İnfak Etme ve Yardımlaşma!

Es-selamu Aleyküm..

Bugün sizlerle infak etme ve yardımlaşmanın önemini paylaşmak istiyorum. Ramazan Bayramını geride bırakmış bir şekilde Kurban Bayramına ulaşmış bulunuyoruz. Şu vakit insanların en çok ihtiyaç duyduğu şey bir gülümseme ve bir iyilik olsa gerek. O halde gelin sözü uzatmadan başlayalım yardımlaşmaya...

İnfak Etme ve Yardımlaşma!

Okuma süresi: (Toplam 3054 Kelime) 25 dakika 27 saniye.

Konu Başlıkları;

  • İnfak Nedir?
  • İnfakın Önemi
  • İnfak Nasıl Olmalıdır?
  • İnfak Kimlere Yapılır?
  • İnfak Emaneti Sahibine Ulaştırmaktır
  • İnfak ve Kardeşlik Hakkı
  • Darlıkta da İnfak ve Gönül Zenginliği
  • İnfakta Riyâ ve Kibir Olmamalıdır

İnfak Nedir?

Sözlükte "tükenmek, tamamlanmak, son bulmak" manasındaki nefk kökünden türetilen infak "bitirmek, yok etmek; yoksul düşmek" gibi anlamlara gelirse de daha çok "para veya malı elden çıkarmak" manasında kullanılmaktadır.

Aynı zamanda "İnfak” kelimesinin taşıdığı mânâ iyi tahlil edilirse, bu ibâdetin bir hikmetinin de, insanı ruh, şahsiyet ve karakter bakımından maddenin esâretinden kurtararak mâneviyâtı maddiyâta hâkim kılması olduğu görülür. Bu yönüyle ibâdetler içinde infâkın rûha sağladığı belki de en büyük fayda, “vicdan huzûru”dur.

Dini - ahlaki bir terim olarak ta genellikle "Allâh'ın hoşnutluğunu elde etme amacıyla kişinin kendi servetinden harcama yapması, muhtaçlara aynî ve nakdî yardımda bulunması" demektir. Bu bakımdan infak, farz olan zekatı ve gönüllü olarak yapılan her çeşit hayrı içermektedir. Rağıb el-isfahânî. infakı iyi ve kötü olarak ikiye ayırdıktan sonra iyi olanı "harcama yapan kişinin adil olduğunu gösteren infak" şeklinde yorumlasa da (ez-Zerî'a, s. 409) kelime yalın olarak kullanıldığı zaman meş­ru ve yararlı harcamaları ifade eder, harcanan şeye de nafaka denir (el-Müfredât, "nfk" md.). Ancak nafaka hukukta daha çok, kişinin bakmakla yükümlü olduğu kimselerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere yaptığı harcamaları ifade eder.

Kur'ân'ı Kerîm'de infak kavramı bir ayette "yoksul düşme" (el-isrâ 17/100), yetmişe yakın ayette ise "harcama yapma" anlamında geçmektedir (bk. M.F. Abdülbâki, "nefk" md.). Hadislerde de infak konusu geniş şekilde ele alınmıştır (bk. Wensinck, el-Mu'cem, "nfk" md.).

İnfak Etme ve Yardımlaşma!

“Allâh yolunda infak edin. Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. اَحْسِنُوا : Amellerin hepsi en güzel olsun. Allâh iyilik yapanları (hayır-hasenat, amel-i salih işleyenleri) sever.” (el-Bakara, 195)

Ömer bin Abdülaziz -rahmetullâhi aleyh- buyurur ki: “Namaz, seni yolun yarısına; oruç, tam Melik’in kapısına iletir. Sadaka ise, Melik’in huzûruna çıkarır.”

Ali İsfehânî -rahmetullâhi aleyh- bu hakîkati ne güzel ifâde eder:

“…Âfiyet ve günahsız olmayı aradım; zühdde, yani şüphelilere düşmek korkusuyla mübahların çoğunu terk etmekte buldum. Kolay hesabı aradım, susmakta buldum. Rahat ve huzûru aradım; cömertçe infâk etmekte buldum.”

