Türklerde Evliliğin Mahiyeti Ve Evlilik Öncesi Kültüre Ve Hukuka Aykırı Yapılan İki Hata

Evlilik, kültürümüzde oldukça önemli bir yere sahiptir. Geçmiş yıllara bakıldığında, bunun milattan öncesine kadar uzadığını görmekteyiz. Türk kültüründe evliliği üç aşamaya ayırdım ve bu üç aşamada dönemlerine göre evlilik kurumuna verilen önemi ve yaklaşımı sizlere anlatacağım.

İslam Öncesi Türklerde Evlilik

Türklerde Evliliğin Mahiyeti Ve Evlilik Öncesi Kültüre Ve Hukuka Aykırı Yapılan İki Hata

İslam öncesi Türk topluluğundan kastımız, genellikle Orta Asya'da hüküm sürmüş, henüz İslam'ı kabul etmemiş, Asya Hun İmparatorluğu'ndan Bulgar devletlerine kadarki süreci kapsayan bir dönemdir. Esasen Türklerin tarihi, Asya Hun İmparatorluğu'ndan çok daha önce bir süreci de kapsar. Ancak Çin kaynaklarında Asya Hun İmparatorluğu'ndan itibaren sık sık rastlanılmaya başlandığı ve Türklerin daha çok göçebe bir yaşam sürmeleri dolayısıyla Asya Hun İmparatorluğu'ndan önceki dönem biraz karanlıktır.

Eski Türklerde evlilik, toplumsal bünyenin çekirdeğini oluşturmaktaydı. Kan bağına ve akrabalık ilişkilerine son derece önem verilmişti. Aile hukukunda babanın sözü geçerli sayılırdı. Evlenen çiftler, yeni bir eve çıkardı ve orada yaşamaya devam ederlerdi. Bu durum, eski Türklerde geniş aileden ziyade çekirdek ailenin tercih edildiğini gösterir ki göçebe bir yaşam sürmeleri de bunu zorunlu kılar. Lakin erkek evlatların en sonuncusu her zaman baba ocağında kalırdı. Eski Türklerde bir erkek, ölen erkek kardeşinin zevcesiyle evlenme hakkına sahipti. Evlilikte çoğunlukla monogami (tek eşlilik) görülürdü.

İslam Sonrası Türklerde Evlilik

Türklerde Evliliğin Mahiyeti Ve Evlilik Öncesi Kültüre Ve Hukuka Aykırı Yapılan İki Hata

Aslında İslam öncesi ve sonrasında Türklerde evlilik anlayışında nihai değişimler yaşanmamıştır. Ancak devam eden anlayışta birtakım değişiklikler olduğu görülmektedir. İslam sonrası Türk kültürü, Karahanlılardan sonra Türkiye Cumhuriyeti'ne kadar olan süreci kapsar. Aslında İslam öncesi ve sonrası Türk kültüründe pek değişim yaşanmamıştır ancak şerî hükümlerin benimsenmesiyle birtakım değişiklikler olmuştur.

Türklerde evliliğe verilen önem İslam sonrasında da devam etmiş hatta dinî tavsiyelerle daha da şiddetlenmiştir. İslam sonrası eski Türklerde, tıpkı İslam öncesi olduğu gibi aile hukukunda babanın sözü hakimdir. Bu dönemden sonra poligami (çok eşlilik) artış göstermiştir. Tıpkı eski Türklerde olduğu gibi İslam sonrası Türklerde de ölen erkek kardeşin karısıyla evlenmek doğal karşılanırdı. İslam'ın da müsaade ettiği bu durum, Türk âdetlerinde kadının yabancı bir aileye gitmek istenmemesiyle açıklanır.

Günümüz Türkiye'sinde Evlilik

Türklerde Evliliğin Mahiyeti Ve Evlilik Öncesi Kültüre Ve Hukuka Aykırı Yapılan İki Hata

Aslında günümüz de İslam sonrası dönemi kapsamaktadır ancak bu süreci kendi içerisinde de ikiye ayırdım çünkü İslam sonrası dönemde evlilikte birtakım değişiklikler yaşanmıştır. İsviçre Medeni Kanunu örnek alınarak 4 Ekim 1926'da Türk Medeni Kanunu'nun kabulü ile zorunlu tek eşlilik getirilmiştir. Bu durum, devlet kontrolünde olması için evlilikte resmî nikâh mecburi kılınmıştır. Ancak gene de dinî nikâh altında çok eşliliği görmek de mümkündür. Bu durum, gitgide azalmaya başlasa da Türkiye'de bazı bölgelerde daha sık tercih edilebiliyor.

Özellikle son yıllarda görücü usulü evliliğin yerini aşk evliliğinin aldığını görmekteyiz. Ancak TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) verilerine göre, son yıllarda evlenme oranlarında düşüş, boşanma oranlarında ise artış var. 50 yıl öncesine kadar erkeklerde ve kadınlarda evlenme yaşı, ağırlıklı olarak 18-22 arasında değişkenlik gösterirken, TÜİK'in 2016 verilerine göre ise bu yaş ortalaması; erkeklerde 27,1, kadınlarda ise 24 yaştır. Bu durum, evlilik yaşının gitgide arttığını göstermektedir. Eski Türklerde de olduğu gibi günümüzde de dışarıdan pek evlilik yapılmamaktadır. Yabancı damat olarak en çok Almanya, yabancı gelin olarak ise en çok Suriye tercih edilmektedir. Gitgide artan boşanmalardaki boşanma sürecinin evliliğin ilk 5 yılında %39,1 oranında olduğu saptanmıştır ki bu durum gitgide artış göstermektedir. Kaba boşanma oranının en yüksek olduğu il ise İzmir'dir.

EVLİLİK ÖNCESİ KÜLTÜRE VE HUKUKA AYKIRI YAPILAN İKİ HATA

Buraya kadar Türklerdeki evliliği olabildiğince kısa bir şekilde özetledim. En çok değişikliğin, 21'inci yüzyıldan sonra yaşandığını görmekteyiz. Bir de evliliği zedeleyen, Türk aile hukukuna ve geleneklerine aykırı olan birtakım davranışlar vardır ki bunlar, bizatihi Türk kültürüne aykırı düşmektedir:

1) Resmî nikâhtan önce dinî nikâh kıymak.

Türklerde Evliliğin Mahiyeti Ve Evlilik Öncesi Kültüre Ve Hukuka Aykırı Yapılan İki Hata

Bu daha çok hukuk kısmını ilgilendirmektedir. Öncelikle şunu söylemeliyim ki, resmî nikâh öncesi dinî nikâha kesinlikle karşıyım. Bu, çok eşliliğin ve çocuk yaştaki evliliklerin devam etmesine ortam sağlamaktadır ki bu durum, doğrudan Türkiye Cumhuriyeti kanunlarıyla ters düşer. Hukukta evlilik için belirlenen en düşük yaş 18'dir. 18 yaş ve altı evlilikler yasal değildir. Bu evlilikler, dinî nikâh adı altında yapılmaktadır. Ondan da kötüsü, günümüzde bile bazı gençler, ailelerinden habersiz kendi aralarında dinî nikâh kıymak istiyor ancak şunu söylemelim ki; nikâh esasen ''duyurmak'' demektir, gizli saklı yapılan bir nikâh kabul görmez. Bu sebeple resmî nikâh kıyılmadan kesinlikle dinî nikâh kıyılmamalıdır.

Aslında resmî nikâhın ardından dinî nikâh kıymaya bile gerek yoktur. Dinî nikâh ile resmî nikâh arasındaki farklar; dinî nikâhta nikâhı kıydıran kişinin, şahitlerin ve evlenen erkeğin Müslüman olma zorunluluğunun olması, resmî nikâhta ise Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmanın yeterli olmasıdır. Eğer dinî nikâh için şart koşulan; şahit erkek sayısı, nikâhı kıydıran, şahitlik eden ve evlenen erkeğin Müslüman olma şartları resmî nikâhta karşılanıyor ise resmî nikâhtan sonra dinî nikâh gerekli değildir. Tabii bu tercihe bağlı olarak alınacak bir karardır.

2) Evlilik öncesi aynı evde yaşamak.

Türklerde Evliliğin Mahiyeti Ve Evlilik Öncesi Kültüre Ve Hukuka Aykırı Yapılan İki Hata

Bu duruma bazıları, ''Ha kâğıt üzerinde imzalı evliyiz, ha imzasız evliyiz, ne fark eder?'' diyebiliyor. Oysa bunun doğurduğu sonuçlar, her iki kişi açısından da olumlu sonuçlanmayabiliyor. Özellikle kadın için. Evlilik, devlet kontrolündedir ve herhangi bir şekilde haksızlığa uğrama ve şiddet gibi durumlarda araya hukuk girer. Bu durumda, kadının ezilmemesi için; alacağı nafaka, velayet ve diğer meseleler tamamen adaletin eline teslim edilir. Kâğıt üzerinde yapılmayan evlilikler, kısacası evlilik öncesi beraber aynı evde yaşama mevzusu bu gibi haklardan faydalanmayı ve adaletin kontrolünde olmayı önler.

Özellikle son dönemlerde abazan erkek sayılarındaki nihai artış, ki üzülerek söylüyorum ama ciddi manada buna bir çare bulunmalı çünkü erkeklerin çoğu karşı cinse karşı dakikalık zevk duygularına yenik düşüyor. Zaten bunun ne denli felaketlere yol açtığını, artan tecavüz ve taciz olaylarında da görmek mümkün. Evlilik öncesi hamile kalmak ve hemen ardından erkeğin evi terk etmesi de yaşanan sorunlar arasında. Bütün bunlar, kadının psikolojisine ve doğacak çocuğun geleceğine leke sürecektir. Daha çok sorumsuz ebeveynlerin çocuklarında yaşanan bu durum sonrasında kadın, 18 yaşından büyük ise hiçbir şekilde hak talep edemeyecektir. 18 yaşından küçük ise gene bir hak talebinde bulunamayacaktır, sadece erkek ceza alacaktır. Bu durum, zaten Türk kültürüne de aykırıdır ki İslam öncesi Türklerde bile zina yapanlar mahkemelerde yargılanırdı. Ayrıca eski Türklerdeki kadınların namus ve iffetine düşkünlüğü de bizzat ''İbn Fedlan'' ve ''Gerdizî'' gibi kaynaklarda ifade edilir. Evlilik öncesi beraberliğin, evliliğe olan hevesi yok ettiği de aşikârdır. Bu sebeple, evlilik öncesi beraber yaşama mevzusuna da kesinlikle karşıyım.

Türklerde Evliliğin Mahiyeti Ve Evlilik Öncesi Kültüre Ve Hukuka Aykırı Yapılan İki Hata
Cevapla