Öncelikle futbolda basit gibi görünen kalecilik mevkiine kısaca bir göz atalım

Futbolda kaleci olmak zor iştir. 80 dakika kalesini canla başla savunduğunda pek takdir görmeyen 85.dakikada yediği golle harcanan ilk kişidir. Takım yenildiğinde tüm suç kolayca kalecinin üzerine atılıp işin içinden çıkılabilir .Bu sebeple ilk tebrik edilen olmayıp en ufak hatada sorumlu gösterilen ilk kişidir. Hiç de denmez ''ya kardeşim takımdaki forvet, defans, bekler doğru düzgün oynayabildi mi ki tüm suçu kaleciye atıyorsunuz.'' Takımda orta saha, forvet, defans ne kadar iyi oynarsa oynasın eğer kalecisi iyi değilse o takım hiçtir. Defanssız, forvetsiz maç kazanabilirsiniz ama kaleci olmadan asla. Sunay Akının deyimiyle kaleci ''tüm takım arkadaşları kendisine sırtını dönerken, hiçbir arkadaşına sırt çevirmeyen adamdır."
Bir takımda kalecinin öneminden bahsettik. Fenerbahçe iyi bir kaleciye sahip olma acısından oldukça şanslı bir kulüp. Pek çok kalecisi efsaneleşti, Fenerbahçe ve Türk futboluna damga vurdu. İşte bu isimlerden biri olan Şükrü Ersoy yani namı değer ''Kaleci Lastik Şükrü'' ile keyifli bir söyleşi hazırladık. Ben Şükrü Ersoy'un torunu Can Bey'e ulaştım ve röportaj fikrimi ilettim. Beni reddetmeyip isteğimi olumlu karşıladı. Eğitim durumumdan dolayı ben İstanbul'a gidemedim ama Can bey sağ olsun benim sorularımı dedesine sorup yanıtlarını bana ulaştırdı. Buradan kendisine tekrardan teşekkür ederim 😃
Bugün size Şükrü Ersoy efsanesini dilim döndüğünce anlatıp, sorularıma verdiği yanıtları paylaşacağım keyifli okumalar 😊
Röportaja geçmeden önce efsanenin hayatına kısaca değinelim

Şükrü Ersoy, yani tam adıyla Ali Şükrü Ersoy 14 Ocak 1931 tarihinde İstanbul Kadıköy'de hayata gözlerini açtı. Babası Osman İhsan Bey eczacıydı ve oğlunun hep eczacı olmasını isterdi. Annesi Adalet Hanım ise ev hanımıydı. Ne yazık ki babasını daha 5 yaşındayken kaybetti. Babasının istediği gibi bir eczacı olmadı ama çok iyi bir futbolcu oldu.
1945 yılında 14 yaşındayken Fenerbahçe Genç takımın kalesini korudu. Zaman zaman sahaya kaptan olarak da çıktı. 1949-1952 yılları arasında Vefa kulübünde oynadı ve ilk burada milli maçlara çıktı. 1950-1952 yılları arasında askerdeyken Ankara Karagücü Takımının kalesine geçti ve 2.olduğumuz Dünya Ordular arası Futbol Turnuvasında kaleyi gole kapatan isim Şükrü Ersoy oldu.
Askerden döndüğünde ise tekrar Fenerbahçe'ye döndü ve 1954 yılından 1962 yılına kadar takımın kaleciliğini üstlendi. Bu 8 yıllık süre zarfında Fenerbahçe'de 2 İstanbul Ligi, 2 de Türkiye Ligi şampiyonluğu yaşayıp 1954 FIFA Dünya Kupası'ndaki ikinci Almanya maçında millî takımın kalesini korudu.
1962-1964 yıllar arasında Avusturya'nın Salzburg takımına transfer oldu. Burada Antrenörlük kursuna giderek antrenörlük diploması aldı. 30 Temmuz 1967'de Balıkesir'de jübilesini yaptı. Hayatına antrenör olarak devam etti. Fenerbahçe de dahil olmak üzere çeşitli takımları çalıştırdı. 1974-1975 sezonunda Trabzonspor'un ilk şampiyonluğunun mimarlarından biri olup Aydın takımını 1.Lige çıkarttı. Yurdumuzdaki ilk kaleci okulunu açmış genç ve milli takımımızı çalıştırmıştır.
İşte böyle efsane bir futbolcu ile söyleşi yapmak çok gurur verici gerçekten 😊Ön bilgileri verdiğimize göre söyleşiye geçebiliriz. Keyifli okumalar.
Futboldan önceki spor hayatınız nasıldı? Nasıl bir çocukluk geçirdiniz?

