Merhaba sayın KizlarSoruyor ahalisi. 1 yıla yakındır sanırım, hiç Bence yazmamıştım. Zaten yazdıklarımı da pek o kadar okuduğunuz söylenemez.
Dün gece Ekşi Sözlük'de Müge Anlı'nın rutin gündem olmalarından biri dikkatimi çekmişti. Ve bu tip durumlarda genelde yaptığım gibi, alaka göstermeden es geçtim.
Lakin, ablamın izah etmesi ve sosyal medyada bayağı gündem olmasıyla, anlamaya çalıştığım bir olay üzerinden Türk toplumu hakkında o kadar da hoşunuza gitmeyecek bazı tespitlerde bulunacağım.

Olay öyle bir olay ki, David Fincher, Christopher Nolan falan baştan sona olayı script olarak okusa 'Bu kadar da olur mu, tanrı aşkına' derler, senaryoyu abartı bulurlar.
'Bana göre insanlar sapıktır ve hikayeleri bu minvalde başarılı olur' diyen David Fincher'ın midesı bulanır bu aileyi görünce.
'Bizim kızımız on yıldır kayıp' diyerek Müge Anlı'ya başvuran bu ailenin altından, çoğu Anadolu taşrasında görülebilecek, büyük bir iğrençlikler zinciri çıkıyor ve bu insanların pişkinlikleri, işledikleri suçlardan bile daha korkutucu bir biçimde programda ifşa oluyor.
Öncelikle belirteyim, bu karmaşık ilişkiler yumağını baştan sona burada anlatmam imkansız. Zaten baştan sona her şeyi algılayıp çözmek için Sherlock Holmes olmak gerekiyor.
Her şey, bu ailenin Emine adındaki suratında zerre nur olmayan, 'Bana yımrıh atma' diyen ablanın karşısında Adriana Lima veya Miranda Kerr gibi kalacağı kızının Tuncer isimli, bilimum korku ve drama filminde gördüğünüz kötü adamların kanını donduracak tıynetteki hayvan evladıyla evlenmesi ile başlıyor.

Bu Tuncer, zaten programdan kesitler izleyen herkesin anlayacağı üzere IQ ortalaması 43 falan olan aileyi 'Ben hocayım, ben cin çıkarırım' gibi klişe işgüzarlıklarla kafalamaya başlıyor. İşbu ailenin kayıp en başta kayıp olduğunu iddia ettikleri kızları Meryem'in kocası Ahmet, bu adamın dolandırıcı olduğunu ve yalan söylediğini anlıyor, ailenin babası Harun Palu ile bu adama tavır alıyorlar.
Lakin Hain Tuncer, programda insanın sinirlerini zıplatan, Karadenizli olanlarımızın teyit edeceği şekilde, ailenin Karadenizli pısırık, kimsenin pek adamdan saymadığı, ince sesli, anlamlı cümle kuramayan dangalak oğlu prototipli İsa'yı kafalayıp Ahmet'i öldürtüyor. Meryem'in de bu Ahmet tarafından pazarlandığı iddialarını ortaya salıyor.
Tuncer bir noktada Meryem'in tecavüzüne uğradığı iddiasındaydı. Lan senin neyine kim tecavüz etsin?
Kafası en fazla Tuncer'e inanmayacak kadar çalışan baba, oğlu olacak denyo hapse girmesin diye onun yerine hapse giriyor.
Bu Harun'un babası, Kore Gazisi dede İstanbul'dan gelip bu ailenin peşine düşüyor, Tuncer'in elinde oyuncak olan bu salaklar sürüsünü bu cahil ama geri kalan salakların yanında Einstein zekasına sahip dede de kurtaramıyor.
Ve meydanı boş bulan Tuncer, geri kalan sığırları gütmeye başlıyor. Ailenin tapulu evlerini 'Bu ev yıkılır, Yusuf Şipşak (Gülmeyin lan, sanırım bunlar akrabalar) bu evi sizden alır, siz benim üstüme yapın' diye alıp satıyor.
Harun hapse girdiğinde 4 katlı apartmanda yaşayan aile, çıktığında arabada yaşar hale düşmüş oluyor.
