Cenazemiz Var! Taziyelerinizi Bekliyoruz

Evet cenazemiz var. Ama gecikmiş bir cenaze hepinizden özür dileriz.

Cenazemiz Var! Taziyelerinizi Bekliyoruz

İnsanlığımızın ölüşünün yıl dönümü desek daha doğru olur sanırım. Kör gözlerimizle göremediklerimizin yıl dönümü desek de olabilir. Ne diyor bu adam diyorsunuz değil mi?

Açıklayayım;

Cenazemiz Var! Taziyelerinizi Bekliyoruz

4 Haziran 2011’da başlayan ve hala süren Suriye iç savaşı da var konumuzda. Ama asıl konumuz daha yakında. Türkiye’de. Görmediğimiz yardıma muhtaçlar. Savaş başladığından itibaren Türkiye’ye giren mülteci sayısı bilinen 2 milyon. Tabi bu bilinen kısmı. Maaşlar bağladık, sigortalar yaptık.

İnsanlık yaptık derken aslında insanlığımızı unuttuk.

Kendi vatanımızdaki açı, yoksulu, fakiri unuttuk. Asgari ücretiyle 3 çocuğunu okutup bayramda giysi alamadığından ötürü ağlayan babaları unuttuk. Babasız büyüyen çocuklarına hem ana hem baba olmak için temizliğe giden bazen hor görülen bazen egoist ev sahiplerine denk gelip eziyet çeken analarımızı unuttuk. Biz insanlığımızı unuttuk. İnsanlık siyasetini ölenler üzerinden yaparken dirilerimizi unuttuk.

Hiç mi görmediniz o sokakta yaşayan insanları? Hiç sordunuz mu derdin ne nasıl oldu bu diye?

Cenazemiz Var! Taziyelerinizi Bekliyoruz

Ben sordum. İnanın dinlediğiniz hikayelerden sonra yüreğinizden 1000 cenaze kalkardı. Hele bir abimiz vardı parkta yıkılan bir yere tahtalardan baraka yapmış. Hikayesi ise tüm zevk için yaşadığımız ilişkilere lanet ettirecek türden. Seramik ustasıymış abimiz. İşinde de gerçekten iyiymiş aslında. Özel olarak çağırırlarmış abimizi. Kader ya karısını kaybediyor. Sonra onun için neredeyse hayat bitiyor. İş yapamaz oluyor, evden kovuluyor, sokaklarda beş parasız hayat geçirmeye başlıyor. Ben o abiyi bir arkadaş vasıtasıyla duydum. Dedim evdekilere fazladan yemek yapın bir evsiz abi varmış ona götüreceğim. En azından bizimkiler insaflı hiç itiraz etmediler. Hatta neredeyse 2-3 gün yetecek yemek koydular kaplara. Gittim dayı orada yoktu. Çöp toplayarak iki üç kuruş elde etmek için koştururmuş. Anlattığım hikayesini önce onu tanıyan birinden dinledim. Sonra kendisi geldi. Yemeği görünce yüzünün aldığı hal hançer gibi saplanırdı göğüse. Keşke görebilseydiniz.

Hüzün, mutluluk, şaşkınlık o duyguların nasıl bir karmaşayla o yüze yansıdığını görünce hayatın ne kadar acımasız olduğunu anlıyor insan.

Sonra sordum; dayı kimse getirmiyor mu sana yemek diye. Ne yemek getirmesi kardeşim dedi yüzüme bile bakmıyorlar baksalar da tiksinerek dedi. Bir hançer de orada yedim.

Ya yarın bizde aynı konumda olursak?

Halep’ten önce de vardı onlar sonra da olacak. Suriye’den önce de sonra da olduğu gibi. Ama biz hiç etrafımıza bakmayı bilmedik. Nerede popüler bir yardım kampanyası var ise oradaydık. Sessiz yardımları hiç ön görmedik. Harçlığını çıkarmak için 20 liraya saatlerce çalışıp 5-6 saat uyuyabilen üniversite öğrencisine de gözümüzü kapattık. Hatta bazılarımız daha da ileri gitti.” Öğrenci mi geliyor ooo fiyatları arttıralım, 300 liralık eve 600 diyelim öğrenci bunlar ganimet.” Dedik. Evet insanlık ayıbı ama yapıldı hep.

Halep’i savunması gerekenler ülkende denizlere girdiler, maaşlar aldılar, sigortadan yararlanıp iç dış komple bakıma girdiler. Vicdanına kulak ver Türkiye! Önce kendi insanına bak. Sonra Halep’e yardım edersin. Şeref sözü o zaman bende destekleyeceğim.

Cenazemiz Var! Taziyelerinizi Bekliyoruz
Cevapla