Zor bir dönemden geçiyoruz hep birlikte. Siyasi gerginlikler, inip çıkamayan bir ekonomi, toplumsal sürtüşmeler, işsizlik... Bunlar artık hemen hepimizin aşina olduğu kavramlar. Atıp tutuyoruz, "Şöyleyse böyle yapacaksın kardeşim, böyleyse öyle edeceksin!" şeklinde sitemlere sarılıyoruz. Eleştiri elbette herkesin hakkı, fakat neden kendimizden başlamayı unutuyoruz?
Hiçbirimiz ekonomist değiliz, kabul. Bahsi geçen konularda -birisi hariç- sitem etmekten öteye gidememek çok normal.

Fakat şahsım olarak işsizlik konusundaki sitemleri anlamakta güçlük çekiyorum. Ülkedeki işsizlik oranlarını inkar edemem, fakat diğer yandan bu durumun insanlarımızda oluşturduğu 'atalet' (hareketsizlik) psikolojisini haklı görmem de mümkün değil.
Toplum olarak sorunumuz işsizlikten ziyade tembelliktir.

Çevrenize bir bakın; evlerinde boş boş oturan, sokaklarda boş boş gezen, sizden daha sağlıklı olduğu halde dilenen, otobüs durakları/metrolar/kafe önlerinde '1 lira versene' repliği ile 'otlanan' gencecik insanlar göreceksiniz. "Neden çalışmıyorsun?" diye sorun, "İşsizlik!" cevabını alacaksınız.
Tembellik toplumların içini kemirip boşaltan bir illet gibidir. Sonucunda ortaya çıkacak olan, ancak ve ancak, açlık ve hırsızlıktır. Tekrar dönüp bakın; haberlere, sokaklara. Açlık ve hırsızlık tanıdık geliyor değil mi?
Konuştukları şeyler kiralanmış elbiseler gibi, kendi malları değildir. (Oblomov)
Herkesin ağzında bir sitem, öğretilmiş bahaneler; İşsizlik. Ne kendi fikirleri var, ne de hayatlarını sürdürmeye yetecek azimleri.

"Eleştirmek kolay, tok açın halinden ne anlar! Çözümün var mı?" dediğinizi duyar gibiyim. Çözüm var evet!
30 Haziran Cumartesi günü; kız arkadaşımla birlikte asker arkadaşımın Burdur'daki düğününe gitmek üzere yaptığımız yolculukta, otobüs Manisa'nın Salihli ilçesinde 10 dakikalık kısa bir ihtiyaç molası verdi. O sırada otobüse binen 80'li yaşlarda yürümekte dahi zorlanan bir adam, bana elinde sattığı peçetelerden birini uzattı. Cebimden bir bozukluk çıkarıp, durumuna üzülerek amcaya uzattım ve peçeteyi başkasına satıp daha fazla kazanması için almayı reddettim. Bu hareketim karşısında, yüzündeki ifade sertleşti ve konuşmadan kararlı bir şekilde bana bakarak peçete paketini kız arkadaşıma uzattı. Kendisi paketi aldı ve adam 'Allah bereket versin' manasında başını sallayarak koridorda yürümeye devam etti.
En büyük makam, en büyük hak, çalışanlara ait olacaktır.
(Gazi Mustafa Kemal Atatürk)

Bu olay üzerine, çözüm arayanlara benim halen cevap vermeme gerek var mı bilmiyorum, yorum sizin. Yaşadığım o anı da detaylarıyla yorumlamama da gerek yok diye düşünüyorum. Lakin amca ve onun gibi insanlar zaten ömürleri devam ettiği sürece topluma tokat gibi bir çözüm sunmayı sürdürecekler. Çözüm, çalışmak.
Kolay değil yaşam mücadelesi evet, çok iyi okullardan mezun olup hayalini kurduğun işi yapamamak çok zor evet! Fakat yerinde oturup sadece homurdanmak için haklı bir sebep de değil bunlar. İş yoksa güç var arkadaşlarım. Vücudunuzda sağlık ve sıhhat olduğu sürece, bir gün hayalinizdeki işin sahibi olana dek, yevmiyeci şeklinde de olsa çalışmanızı kimse engelleyemez.
Şimdi, kalkın ayağa ve bir işe el verin. Yarın hayal ettiğiniz yerde olmanız dileğiyle.
Aşk İlişkileri
Kadın Emeği
Gündem
Cinsel Yaşam
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Dünya Kupası
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
YKS2026
Diğer
En İyi Cevaplar