Bu Tuncer, aileyi komple etkisi altına alıyor, komşularının telefonla anlattıklarına göre, 'Evde büyü var' diye bütün eşyaları satıp, bütün duvarları kıracak kadar kafayı yedirtiyor. Meryem'in çocuklarına, Meryem'e işkence etmeye başlıyor. Ardından tecavüzler geliyor, ailenin erkek üyeleri ile birlikte ailenin kadınlarına, çocuklarına sistematik tecavüzler, işkenceler, aç bırakmalar, odalara kilitlemeler, ağaca bağlamalar başlıyor.
Tuncer ailenin parasını sonuna kadar yiyor, baba Harun hapisten çıktıktan sonra 'Ne bu hal' diye karşı koymaya başlayınca, artık Tuncer'in kölesi olmuş, Allah diye bu hoca bildikleri herife tapar hale gelmiş aile babayı da delirtiyorlar, adama şizofreni teşhisi koyuluyor.
Daha sonra tüm bu olanlara isyan eden Meryem(Belki de sadece 11 kişi bir arabada yaşamaktan bıkmıştır), Tuncer ve kardeş İsa tarafından öldürülüyor. Cesedi de bir yere gömülüyor. Bütün aile de bunun farkında.

Daha da sonra paraları biten, kırık dökük evlerde, sürekli hareket edip taşınarak yaşayan bu aile, Gülbahar isimli, Tuncer'in kayınvalidesinin kardeşi kadını ziyarete gidiyorlar. Herşey normal giderken biber gazı sıkıp, darp edip, işkence yapıp zorla senet imzalatıyorlar.
Çocuklara kötü muameleden ötürü sosyal hizmetlere haber ileten bir doktora rağmen, aileden çocukları alma girişiminde bulunmayan bir devlet var üstelik.
Hatta bu meseleden Tuncer'in zorla götürülmesi için savcılıktan emir geliyor, 4S kuralını doğrularcasına Tuncer'e köle olmuş bu aile polise mukavemet ediyor, tam 8 saat ikna etmeye çalışıyorlar, Emine ve annesi, gazı açıp bütün mahalleyi havaya uçuracaklarını söyleyince koca emniyet, itfaiye falan bu psikopatları almak için uğraşıyor.
'VE TABİİ SERBEST KALIYORLAR!!'
Meryem'in oğlu, şimdilerde üniversite okuyan Recep Tayyip(!) 8 yaşındayken artık 3. kere kaçışında sosyal hizmetler tarafından aileden alınıyor. Aç bırakıldığıını, dayak yediğini, işkenceye maruz kaldığını söylediğinde teyzesinin, anneannesinin nasıl pişkince kendisini yalancılık ve nankörlükle suçladığını görmeniz lazım.
Bitmek tükenmek işkencelerde yaratıcılık gösteren Tuncer, bir gün cin çıkarma iddiasıyla bütün aileye ispirto içiriyor, o kadar şahsiyetsiz içinden sadece daha çok küçük olan Melike isimli, Meryem'in küçük kızı ölüyor. Ölünce Havva cesedi yıkıyor ve topluca gömüyorlar.
Daha binbir türlü karmaşık suça karışmış, tamamını artık benim bile hafsalamın almadığı bu aile, defalarca hapse giren, bir senede çıkan üyelere sahip.
Müge Anlı'nın haklı olarak belirttiği gibi 'Tabii böyle rahat olurlar, baksana 2 sene yatmışlar en fazla' durumundalar.

Anladığım kadarıyla binbir türlü vukuatın üzerine, bir de bu Meryem ve Melike'nin kayıp oluşu başlarını hukuksal olarak iyice ağrıttığından, bunların saçma sapan davalarının mahkemede sittin sene çözülemeyeceğini anlayan avukatlarının telkiniyle çıktıkları Müge Anlı ile Tatlı Sert isimli programda, aslında olayı bağlayıp üstlerinden atmaya çıkmışken, bütün suçları açığa çıkıyor.
Müge Anlı'nın da bir şey yaptığı yok ha, sadece devletin savcılarının dosyalara bakıp sorması gerektiği soruları canlı yayında soruyor. Zaten iki kelimeyi bir araya getiremeyen bu salaklar da tutarsız ifadeler, anlamsız iddialar, 'Komplo, organ mafyası' gibi ipe sapa gelmez beyanlardan başka birşey yapamıyor, zamanla birbirlerini suçlamaya başlıyorlar.
