin kendisi de değildir. Hayatı kasvetlidir. Her şey hemen olmalıdır. Sevdikleri değersiz hisseder. İnsanlar onlarla güzel şeyler paylaşmaya çekinir hale gelirler. Peki ne yapmalı? Hiçbir yere gitmiyor gibi durup, her saniyenin, her dakikanın tadını ala ala yaşamak; aldığı nefesi her zerresine kadar hissederek vermek gerek. Ya da huniyi takıp köyümüze döneceğiz. Ya delirecek ya açlıktan öleceğiz.
Valla maalesef hersey zorlasinca hayat da zorlasti.. Mesela en temel hak olan barınma, insan kendine kalacak yer bulamiyor ev alamiyor mesela cunku pahalı.. Araba olmasa bile bir yerden bir yere gitmek icin toplu tasima kullanman gerek e o da pahali hatta belki arabayla tasarruf edersin. E o pahali bu pahali daha tek basinayken bile hayat zor. Bir de evlenip iki kisi olduğunu ustune cocuk eklendigini dusunursek , insanlar durmadan calismak zorunda kaliyor. Ama tabii bir kesim de yan gelip yatarak fazla calismadan ihtiyaci bile olmayan seylere sahip oluyor gununu gun ediyor.. Gel de canın sıkılmasın. bir gezip tozma bile pahaliyken evi nasi alicam derdinde insan.
En İyi Cevaplar