Ben şanslı bir insandım. Çocukluğum iyi geçti. Fenerbahçe kulübünün hemen arkasında doğdum. Çocukluğumdan itibaren spora çok meraklıydım. Bütün sporlarda çok başarılı çok çeviktim. Spora ilk mektepte başladım. O zamanlar koşardım çok süratliydim. Mektep takımında iyi voleybol oynardım basketbolu ise daha az. Kadıköy'de Kuşdili Çayırı vardı. Şimdi orası otopark oldu, o zamanlar orada kale arkasından kaçan topları toplardım.
Daha Fenerbahçe'de oynamıyorken idolünüz olan bir futbolcu var mıydı?

Fenerbahçe'de idolüm vardı tabii. O zamanlar Türkiye'nin en büyük ve en ünlü kalecilerinden Cihat Arman vardı. Benim de idolüm oydu.
Biz Fenerbahçeli olunmaz Fenerbahçeli doğulur deriz siz nasıl Fenerbahçeli oldunuz?

Ben Fenerbahçe’nin içinde doğdum. O zamanlar Kurbağalıdere vardı. Şimdi beton oldu orası. Kurbağalıdere'nin yanında da köşkler vardı. İşte ben oradaki köşklerde doğdum. Fenerbahçe sahasına aşağı yukarı 100-150 metre uzaklıktaydı. Dayım da Fenerbahçeliydi, o zamanlar onlarla beraber Fenerbahçeli oldum.
Fenerbahçe kulübüne girmeden önce de o zamanlar maçlarda ve idmanlarda kale arkasına kaçan topları toplardım. Bu kadar spora ve Fenerbahçeye düşkündüm.
Turgay Şeren ile mahalle arkadaşıymışsınız. Biraz anlatır mısınız?

Evet Turgay Şeren ile mahalle arkadaşıydık. Bizim mahalle maçlarımızda o kaleci değil santrafordu. Ben Boğaziçi Lisesinde okurken bir gün şeref stadında Galatasaray Lisesi ile maç yapacağız. O zamanlar mektep takımları çok kuvvetliydi. Galatasaray, Haydarpaşa, Boğaziçi, Kabataş gibi liselerin takımları çok iyiydi.
Aa bir baktım Turgay kalede. Gittim yanına ’’Sen santrafor değil misin? ’’O da dedi ki Mektepte Mehmet Ali Hoca beni kaleci yaptı.’’ Çok iyi basketbol ve voleybol oynardı. Gençliğimizde Galatasaraylı olmasına rağmen beraber arkadaşlığımız oldu. Ben Kadıköy'de otururdum o da Beyoğlu'nda. Arada mesafe olmasına rağmen arkadaşlığımız kuvvetli ve iyiydi.

Fenerbahçe'ye gelişiniz nasıl oldu? Sizi kim keşfetti?

Yaz sezonu uzun olurdu, mahallede takımlar kurulur tarlalarda mahalleler arası futbol maçları yapılırdı. Sabri Abi (Sabri Kiraz), Cihat Arman’ın yedeğiydi. Orada beni gördü Fenerbahçe’ye aldı. Onun bende emeği çoktur. Allah rahmet eylesin .Bütün gücüyle beni A takım için çalıştırırdı. Beni A takım seviyesine yükseltti.
Fenerbahçe'deyken Erdal Kocaçimen transferinin ardından ne yaptınız?