İnfakın Önemi

Bir gün Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

“-Bir dirhem, yüz bin dirhemi geçmiştir.” buyurmuşlardı.

Ashâb-ı kirâm:

“-Bu nasıl olur, ey Allâh’ın Rasûlü?” diye sorduklarında, Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şu cevâbı verdi.

“-Bir adamın iki dirhemi vardı. Bunlardan en iyisini tasadduk etti. (Yani malının yarısını sadaka olarak vermiş oldu.) Diğeri (ise hayli zengin biriydi) o da malının yanına varıp, malından yüz bin dirhem çıkardı ve onu tasadduk etti.” (Nesâî, Zekât, 49)

Yani Allâh katında değerli olan; infâk edilen malın miktârından ziyâde, infâk edenin fedakârlık derecesidir. Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyrulmaktadır:

“O (Allâh) ki, ölümü ve hayatı, hanginizin amel bakımından daha güzel olduğunu imtihan etmek için yaratmıştır…” (el-Mülk, 2)

İnfak Etme ve Yardımlaşma!

Gerçek mânâda infâk ehli bir kul olabilmek; her iki dünyâda da huzur bahşeden çok kıymetli bir nîmettir. Bu ibâdeti lâyıkıyla îfâ edebilenler, Rabbimizin de müjdelediği üzere, kıyâmetin o dehşetli hengâmesinde korkudan ve kederden sâlim kalacaklardır. Bunun içindir ki merhameti sonsuz olan Rabbimiz, yüzlerce âyet-i kerîme ile; ümmetinin üzerine şefkatle titreyen Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de, sayısız hadîs-i şerîfleriyle bizleri infâkın huzur ve saâdetine ermeye teşvik etmektedir.

Mü’min, sehâvet sahibi insandır. Hakîkî sehâvet ise, gözünü kırpmadan, eli titremeden, yağan yağmurlar kadar tabiî bir rahatlıkla, cân-u gönülden infâk edebilmektir. Yâni hayır-hasenât, tıpkı çiçeklerin güzel kokularını etraflarına cömertçe ikrâm etmeleri gibi tabiî ve külfetsiz bir şekilde yapılmalı ki, Hak katında bir kıymet ifâde etsin!.. Ancak böyle bir infak, Cenâb-ı Hakk’a vâsıl olan infaktır. Nitekim âyet-i kerîmede “Sadakaları Allâh alır.” (et-Tevbe, 104) buyrulmaktadır.

Hak dostu Mevlânâ Hazretleri, böylesine nâzik bir hâlet-i rûhiye ile yapılan infâkın bereketini ne güzel ifâde buyurur:

“Sen varlığını, malını ve mülkünü güzelce infâk et de, bir gönül al! Ki o gönlün duâsı, mezarda, o kapkara gecede sana ışık versin, nûr olsun!..” (Mevlânâ)

O hâlde infâk ederken, nasıl ki malımızı veya imkânlarımızı muhtaçtan esirgemiyorsak, bir tebessümü, azıcık bir nezâketi de esirgememek îcâb eder.

Hak dostu Mahmud Sâmi Ramazanoğlu Hazretleri, bir muhtaç gördüklerinde, şâyet arabada iseler otomobili durdurur, kapıyı açar, muhtâca doğru birkaç adım yürür, vereceği sadakayı tebessüm ve nezâketiyle daha da güzelleştirerek teslim ederdi.

İnfak Nasıl Olmalıdır?

Bakara sûresinde (261-274) infakın önemi, amacı, hangi mallardan kimlere ve nasıl verileceği, karşılığında vaad edilen ödüller ayrıntılı biçimde zikredilir.

Bu konuda uzun uzun açıklamalar yapmak yerine Kur'ân'ın büyük bir mucizesi olarak hepsini ayetlerle anlatmak istiyorum. Uzun olması okuyanlar için bir yük oluştursa da eminim bunun faydası herkese yansıyacaktır. Bu kadar uzun olmasının sebebi ise toplum refahında infakın öneminden kaynaklanıyor olsa gerek. Birkaç dakikanızı ayırabilir misiniz?

