Doktor Bana "Yatmalıyız" Dedi

2. Tekil şahsın 1. Çoğul şahsa dönüşüm komedisi.



Haftalardır iyi olamadım gitti. Hastalandım ansızın. Doktorların “yatırmalıyız seni, ilaçla tedavi mümkün değil” inatlarını kıramayarak en sonunda yattım bir hastane odasına. Söz verdiler. Beş gün sıkı bir tedavi süreci ve taburcu. Askerde gibi şafak sayıyorum. Sözlerinde dururlarsa son gecem son saatlerim.



En ağır hastalıklarımda bile ilaç kullanmaya şiddetle karşı durarak, bugüne dek kendi doğal yöntemlerimle başardım ayağa dikmeyi kendimi. Limon kürleri, zencefiller, kekik çayları, ıhlamurlar vs. Ama şimdi yetersiz kaldım. İşin garibi yetersiz kaldığım şey sadece tedavi şeklim. Konuşmam, kendimi ifade ediş şeklim değil. Ama her nedense, konuşmayı unutmuşum da, hece hece yeniden öğreniyormuşum gibi, herkes benim adıma söz alıyor ilk günden beri.



Ama bilmiyorlar benim en sevdiğim. Türkçeyi doğru kullanma takıntımdan dolayı sürekli kapak cümleleri sıraladığımdan haberleri yok.



Doktor Hanım ilk muayene sonrası yakalandı hemen.
Doktor Bana




Rüzgar Bey, yatmalıyız zaman kaybetmeden. Hemen bugün. Hemen şimdi.



- Yatmalıyız derken? Hem de zaman kaybetmeden. Hem de burada. Herkesin içinde. Utandırmayın beni. Benim spermlerimle ya da ilişkiye girmekle ilgili bir sıkıntım yoktu. Beraber mi kalacağız doktorcum? Siz ne diyorsunuz? Ben eşimi aldatamam. Anında boşar beni.
- Yok efendim yanlış anladınız. Ne münasebet. Elbette hastaneye yatışınızdan söz ediyorum.
- Ha onu desenize hocam. Korkuttunuz vallahi. Ben de ne diyor bu kadın diyorum.



Kadıncağız neye uğradığını şaşırdı ama dersini de aldı sanırım. Kulaklarına kadar kızarıp, alaycı bir kahkaha savurmasından anladım. Bir daha hiçbir hastasıyla böyle konuşmayacağına eminim.



Kızmayın hocam. Birinci Tekil şahıs ben, birinci çoğul şahıs biz. Kullanmanız gereken ikinci tekil şahıs.


Ah benim canım. Sevgili eşim. Sen de mi?


Hayatı BİZ olarak sürdürmeyi bu kez karıştırmış olmalı ki, doktordan sonra başladı birinci çoğulları sıklıkla kullanmaya, sözde benim durumumu anlatıyor;



Hocam rahat uyuduk gece. Bir kez wc'ye kalktık. Sabah kahvaltımızı yapmadık. İğnelerimizi olduk. Solunum cihazında 1 saat ilaç soluduk. Sık sık terledik gece. Hafif ateşlendik ve sayıkladık.



Fazla dayanamadım;



- Tam yatağa girip sevişecektik ki siz girdiniz hocam. Biraz daha gelmeseydiniz be yahu.
- Rüzgar ne diyorsun. Şakanın sırası mı?
- Ulan iğneyi yiyen ben, solunum cihazıyla o salak ilacı soluyan ben, sayıklayan ateşlenen ben. Gecenin bir vakti çişini yapan ben. Hastanenin kahvaltıdan saydığı o ne olduğu belirsiz şeyleri yemeyi protesto eden ben. Sen hangi ara aynı şeyleri yaşadın benimle.



Sevgilim sen BİZ olmayı karıştırdın sanırım. Bu benleri biz yapabilmek demek olmuyor. Sen gayet iyiydin üstelik. Kaldı ki, ev yakın diye sabaha karşı kıyamadım seni eve gönderdim. Biliyorsun.



Hak etti ama.


Vizit sırasında Profesöre yalvardım içimden resmen.
Doktor Bana "Yatmalıyız" Dedi



Hastanenin halleri. Ben bayıldım buraya. Hasta olmasam milyon tane hikaye çıkar buradan. Herkes iyilik meleği, herkes sevgi tomurcuğu. Vizite geldiler 3-5 doktor. Benim doktor, asistanı, bir hemşire, bir intern. Başlarında hocaları var sanırım. Beni ilk muyaneden sonra öğrencisine emanet eden. Sanırım Profesördü. Girdiler kapıdan içeri. Bizim doktor anlattı beni uzun uzun. Prof dinledi. Diğerleri de dinler gibi yaparak ellerindeki defterlere notlar alıyorlar. “Yapma” diyorum içimden, “Sakın hocam” diye yalvarıyorum resmen. “Koca profesörsün sakın atlama, düşme dilime”. Ne yaptı dersiniz. Anladınız siz.



Nasılız bugün Rüzgar Bey. Daha iyi miyiz?



- Çok iyi gördüm sizi. Ama siz aralarında biraz yaşlı duruyorsunuz. Diğerleri pek genç ve güzeller. Siz yakışmamışsınız yanlarına. Ks'deki sorulardan biri geldi aklıma. Bir resminizi çekip oraya atsam hocam izninizle. Üyeler cevapladıktan sonra söz anlatırım size de.
- Nasıl yani? Hiçbir şey anlamadım.
- Doğrudur. Ben anlatamadım. Ben iyiyim hocam da. Sizi üç haftadır görmüyorum ben. Nerden bileyim siz nasılsınız? Yanınızdakilerle fena görünmüyorsunuz.
- Tamam tamam. Anladım.



Yok hocam anlamadınız. Nasılsın bugün diye sorsa idin, ben sana bu kadar cümle kurmazdım değil mi ama.



Ah ah. Ben uslanmaya yakınım çoktan da, personelin niyeti yok.
Doktor Bana "Yatmalıyız" Dedi



Vizit bitti. Gerekli talimatlar alındı. Bir saat sonra hemşire geldi yanıma. Önce serum takacak, biraz kan alacak, tekrar röntgene gönderecek. Ben biliyorum hepsini. Doktorum yazdırdı tek tek. Girdi bizim edalı işveli hemşire güzeli;



Önce serumumuzu takalım. O bitince rontgene gideriz. Kanlarımızı da göndeririz bu arada.



- Gel yanıma otur takalım.
- Ne diyorsunuz Rüzgar Bey.
- Ben demiyorum hemşire hanım siz diyorsunuz. Serumu takacakmışız. Birimizden girip diğerimizden çıkacak belli. Ben kolaylaştırayım istedim. Yanyana yatarsak daha kolay girip çıkar diye düşündüm.
- Pes yani Rüzgar Bey. Ben öyle mi dedim?



Nasıl dedin cicim. "At bizim, avrat bizim, serum bizim, can bizim" şarkısı gibiydi söylerken.



- Çok şakacısınız Rüzgar Bey. Tamam tamam. Serumunuzu takayım ben.
- Hah işte şimdi oldu. Tak bana cicim. Serumu.



Bugün dördüncü gün bitti. "Biri daha ağıma takılmadan çıkarım" diyorum. "Artık alıştılar bana. Tuzağa düşmeyecekler." diye kendi kendime kuruntu yapmışım meğer.



Benmarili Garson Kılıklı Görevli
Doktor Bana "Yatmalıyız" Dedi



Yemekleri dağıtan görevli yemek almadığımı bildiği halde yanaştı kapıya benmari ile;



Bu akşam da yemiyoruz değil mi Rüzgar Bey?



- Ne gibi?
- Yemek diyorum. Yemiyoruz değil mi? Vermeyeyim yani.
- Sen ne istersen yiyebilirsin. Kime ne vereceğinle de inan hiiiiç ilgilenmiyorum. Ben bir şey yemem. Sağol.
- Allah Allah. Ne dedim ben şimdi? Şu adam bir taburcu olsa da kurtulsak.



"Susayım" diyorum susturmuyorlar. "Tut dilini" diyorum. Tutturmuyorlar. Siz söyleyin ama. Haksız mıyım?



Sağlıkla kalın. Sağlık çok önemli. Ve elbette sevgiyle.


#Blueobsession

Doktor Bana "Yatmalıyız" Dedi
Cevapla