1948 senesi Cihat Abi bana ‘’Ben futbolu bırakıyorum’’ dedi. Maaşım o zaman 25 liraydı ardından 100 liraya çıktı. Ben gayet mutlu oldum. Bir gün yaz zamanı sabahleyin evden kalktım bir baktım gazeteye Fenerbahçe Erdal Kocaçimeni transfer etmiş. Birden hani ben oynayacaktım diye bozuldum ve üzüldüm. Erdal Abi de, Allah rahmet eylesin, sezonun son zamanlarında milli takımda oynamıştı. Fenerbahçe tramvay yolunun orada ağaçlar vardı. Faruk Ilgaz’ın kardeşi olan yakın arkadaşım Melih Ilgaz ile oranın altına gidip oturduk. Melih seni oynatmayacaklar dedi. Yok ya dedim, Cihat Abi bana oynatacağını söyledi. Cihat söyledi ama Erdal'ı aldılar. Gel seni Vefa'ya götüreyim dedi. Gideyim mi gitmeyeyim mi derken tamam dedim. O zaman Vefa'nın başkanı Remzi Tatari'ydi. Vefa o zaman büyük takımdı. Benim milli olduğum sene milli takımda oynayan 8 futbolcusu vardı. Vefa'da o zaman 100 lira olan maaşım 250 liraya çıktı. 15 bin TL de transfer ücreti aldım. Bunlar anormal rakamlardı o zaman tabii. O şartlarda Vefa'ya gittim.
Bir de Hüsnü abi vardı. Kemik Hüsnü derlerdi. O da Fenerbahçe’de 3.kaleciydi sonradan Vefa'ya gitti. Bir baktı beni Vefa'da görünce ‘’Senin burada ne işin var? Ben senden korktum sen buraya geldin." dedi. 1948 senesinde Vefa'da sezona başladık. İlk hazırlık maçına İzmir’e gittik. İlk başta Hüsnü abi oynadı. Kalede gol yedi mağlup olduk o maç. İkinci maçta ben oynadım sonra hep ben kaleci oldum. 1.5 sene Vefa’da oynadım .
Askerdeyken ordu milli maçlarında kalecilik yaptınız. Dünya 2. si olduğumuz yıl ordu milli takımının kalesini siz gole kapatmışsınız. Biraz anlatır mısınız?

Vefa'dayken askerlik çağına gelmiştim. Asker olunca askeri takımlarda oynadım. O zaman Havagücü ve Karagücü diye takımlar vardı. Havagücü takımında Naciler (Naci Erdem), Basriler (Basri Dirimlili) vardı. Ben Karagücü takımına gittim. Ordu karmaları maçlarında oynadım. Brüksel’de Dünya Ordular Arası Futbol Şampiyonasında biz final oynadık. Finali 1-0 kaybettik 2.olduk.
Fenerbahçe ve Vefa takımlarında toplam kaç kere milli maça çıktınız? Bir milli maçta 7 gol yemişsiniz. Biraz anlatır mısınız?