  • 261 - Mallarını Allâh yolunda harcayanların durumu, yedi başak verip her başağında yüz tane bulunan bir tanenin haline benzer. Allâh dilediğine kat kat fazlasını da verir. Allah’ın lütfu geniştir, ilmi her şeyi kaplar.
  • 262 - Mallarını Allâh yolunda harcayıp da infaklarının ardından minnet etmeyenler, rahatsızlık vermeyenler yok mu! İşte onların Rab’leri katında mükafatları vardır. Onlara hiçbir endişe yoktur ve onlar üzüntü de duymayacaklardır.
  • 263 - Bir tatlı söz, bir kusur bağışlama, peşinden incitme gelen maddi yardımdan (sadakadan) çok daha iyidir. Zira Allâh gani ve halimdir (sizin sadakalarınıza muhtaç değildir, çok müsamahalı olup cezayı çabuk vermez).
  • 264 - Ey iman edenler! Sadaka verdiğiniz kimselere minnet etmek, incitmek sûretiyle o sadakalarınızı boşa çıkarmayın. Allâh’a da, ahirete de inanmadığı halde sırf insanlara gösteriş yapmak için malını harcayan kimsenin durumuna düşmeyin. Onun durumu, üzerinde toprak bulunan kaygan bir kayaya benzer ki, şiddetli bir yağmur olur olmaz toprağı kayıverir, cascavlak(örtüsüz) kalır. Öyleleri işledikleri hiçbir şeyden sevap ve mükafat elde edemezler. Zira Allâh inkarcılar gürûhunu hidayet etmez, emellerine kavuşturmaz.
  • 265 - Allâh’ın rızasını kollamak Ve ruhlarındaki imanı kökleştirmek için Mallarını harcayanların durumu ise, Bir tepedeki güzel bir bahçenin haline benzer. Bir bahçe ki ona bol yağmur yağar, meyvelerini iki kat verir. Bol yağmur düşmese de hafif bir yağmur, bir çisinti de yetişir. Allâh ne yaparsanız hepsini görür.
  • 266 - Sizden herhangi biriniz hiç arzu eder mi ki: Kendisinin hurmalığı ve üzüm bağı bulunsun: Bahçede dereler akıyor, içinde her türlü mahsulatı bulunuyor. Ama kendisinin üstüne de ihtiyarlık çökmüş ve elleri ermez, güçleri yetmez, bakıma muhtaç küçük çocukları var. Derken… ateşli bir kasırga kopsun da bağı kasıp kavursun? İşte Allâh ayetlerini size böyle apaçık bildirir. Olur ki iyi düşünürsünüz.
  • 267 - Ey iman edenler! Kazandığınız şeylerin ve yerden sizin faydanız için bitirdiğimiz ürünlerin temiz ve güzel olanlarından Allâh yolunda harcayın. Siz göz yummadan, içinize yatmaksızın almayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkmayın. İyi bilin ki: Allâh ganidir, hamiddir (kimseye ihtiyacı yoktur, bütün övgülere layıktır).
  • 268 - Şeytan sizi fakir olacaksınız diye korkutur, sizi cimriliğe ve çirkin şeylere teşvik eder. Allâh ise kendi katından bir af ve lütuf vaad buyurur. Allâh'ın ihsanı geniştir, her şeyi hakkıyla bilir.
  • 269 - O hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet nasib edilmişse, doğrusu, büyük bir hayra mazhar olmuştur. Ancak tam akıllı olanlar gerçekleri anlar ve düşünürler.
  • 270 - Harcadığınız her şeyi, adadığınız her adağı, Allâh mutlaka bilir ve mükâfatını verir. Fakat zalimlerin âhiret’te yardımcıları olmaz.
  • 271 - Allâh rızası için yaptığınız maddî yardımlarınızı açıkça verirseniz ne güzel! Ama bu hayırlarınızı saklı tutar ve muhtaçlara ulaştırırsanız, Bu sizin için daha hayırlı olur Ve Allâh bu sebeple bir kısım günahlarınızı affeder. Allâh, yaptığınız bütün şeylerden haberdardır. Zekâtı açıktan, diğer yardımları ve sadakaları ise gizli vermek en iyisidir. Aynı prensip diğer ibadetler için de geçerlidir. Farzlar, teşvik için, açıktan yapılmalıdır.
  • 272 - Onları hak yola getirmek senin görevin değil, lâkin Allâh’tır ki dilediğini doğru yola getirir. Hayır olarak yaptığınız her harcama sadece kendiniz içindir. Zaten siz Allâh rızasını aramaktan başka bir gaye ile infak etmezsiniz. İşlediğiniz her hayrın mükâfatı size tamamen verilir ve sizin hakkınız yenmez.
  • 273 - Bu yardımlar, kendilerini Allâh yoluna vakfeden yoksullar içindir. Bunlar yeryüzünde dolaşıp geçimlerini sağlama imkânı bulamazlar. Halktan istemekten geri durmaları sebebiyle, onların gerçek hallerini bilmeyen kimse, onları zengin sanır. Ey Resûlüm, sen onları simâlarından tanırsın. Onlar yüzsüzlük ederek halktan bir şey istemezler. Şunu bilin ki, hayır adına her ne verirseniz mutlaka Allâh onu bilir.
  • 274 - Mallarını gece ve gündüz, gizli ve âşikâr olarak hayra harcayanlar var ya! İşte onların Rab’leri katında mükâfatları vardır. Onlara korku yoktur ve onlar asla üzülmeyeceklerdir.

[273] (Sadakalar din uğrunda kendilerini ilime, cihada adamış, Allâh yolunda meşguliyetlerinden veya hastalık ve acizlik gibi engellerden dolayı nafakalarını kazanamayan fakirler içindir.)

(Bu âyet’te Allâh Teâla, kendilerini tamamen İslâm hizmetine adamış, bu sebeple geçimlerini kazanamayan müminlere yardımcı olunmasını istemektedir. Ashab-ı Suffa (r.a) bu sınıfın başında gelirdi. Efendimiz (a.s.m) onlara İslâmı öğretir, başkalarına da öğretmek ve diğer hizmetler için onları hazır kuvvet olarak bulundururdu.)

[274] (Bu âyet’te teşvik edilen hayırlardan, birinci derecede zekât kasdedilir. İslâmın emrettiği şekilde zekât noksansız verilirse fakirlik son derece azalır. Ancak zekâtın harcanacağı yerler sınırlı olduğundan, zekât sarfedilmeyen yerlere ayrıca teberrûlar yapılır. Hayır dernekleri ve vakıflar bunların başında gelir.)

(Bakara Sûresi, 261-274. Ayetler)

Bu açıklamalar şu şekilde özetlenebilir:

  • İnfak edenin malı kat kat fazlalaştığı gibi, ahiretteki sevabı da çok fazladır.
  • İnfak ve tasadduk gösterişten uzak, yalnız Allâh rızası için yapılmalıdır.
  • İnfakta bulunan kişi onu alıp kabul edenin onurunu zedeleyecek davranışlardan kaçınmalıdır.
  • Gönülden söylenen güzel bir söz bile Allâh katında sadakadır.
  • Yapılan yardım en iyi ve en kaliteli mallardan seçilmelidir.
  • İnfakın yerine ulaş­ması için gerçek ihtiyaç sahipleri tesbit edilmelidir.
  • İnfak edilen mal gizliden verilirse veya ibadetler de aynı şekilde gizli bir şekilde yapılırsa daha hayırlıdır. Ancak bir başkasını bu hayra teşvik etme maksadı gösteriş değildir.

İnfak Kimlere Yapılır?

Aynı sûrenin 195. âyetinde geçen "Allâh yolunda infak" tabirinin, âyetin bağlamı dikkate alındığında öncelikle ülkenin savunması için gerekli maddi yardımda bulunmayı ifade ettiği görülür. Ancak bu tabirin geçtiği birçok ayet ve hadisin birlikte değerlendirilmesinden çıkan sonuca göre Allâh'a itaat ve ibadet niyeti taşıyan, İslâm'a ve müslümanlara yardım ve fayda sağlayan her harcama Allâh yolunda infak sayılmaktadır.

İnfak Etme ve Yardımlaşma!

"Allah yolunda malınızı harcayın da, kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın ve hep güzel davranın. Çünkü Allah güzel hareket edenleri sever." (Bakara Sûresi, 195. Ayet)

İslâm medeniyet tarihinde de böyle bir niyet taşıması şartıyla ülkenin savunması, hac hizmetleri, yoksulların desteklenmesi, okul, kütüphane, cami, yol, köprü, çeş­me, bakımevleri gibi hayır kurumlarının tesisi, hatta tabiatın korunup geliştirilmesine kadar çok çeşitli hizmetler için yapılan her türlü harcama Allâh yolunda infak kapsamında değerlendirilmiştir. Âyetin devamında, "Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın" cümlesiyle bir anlamda, cimrilik edip bu tür harcamalardan kaçınmanın müslüman toplum ve fertler için tehlike oluşturduğu bildirilmiştir.

Her mü’min, çevresinden mes’ûldür. Muhtaçların, mazlumların feryatlarına bîgâne kalamaz. Yine o, karanlık bir gecenin mehtâbı gibi nurlu, hassas, rakik, diğergâm, merhametli, cömert ve infak heyecânıyla dolu olmalıdır.

Cenâb-ı Hak, rızkın temininde mahlûkâtı birbirine vesîle kılmıştır. Dolayısıyla muhtâcı gözetmek, Allâh Teâlâ’nın bizlere olan ihsanlarından onlara pay ayırabilmek, büyük bir fazîlet ve ilâhî bir lutuftur. Muhtaçların feryatlarına tesellî olmadıkça mü’minin rûhu da tesellî bulamaz.

Hazret-i Mevlânâ ne güzel buyurur:

“Şunu iyi bil ki, bedenden, maldan, mülkten kaybetmekte, ziyâna uğramakta rûha fayda vardır; onu vebâlden kurtarır. Mal; bağışlamakla, infâk etmekle, görünüşte elden çıkar gider ama, onu verenin gönlüne yüzlerce mânevî hayat gelir!”

Dünya serveti; en yakınlardan başlayıp toplumdaki âcizlere, kimsesizlere, gariplere yardımda bulunmak sûretiyle, vicdan huzûruna ve âhiret saâdetine ermek için kazanılmalıdır. Kazançta niyet bu olursa, dünyevî endişelerin gönüllerde meydana getirdiği katılık, kasvet, buhran ve sıkıntıların yerini tatlı bir huzur ve sükûnet hâli alır.

İnfak Emaneti Sahibine Ulaştırmaktır

İslami telakkiye göre insanın sahip olduğu servetin asıl sahibi Allâh'tır. O'nun emanet olarak verdiği bu servetten başkalarına infakta bulunmak gerekir (en-Nur 24/33; el-Hadid 57/7).

"... Allâh’ın size ihsan ettiği maldan siz de onlara veriniz. Mecburî hizmet bedellerini ödemelerine yardım ediniz..." (Nûr Sûresi, 33. Ayet)

"Allâh’a ve Resulüne iman edin ve O’nun (sizi emanetçi yaptığı) yönetimini size bıraktığı mallardan harcayın. İçinizden iman edip harcayanlara büyük ecir vardır." (Hadid Sûresi, 7. Ayet)

Bakara sûresinin 2. âyetinde Allâh'a samimiyetle inanan müminlerin başlıca özellikleri sayılırken iman ve namazın ardından infak zikredilmiştir. Fahreddin er-Razî'ye göre bu ayet farz ve mendup olan bütün infak çeşitlerini kapsamaktadır. Farz olan infak zekatla, kişinin kendisinin ve ailesinin geçimini sağ­lamak üzere yaptığı harcamalar ve ülkenin savunmasına katkılarıdır. Mendup olan infak ise bunun dışında kalan harcamalardır (Mefâtîhu'l-gayb, II, 20-29).

"O müttakiler ki görünmeyen âleme inanırlar. Namazlarını tam dikkatle ifa ederler. Kendilerine ihsan ettiğimiz nimetlerden infak ederler." (Bakara Sûresi, 3. Ayet)

İnfak ve Kardeşlik Hakkı

Îsâr, kendinden koparıp verme, kendi hakkını kardeşine devretme anlamına gelir ki, bugün toplumumuzda yok denecek kadar azdır. Ancak zekâtın biraz daha ötesine gitmek, onun dışındaki infaklara da fazlaca yer vermek teşvîk edilmeli ve bu iş müesseseleştirilerek düzenli bir şekle konulmalıdır. Ve bu müesseselerde aynı zamanda İslâmî şuurla hizmet edecek gayretli insanlar yetiştirilmelidir.

Ayrıca ümmet-i Muhammed’in istifâde edeceği hastahânelerin, muzdariplerin kalacağı dâru’l-acezelerin (huzur evlerinin) yapılması da, bugünkü toplum üzerine en ehemmiyetli bir vecîbedir. İnfâka rağbet, bir müminin tabiat-i asliyesi olmalıdır.

İnfak Etme ve Yardımlaşma!

Sizin de bildiğiniz gibi müslüman bir ülkede açlık ve yoksulluğun ne kadar ciddi bir sorun olduğu apaçık ortadadır. İsraf bir yana infakın ve yardımlaşmanın önemi azaldığı kadar, fakirler ve zenginler arasındaki uçurum git gide önüne geçilemeyecek boyutlara ulaşmıştır.

"Hangi mahallede bir kişi aç kalırsa o mahalle Allâh'ın korumasından düşer." (Ahmed b. Hanbel Müsned 2/33)

Abdullah b. Abbas (r.a)'dan rivayet edildiğine göre Peygâmber Efendimiz (a.s.m) şöyle buyurmuştur; "Yanı başındaki komşusu açken tok geceleyen kişi (olgun) mü'min değildir."

"İyi komşu aileden, kötü komşu gaileden sayılır." (İzmirli gazeteci ve yazar Bıçakçızade İsmail Hakkı)

Bu sebeple yukarıda geçen hadis-i şerif ve söze de kulak vererek üzerimize düşen görevlerden en önemlisi olan infakı unutmamalı; insanı, hayvanları, bitkileri, tabiatı velhasıl kelâm bize emanet edilen her nimeti gözetmeli ve üzerimizdeki haklarını teslim etmeliyiz. Böylece dünyamız daha yaşanılır hale geldiği gibi ahiretimizdeki mükâfatı da hazırlamış oluruz.

Darlıkta da İnfak ve Gönül Zenginliği

Sahâbe-i kirâmın, infaktan muaf olacak derecede imkânı bulunmayanları bile, infâk ecrine nâil olabilmek için, kimisi dağdan odun getirerek, kimisi ise kuyudan su çekerek tasaddukta bulunmuşlardır.

Zira âyet-i kerîmede Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır:

“O (takvâ sahipleri) ki, bollukta da darlıkta da Allâh için infâk ederler (harcarlar)…” (Âl-i İmrân, 134)

Yani takvâ ölçülerine göre; zekâta muhtaç olan, dardaki bir müʼminin de vermesi gerekir. O hâlde, varlıklı bir insanın ne kadar vermesi lâzım geldiğini, bu hakîkat önünde mîzân etmek îcâb eder.

İnfak Etme ve Yardımlaşma!

Yine Cenâb-ı Hak, diğer bir âyet-i kerîmede buyuruyor:

“…(Rasûlüm!) Sana (Allâh yolunda) ne harcayacaklarını soruyorlar. «İhtiyaç fazlasını.» de…” (el-Bakara, 219)

Demek ki bir müʼmin, şahsî yaşantısında da iktisâda riâyet etmeli, kifâyet miktarıyla yetinmeli ve ihtiyacından artanı infâk etmelidir.

Hazret-i Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-, asıl zenginliğin, mal çokluğu ile değil, gönül zenginliği ile olduğunu belirtmişlerdir. Buna göre herkes, kanaati kadar zengindir. Kanaat ise hadîs-i şerîfte bildirildiği gibi bitmez tükenmez bir hazînedir. Gerçek müminler de, bu zenginlik nîmetine sâhip olup infakta bulunanlardır. İnfak, bir müminin hassâsiyetinin ve mükellef olduğu diğergâmlığın kâmil bir tezâhürüdür.

Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- Şam’a giderken deveye binme sırası kölesine geldiğinde, şehrin kapısına varmış olmalarına rağmen deveye ısrarla kölesini bindirmiş ve kendisi yaya, kölesi ise devenin üzerinde olduğu hâlde Şam’a girmişti. İşte bu da, kâbına varılmaz bir infak ve îsâr (cömertlik) tezâhürüdür.

İnfakta Riyâ ve Kibir Olmamalıdır

Zekât ve sadakalar, zenginlerin servetlerinde ilâhî emirle belirlenmiş, muhtâcın en tabiî hakkıdır. O hakkı çıkarıp fukarâya vermek bir lutuf değil, sadece hakkın teslim edilmesidir. Dünyâ serveti, ilâhî bir emânettir. Bunu unutarak, Allâh’ın nîmetlerinin, O’nun bir kuluna ulaşmasına vâsıta olmaktan dolayı nefsine pay çıkarıp da muhtâca mihnet veren riyâkârca hâl ve tavırlar içine girmek; gaflet, hamlık ve nâdanlıktır.

İnfak Etme ve Yardımlaşma!

O hâlde infakta kibirlenmemek, fakiri hor görmemek, bilâkis kendini fakirin yerine koyup, birgün kendisinin de onun durumuna düşebileceğini tefekkür etmek îcâb eder. Zîrâ zenginlik veya fakirlik biraz cehd işiyse de daha çok baht işidir. Allâh zengini fakir, fakiri de zengin kılabilir. Bunlar Hak katında bir üstünlük veya alçaklık ölçüsü değildir. Her ikisi de yalnızca bu âlemdeki bir imtihan şeklidir. Üstünlük yalnızca takvâdadır. O hâlde infâk etmekten dolayı fakire karşı gururlanmak, dünyâ hayâtındaki imtihan sırrından da gâfil olmaktır.

Şeyh Sâdî, Bostan adlı eserinde der ki:

“Birisine iyilik ettiğin zaman; «-Ben efendiyim, beyim; o bana muhtaçtır!» diye büyüklenme! Zaman, o muhtaç kimseyi vurmuş deme! Zîrâ vuran kılıç henüz kınına girmemiştir; mümkündür ki o kılıç birgün seni de biçer.”

Varlıklı kimseler, kendilerini fukarânın yerine koymayı bilmeli ve; “Rabbimiz bizi onların durumunda, onları da bizim durumumuzda yaratabilirdi. Mâdem bize imkân bahşedip onları muhtaç kıldı, demek ki onları bize emânet etti, zayıfları güçlülere zimmetledi, bizi onlardan mes’ul kıldı ve bize bahşettiği nîmetlerin şükrânesi olarak onlara infak etmemizi emretti…” diye düşünmelidirler…

Yine Şeyh Sâdî’nin aynı eserindeki şu nasihatleri de pek mânidardır:

“Kapına bir garip gelirse, eli boş gönderme. Allâh göstermesin belki bir gün sen de garip olur, kapıları dolaşırsın.

Gönlü yaralı olanların hatırlarını sor, onlara bak. Belki bir gün sen de o vaziyete düşersin.

Sen ki bir şey istemek için kimsenin kapısına gitmiyorsun, buna şükrâne olarak, kapına gelen yoksulu kovma, ona surat asma, onu tebessümle karşıla…”

Nitekim âyet-i kerîmede buyrulur:

“Seni fakir bulup zengin etmedi mi? Öyleyse yetimi sakın ezme. El açıp isteyeni de sakın azarlama. Ve Rabbinin nîmetini minnet ve şükranla an.” (ed-Duhâ, 8-11)

Muhtâca nezâketle muâmelenin en mühim kısmı olan başa kakmamak, ezâ vermemek ve kibirlenmemek için, bir hayrı yaptıktan sonra onu hemen unutuvermek îcâb eder.

Lokman Hakîm ne güzel buyurur: “İki şeyi unutma: Allâh Teâlâ’yı ve ölümü.

İki şeyi de unut: Başkasına yaptığın iyiliği ve başkasının sana yaptığı kötülüğü.”

Yine bu konuda Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir defâsında arka arkaya tam üç kez:

“-Üç kişi vardır ki, kıyâmet günü Allâh onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için acı bir azap vardır.” buyurdular. Ebû Zer -radıyallâhu anh-:

“-Adları batsın, umduklarına ermesinler ve hüsrâna uğrasınlar! Kimlerdir bunlar yâ Rasûlallâh?” diye sordu. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“-Elbisesini (kibir ve gururundan dolayı kurula kurula) sürüyen, yalan yeminle malını pazarlayan ve verdiğini başa kakan!” buyurdular. (Müslim, Îman, 171)

Bibliyografya

  • Ragıb el-İsfahânî, el-Müfredât, "nfk" md.; a.mlf., ez-Zeri'a ilâ mekârimi'ş-şerî'a (nşr. Ebü'l Yezîd el-Acemî), Kahire 1405/1985, s. 409-411
  • Lisânü'l-'Arab, "nfk" md.
  • Tehânevi. Keşşâf, II, 1423; Wensinck, el-Mu'cem, "nfk" md.
  • M. F. Abdülbâki, el-Mu'cem, "nfk" md.
  • Müsned, II, 334; V, 277; Buhârî, "Zekât", 18, 165, "Ferâ'iz" , 4, 15, "Büyû'", 15; Müslim, "Zekât", 38, 39, 91, "Ferâ'iz", 14
  • Fârâbî, Fuşûlü'l-medenî (nşr. D. M. Dunlop), Cambridge 1961, s. 145-146
  • Gazzâlî. İhya', IV, 91-92, 95
  • Ebû Bekir İbnü'l Arabî. Ahkâmü'l-Kur'ân, Beyrut, ts. (Dârü'l-fikr), I, 17-19
  • Fahreddin er-Râzî. Mefâtîhu'l-gayb, Beyrut 1411/1990, II, 20-29
  • İbn Aşûr, et-Tahrîr ve't-tenvîr, Tunus 1984, I, 234-237
  • Abdülhay el-Kettânî, et-Terâtîbü'l-idâriyye (Özel), III, 95. MUSTAFA ÇAGRICI
  • İslâm Ansiklopedisi, 22. Cilt, s. 289, 290
  • Osman Nûri Topbaş, Vakıf-İnfak-Hizmet, Erkam Yayınları, Altınoluk Dergisi, 2016 – Şubat , Sayı: 359, Sayfa: 032, Altınoluk Dergisi, 2016 – Şubat , Sayı: 359, Sayfa: 032, Hak Dostlarının Örnek Ahlâkından 1, Erkam Yayınları, 2011, Altınoluk Dergisi, 2008 – Mayıs, Sayı: 267, Sayfa: 032
  • Müslim, Îman, 171; Nesâî, Zekât, 49; Ahmed b. Hanbel Müsned 2/33
  • Mülk sûresi, 2. Ayet; Bakara Sûresi, 3, 195, 219, 261-274. Ayetler; Nûr Sûresi, 33. Ayet; Hadid Sûresi, 7. Ayet; Âl-i İmrân sûresi, 134. Ayet; Duhâ sûresi, 8-11. Ayetler
  • e-Mushaf-ı Şerif ve Türkçe meali, Meal Prof. Dr. Suat YILDIRIM
  • Mefâtîhu'l-gayb, II, 20-29
  • İzmirli gazeteci ve yazar Bıçakçızade İsmail Hakkı
  • Şeyh Sâdî-i Şirazi, Bostan
  • Hak dostu Mahmud Sâmi Ramazanoğlu Hazretleri
  • Hak dostu Mevlânâ Hazretleri

Rabbim gülümsemenizi eksik etmesin yüzünüzden. Hayırlı geceler ve gelecek bayram için Hayırlı bayramlar geçirmenizi dilerim.

#Selâmetle 🙂

İnfak Etme ve Yardımlaşma!
Cevapla