Beyniniz yandı değil mi? Dün geceden beri ben hala bu insanları çözememiş vaziyetteyim. Bu durum, bu aile cahillikle falan açıklanabilecek bir aile değil. Olay çok daha karmaşık ve sadece alegorik incelemelerle anlaşılabilir.
Aile Ordulu, Sakarya'da yaşıyor, tipik bir Karadenizli, kökten dinci, yobaz aile. Türkiye'nin en leş, en suça meyilli coğrafyalarından birinde ikamet ediyorlar.
Ve Türk insanında hastalık olarak nitelenecek her türlü fena durumdan müzdaripler. Cahillik, cinlere-şeytanlara inanma, akraba evliliği, zerre kadar mantık yürütememe, rasyonelliğe tepki olarak doğma, cinsellikteki bastırılmışlık vesaire.
Az veya çok, taşranın tamamı bu insanların bu davranışlarının altında yatan kültürel yapıdan müzdarip. Tamam belki katil olmuyorlar, tecavüzcü olmuyorlar, ama mesela bu saçma kültür yüzünden üniversiteden mezun olup, eşek gibi çalışarak kazandıkları parayı 150 liraya fal baktırmaya harcama salaklığından da kurtulamıyorlar.
Hani diploma cahilliği alır eşeklik bakı kalır derler ya, hah, bu işte.
Burada en bol bulunan tiplerden biri olduğu için fal meraklılarını örnek veriyorum, eleştirince de 'Ya biz eğlencesine bakıyoruz' derler ya, mesela bu da bu ailedeki bir diğer huy, inkar etmek, karşı tarafın bildiğini bilmelerine rağmen kağıt üstünde doğru değil deyince, mantıksız dahi olsa söylediklerinin ağırlığı varmış gibi davranmak.
Varmaya çalıştığım şeyi anlayabiliyor musunuz? Gerçi buraya kadar okuyanınız azdır ya neyse.
Bu aileyi bu hale getiren şey, aslında bu toplumun özellikle son yıllarda iyice azıtmış toplumsal hastalıkları. Zaten bu çarpıklığı bünyesinde barındırabilmeyi başaracak bir kültür olmasa, bu insanlar da 10 yıldan fazla bir süre boyunca tüm bu pislikleri yapamazlardı.
Anadolu taşrasında yaşamak en büyük şehirli romantizmlerinden biridir Türkiye'de. Tabii hiç köy görmemiş, beyaz yakalı salaklar köylü deyince tonton dedeler, iyi beslenmiş organik çocuklar falan hayal ederler. Oysa ki, gerçek işte budur.
Tamam bir ekstrem örnek bu aile.
Lakin artık kurtulunması gereken din, hurafecilik ve gelenekçilik bir yerde dur denmezse böyle saptırıyor insanları. Bu tip insanlar normal dünya ile ilişiklerini de kesiyorlar, çünkü kendilerine empoze edilen hayat, dini inançlar falan gerçek dünya ile örtüşmüyor.
Kapanıyor, izole oluyor, kendi pisliklerinde boğuluyorlar.
Bu da yegane örnek değil. İlla cinayet olmasına, tecavüz olmasına gerek yok, dün gece Müge Anlı'dan duyduğum gibi, 'Kesme şekeri altına dönüştürmek için yapılan büyüye inanan insanların ülkesindeyiz'
Mesela kültürel çarpıklık mı istiyorsunuz? Açık bir biçimde dindar, dışarıya kapalı, evlenmeden seks yapan birini taşlayacak zihniyette(Onlardan hiç sapık çıkmıyor demiyorum) kapalı kalmış, her türlü din martavalıyla uyuşturulmuş, düşünmeyi değil biat etmeyi öğrenmiş bu aile üzerinde analizlerde bulunurken dindarlık ve din konusunda biraz sert tenkitlerde bulunanlar oluyor.
Ve olanlara en az sen ben kadar iğrenerek bakan bazı müteyeddinler, işte bu insanlardaki 'bariz olanı gözardı edelim de işte iptidai olarak kötü gözükmeyelim' zihniyetiyle 'Ama dinle ne alakası var, bir kere İslam'da böyle bir şey yok' diyebiliyorlar. Olayı çarpık anlamakta ısrar ediyorlar.
Çünkü mantıklı düşünmek yok, sadece ait olduğu kültü korumak var.
Aşk İlişkileri
Kadın Emeği
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Cinsel Yaşam
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
YKS2026
Diğer
En İyi Cevaplar