Ordu takımını saymamak şartıyla 12 defa milli oldum. Ordu takımında en aşağı 7-8 defa milli olmuşumdur. 1954 Dünya Kupasında oynadım. Türk Milli takımının Dünya Kupasına gitmesinde benim ufak da olsa bir payım vardı. İlk rakibimiz İspanyaydı. O zaman İspanya Dünyanın en güçlü takımıydı ve İspanya-Türkiye galibi de dünya kupasına katılacaktı. İlk maç Madrid’de oynandı. O maçta ben kaleciydim 4-1 yenildik. 2.maç İstanbul'da oynandı. Bu safer Turgay oynadı 1-0 kazandık. Bu sefer üçüncü bir maç oynanacak dediler. Roma’da 3.maç oynandı. Maç Turgayla başladı, Turgay sakatlanıp çıkınca bu sefer ben kaleye geçtim. Birkaç tane başarılı kurtarış yaptım. Maç 0-0 bitti. Ve biz finale kaldık. O da çok enteresan. Bütün Avrupa İspanya gelecek şekilde ayarlanmış. Reklamlarda İspanya’nın adı yazılı. Türk takımı gidince bütün o reklamlar indi.
Dünya kupasına gittiğimizde Almanya ve Kore gurubuna düştük. Orada da gurup birincisi finale kalacaktı. Biz ilk maçta Almanya’ya karşı mağlup olduk. 2.maç Kore ile oynadık. Kore maçında Kore'yi yenince Almanya ile 2.maça kaldık. 2.maçta kalede beni oynattılar. O maçta 7 tane yedim. O zamana kadar Almanya’nın bu kadar kuvvetli olduğunu kimse tahmin edemiyordu. Bizimle oynadıktan sonra Dünya kupasında şampiyon Almanya oldu. Ondan sonra Alman futbolu dünyanın en iyi futbolu olarak piyasaya çıktı.
Almanya maçı 7-2 bitti. O maç 10 kişi kalmıştık. O zaman sakatlık olunca oyuncu değişmiyordu. Ondan sonra dönüşte ben üzgün bir vaziyette sahadan çıktım. Otobüs var, bekliyor otele gideceğiz. O arada tam karşıda Ulvi Yanal geldi. O da eski kalecilerdendir. O zaman Futbol Federasyon Başkanıydı. Beni böyle üzgün görünce ’’Gel Şükrü seni öpeyim’’ dedi. Ben de şaşırdım, 7 tane yemişim neden öpecek diye. ’’Şükrü ben milli takımda oynadığım zaman 6 tane yemiştim. Sen benim üstümden bu yükü kaldırdın. Sen 7 tane yiyince ben de ohladım’’ dedi. Eyvah sonra bu yük benim omzuma geldi. Bu sefer ben kollamaya başladım benden fazla kim yiyecek diye. İngiltere’de Yaşar 8 tane yiyince ben havaalanına karşılamaya gittim.’’ Yaşarcığım kusura bakma beni büyük bir yükten kurtardın’’ dedim.
Lakabınız Lastik Şükrü. Bu lakap nasıl ve ne zaman ortaya çıktı?
Evet lakabım Lastik Şükrüydü. Çünkü çok çeviktim. Atletik bir vücudum vardı. Her türlü sporla uğraştığımdan vücudum buna alışkındı. Hatta Boğaziçi Lisesindeyken boks da yaptım. O zaman baktım bütün branşlar dolu diye boksa girdim. Antrenmanda birden burnuma yumruk yiyince boksu bıraktım. Bana göre değil dedim.
Salzburg transferiniz nasıl gerçekleşti? Deli Turan ile birlikte transfer olmuşsunuz. Biraz anlatır mısınız?

1962 senesi ben Fenerbahçe ile sezonu bitirmiştim. Artık Fenerbahçe ile mukavele yapayım mı yapmayayım mı ikileminde kalmıştım. Molnar bizim eski antrenörümüzdü. Avusturya Salzburg takımının kaleciye ihtiyacı varmış. Buradan bir gazeteciye haber göndermiş. O da bana geldi. ’’Avusturya’ya gider misin? ’’dedi. Ben de 1962 senesinde Molnar’ın antrenör olduğu Salzburg takımına gittim.
Avusturya'da dil konusunda zorluk çektiniz mi?
Evet yaşadım. Bende hiç Almanca yoktu. Arkadaşlarım çok yardımcı oldular. Bir kere bana bir top geliyordu. Önümdeki stopere bırak diyeceğime vur demişim. Bir karambol oldu, iyi ki gol yemedik. Ama sonradan birbirimize alıştık.
Avusturya'dayken takım arkadaşlarınız ve yöneticiler soyunma odasında sizin için sürpriz doğum günü hazırlamışlar. O günü hatırlıyor musunuz?

O günü çok iyi hatırlıyorum. Çünkü o zamana kadar doğum günümü hiç kutlamamıştım. Avrupa'da doğum günü kutlamak mühim bir şey. Bir gün soyunma odasına girdim. Odaya pasta ve çiçekler koymuşlar. Happy Birthday diye bağırıyorlar. ''Ne oluyor?'' dedim. Senin doğum günün, haberin yok mu dediler. Benim için çok büyük sürpriz oldu.
Futbolu bıraktıktan sonra 9 ay Köln'de Futbol Yüksek Okuluna gitmiş antrenörlük diploması almışsınız. Antrenörlük deneyimlerinizden biraz bahseder misiniz?

Trabzonspor'a antrenör oldum. Trabzonspor o zaman normal 1.Lig'de oynayan bir takımdı. Beni Trabzon'a çağırdılar. Benimle birlikte Ali Kamiller, Şenollar, Cemillerle çok iyi bir takım oluşturdum. Trabzonla daha sezon başında Rusya'ya gittik. Benim 2.gidişimdi Rusya'ya. Orada yaptırdığım idmana Ruslar şaşırdılar. Beni merakla takip ettiler. Ondan sonra sormuşlar benim kim olduğumu.
Bir gün tam yılbaşıydı. Birden kapı çalındı. İçim bir cız etti. Birkaç saat evvel de idare toplantısı vardı. Ankara'da Ankaragücü'nü yenmiştik. Bir problem yoktu. Kapıdan içeriye bizim idareci başkan girdi. ''Şükrü seninle biraz konuşayım'' dedi. İndik aşağıya, sahil yolunda arabayla giderken, Şükrü sen bu işi bırak istifa et, dedi. Önce kabul etmedim. Baktım ki bunun sonu yok, madem ki istiyorsunuz istifa ediyorum dedim. Ayrıldım.
Fenerbahçe'yi de çalıştırdım. O zaman Avrupa kupalarına katıldık. Rakibimiz Arsenal'di. Londra'da Arsenal'e 2-1 mağlup olduk. Rövanşında berabere kaldık. Tribünden bazı sözler geldi kulağıma. O benim içime cız etti. Ordu Lig maçında penaltı kazandık. Penaltıyı dışarı atınca bir daha bağırdılar. Dönüşte otobüste istifa edeceğim dedim. Ayrıldım.
Rasim Kara ile yurdumuzda ilk kaleci okulunu açmışsınız. Bu nasıl oldu?

Rasim Kara o zaman Futbol Federasyonundaydı. Federasyondayken genç milli takım ve bayan milli takımı çalıştırdım. İlk kaleci kursunu açan bendim. Benimle birlikte Rasim Kara da vardı. Kalecinin ayrı bir çalışma düzeninin olasının lazım geldiğini fark ettim. Çünkü eskiden kaleci futbolcularla birlikte çalışırdı. Bunun bir kaleciye yetmeyeceğini düşünerek bir kaleci antrenörü kursu açmayı düşündük ve açtık. Kurslardan birine de benim adımı verdiler. Böylelikle artık takımlarda ayrı bir kaleci antrenörü var. Bunun neticesinde artık iyi, modern ve dünya çapında kaleciler ortaya çıktı.

Genç takımda oynarken kaleci eldiveni yoktu. Elle oynardık. Bir keresinde annemin eldivenini aldım. İçine pinpon topunun raketinin lastiğini yapıştırdım. Onlarla oynayayım dedim. Bir kere topu tutayım dedim lastik içinden çıktı.
Fakat Cihat Abi'nin sarı kazağı hala bende duruyor.
Son olarak bu sezon Fenerbahçe'yi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Fenerbahçe'ye büyük katkılarının olacağına hala inandığım Ali Koç'un başkan olması beni sevindirdi. Eski yönetim şekli eskiye dönük bir yönetim şekliydi. Ben Ali Koç ile modern Avrupa yönetim şekline uygun bir idare isteminin olacağına inanıyorum. Hala da inandığım biri. Çok daha iyi olacağını düşünüyorum. İstiyorum ki ilerki senelerde yaşayayım da o günleri göreyim. Çok başarılı, her şeyiyle mükemmel bir Fenerbahçe ortaya çıkacak.
Röportaj burada sonlanırken beni kırmayıp teklifimi kabul eden Şükrü Ersoy'a ve zahmet edip benim yerime soruları sonran Can Bey'e teşekkür ederim. Benim için unutulmaz bir anı oldu. Şükrü Ersoy şu an 90 yaşında ama eski karizmasından ve yakışıklılığından bir şey kaybetmemiş. Hala sesi de kendisi de çok dinç. Allah'tan size sağlıklı ve uzun bir ömür diliyorum 😃😃
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar