Sinema tarihinin görmüş olduğu en önemli yönetmenlerden birisi... İlk önce klasik olarak kendisini tanıtmakla başlayalım.
Kimdir bu Hitchcock?

Aha bu resimde gördüğünüz adam belki de milyonlarca kişinin uykusuz, huzursuz geceler geçirmesine sebep olan, psikolojilerini ustaca tasarlanmış yöntemleriyle alt üst eden zâttır. 50'den fazla filmi bulunmaktadır. Kendileri ilk kez İngiltere'de "agu gugu" diyerekten ağlamaya başlamışlardır. Çocukluğu pek de normal geçmeyen Alfred 1915 yılında Telgraf ve Kablo Şirketi'nde ilk işine başlıyor. İşte sinemaya ilgisi bundan sonra başlıyor. Sürekli sinemaya gidip geliyor ve Amerikan ticaret dergilerini okuyor o sıralarda. Sektöre katılması ise 1920 yılı civarlarında oluyor.
Alfred şu an çıkan bütün korku filmlerine ana kaynak olmuştur.
Alfred'i bu kadar önemli kılan ne?

Onun korku ve gerilimin babası olarak anılmasının temel sebebi, hiç kuşkusuz filmlerinde uyguladığı derin psikolojik altyapıda yatıyor. Bütün diyalogları, karakterleri, mekanları ve en küçük detayları bile insan psikolojisinde tek bir etki yani korku etkisi yaratması için titiz bir çalışmayla hazırlamıştır. Dışarıdan bir elin insan psikolojisiyle nasıl oynayabileceğini, büyük yönetmenin Psycho (Sapık) filmini ele alarak çıklamaya çalıştığımda daha iyi anlayacaksınız.
Psycho nasıl bir filmdir?

Sekreter Marion ile otel sahibi olan Norman isimli adamın karşılaşması anlatılıyor. Filmin başında Marion, patronunun kendisine verdiği parayı bankaya yatırmak yerine alıp kaçıyor. Parayı çalmasının sebebi ise Sam adındaki kişi ile evlenmek için yeterli paralarının olmaması. Marion parayı alıp uzaklaşınca bir otele gidiyor. Bu gittiği otel işte bizim psikopatın oteli. Bu ikisi tanışıyorlar, çok kısa sürede de birbirleriyle canımlı cicimli konuşmaya başlayıp enseye tokat atma seviyesine kadar erişmiş yakın arkadaş oluyorlar. İşte gel zaman git zaman bu Norman allem edip, gullem edip Marion'ı annesinin evine yemeğe davet etmeyi başarıyor. Asıl hikaye de buradan sonra başlıyor.
Marion evde bunun annesini görmüyor, ama sadece sesini duyuyor. Benim tabirimle gulyabani kılıklı bu yaşlı kadın son derece ürpertici bir şekilde konuşuyor. Birkaç gün sonra Marion gece duş aldığı sırada Norman'ın annesi duş perdesini aralıyor, fıldır fıldır baktıktan sonra aniden açıp "Su parası senden çıkmıyor diye okyanusları kuruttun nalet karı." deyip delik deşik edene kadar bıçaklayıp öldürüyor. Bu sahneyi izlemek isteyenler için ekleyeyim.
Şu bir gerçektir ki, hepimiz duş sırasında gözümüz kapalıyken bir şeylerin bize zarar vermesinden korkarız. İşte filmde en büyük korkularımızdan birisi gerçekleşmiş oluyor. Şimdi bu sahne size sıradan gelmiş olabilir, fakat Marion yani öldürülen kadın o ana kadar filmin başrolüydü. Henüz daha filmin yarısına bile gelmemişken başrol kan revan içinde kalıyor. Ama kız Mesut komiser gibi he, o kadar bıçak yemesine rağmen bir türlü yatmıyor. Yönetmenin burada vurgulamak istediği, en değerlilerimizin bile her an ölebileceği gerçeği işte.
Gelelim filmin en ilginç sahnesine: Norman'ın yaşlı annesinin yanına gitmesi.
Norman eve giriyor, fakat zemin katta sıradan bir evlat gibi davranıyor. Normal bir anne-oğul ilişkisi. Çünkü zemin kat psikolojide egoyu temsil ediyor ve Norman'ın hareketleri ona göre düzenlenmiş.
Nedir ego?
Psikanalizde bizim duygularımızın olması gerektiği gibi düzenlendiği, benlik davranışlarımızı temsili olan bölümdür. İşte bu yüzden Norman zemin katta sıradan tavırlar sergileyip, normal bir tavır takınıyor. Norman merdivenlerden yavaşça birinci, yani annesinin bulunduğu kata doğru ilerliyor, ilerlerken tavırları değişiyor. İşte burası da süperego. Annesi Norman'a kızıp bağırmasına rağmen o, normal bir evlattan aşırı derecede fazla iyimser davranıyor. Çünkü süperego devrede.
Nedir süperego?
Örnekte de belirttiğim gibi aşırı iyimser bir tutum sergilenmesi evresidir. Norman annesini bile taşıyor bu evredeyken. Daha sonra annesini bodrum katına indiriyor. Bodrum kata inerken, her bir basamak sonrasında annesinin ağzı bizim tabirimizle bozuluyor. İd evresi..
Nedir id?
Bodrum kata bütün suçluların, kötü özelliklerin, insanın diğer insanlardan sakladığı her türlü istek, fantezi ve zevki barındırdığı yere, psikanalizde id olarak adlandırılan bölüme geçiyor yani. Kısa örneklerle bunları tanımlayacak olursak:
Birilerini dövmek isteyen iç güdümüze id, bunun çok ayıp olduğunu söyleyen içgüdümüze süperego, ikisi arasında denge kurmaya çalışan tarafımıza ise ego ismi verilir.
Bu filmde süperego'dan id'e geçiş hızlı bir şekilde oluyor. Üst katta annesine iltifat ederken, bodrum kata inildiğinde annenin kendi oğlu tarafından öldürüldüğünü görüyoruz. Genel bir bakış açısıyla olayı tekrardan özetleyeyim: Norman orta katta normal bir insanken psikolojinin ego evresindeydi. Üst kata annesinin yanına çıktığında aşırı iyimser olmaya başladı, burada süperego evresindeydi. Evin bodrum katı olan en alt kata indiğinde en büyük kötülükleri yaptığını, annesini bile öldürdüğünü görüyoruz manyağın, yani psikolojinin id evresinde.
İşte Alfred Hitchcock bizleri korkutup, gerip, mutsuz hale sokmayı bu muazzam teknikle başarıyor.
Daha sonrasında bizim bu bıçaklanan Marion'ın kız kardeşi ablasının ölümünü incelemek için eve geliyor. Evdeyken pencereden bir bakıyor Norman eve doğru geliyor. "Vay babayın düşmanlarını" diyerek kendini bodrum kata atıyor. Dikkat etmemiz gereken yer, katilinin evinin bodrum katında ve bu katın çıkışı yok. Tek çıkışı evin kapısı. Aynı zamanda bu kat bizim sayko Norman'ın psikolojisinin id evresinde olduğu yer. Hayal edin böyle bir sahneyi. Müslüman olmayan bile "Tanrı'm kurtar." diye ağıtlar dökmeye başlar. İşte o sahne:
Marion'ın kız kardeşi cesedi görünce "O neydi gız" misali bir çığlık atıyor, atmasıyla birlikte Norman üzerinde annesinin kıyafetleriyle çölde su bulmuş gibi bir hızla kapıda beliriyor. (O ceset Norman'ın yıllar önce öldürdüğü annesinin cesedi bu arada.) Yani buradan şu sonucu çıkarıyoruz: Marion'ı banyoda öldüren yaşlı kadın annesi değil, Norman'ın ta kendisiydi. Hatta id, ego, süperego üçlemesinin olduğu sahnede ve diğer sahnelerde annesinin sesleri sandığımız sesleri bizim manyağın çıkardığını anlamak zor değil. Kısaca, Norman bir kişilik bölünmesi yaşıyor. Burada yönetmen, Norman'ın annesini öldürdükten sonra aslında öldürmemiş gibi davranarak kendisini tatmin etmeye çalıştığını gösteriyor bize.
Günümüzde yönetmenler Alfred'in korku tekniğini kullanarak kaydadeğer filmler çıkarmaya çalışıyorlar. Tabi ki burada senaryo, oyunculuk, kamera tekniğini de önemli bir faktör. Öyle ki Alfred, Sigmund Freud'un öğretilerini sinemada kullanıp, her detaya yerleştirerek bu başarıyı ve kaliteyi elde etmiştir.
Siyah-beyaz film izlemekten sıkılmıyorsanız ve korkularınızla yüzleşmek istiyorsanız bu filmleri atlamayın derim.
Korkuyla kalın...
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar