Herşeyin tarifi var; Mutluluk, mutsuzluk, sevgi, ilgi, neşe, eğlenmek... Peki Acının tarifi var mı? Acı nedir? Ne kadar acıtır?

Her şeyin bir tarifi var…

Mutluluk; yüz kaslarının gevşemesi, omuzların düşmesi, nefesin fark edilmeden derinleşmesi.
Mutsuzluk; sabah alarmının insanın içinden geçmesi.
Sevgi; akla gelen ilk ismin geceleri uyutmaması.
İlgi; görünmek isteği.
Neşe; bulaşıcı bir virüs gibi yayılması.

Peki ya acı?

Acının tarifi var mı?
Yoksa acı, tarif edildiği anda eksilen bir şey mi?

“Doğada her şeyin bir nedeni vardır.”

İnsanda ise işler o kadar düzenli değildir. İnsan, nedenini bilmediği şeylerden daha çok acı çeker.

Önce sözlüğe bakalım…

Acı: Fiziksel ya da ruhsal zararlanma sonucu ortaya çıkan, hoş olmayan duyum.

Kelime kökeni eski Türkçeye dayanır. “Ağrı”, “ızdırap”, “yakıcı his” anlamlarını taşır. Ama sözlük, acının sadece kabuğunu anlatır. İçi hâlâ karanlıktır.

Çünkü acı tek bir şey değildir.

Bir bıçak kesiği de acıdır, bir cümle de.

İnsan “acı” kelimesini birçok yerde kullanır "Kolum acıyor der. Canım acıyor der. İçim acıyor der. Kalbim bu acıya dayanmıyor der...

Hepsi aynı kelime. Ama hepsi aynı şey değil.

Fiziksel acı; Sinir uçlarının bağırmasıdır.
Vücut der ki: “Burada bir sorun var.” Yanarsın, kesilirsin, düşersin. Ağrı kesiciyle azalır. Zamanla diner.

Baharat acısı; Aslında acı bile değildir. Beyni kandırmaktır. Biber, wasabi, hardal… Vücuda zarar vermez hatta mutluluk verendir ama vücut onu tehdit olarak algılar. Terlersin. Gözün dolar. Ama bilirsin ki Birazdan geçecek.

İnsan bu yüzden bilerek acı yer.
Gelelim zor olana…

Duygusal acı.

Bir insan “İçim çok acıyor” dediğinde, ne yanık vardır, ne kesi. Ama can yanıyordur.

Bu acının MR’ı çekilmez. Röntgende görünmez. Kan tahlilinde çıkmaz. Ama insanı yürüyemez hale getirir.

Duygusal acılar... kayıptır, yokluktur, çaresizliktir, haksızlıktır, geri bazaen asla geri döndürülemeyecek, dönmeycek olandır.

Bir çocuğun evladını toprağa vermesi… Bir annenin evladının ağır hasta olduğunu öğrenmesi… Bir babanın çocuğunu hiç duyamayacağını, hiç göremeyeceğini bilmesi… Bir insanın anne ve babasının hayatta olmaması… Bir çocuğun kimsesiz büyümesi… Tecavüz… Kötü muamele… Adaletsizlik…

Hangisi daha acı?

Bu sorunun cevabı yoktur.
Çünkü acının cetveli yoktur.

Birinin dayanabildiğine, diğeri insan dayanamaz. tıpkı herkesin herşeye gümediği komik bulmadığı gibi.
Birinin ayağa kalktığı yerden, başkası dağılır parçalanır adeta.

En hafif acılar?

Parmağın kapıya sıkışması. Dilini ısırmak. Bir iğne batması. Bir sözün kalbi hafifçe çizmesi.

Geçer. İz bırakmaz.

En dayanılmaz acılar?

Geri dönüşü olmayanlar. Telafisi olmayanlar. Zamanın bile tamir edemedikleri.

İnsanı en çok yoran acı, bitmeyen acıdır.

Bir de şöyle bir gerçek vardır...

İnsan bazen acının kendisine değil, acının yalnızlığına dayanamaz.

Anlaşılamamak, “geçer” denilip geçilmektir.

Doğada acıyı görürüz. Vahşi doğada bir yavru ceylanın avlanışı mesela, ya da annensinin... Nasıl büyecek? büyümez, büyümesi için ona birsin bakması hayatı öğretmesi gerek...

Ama insan belgesellerde ki durumlar gibide değildir.
İnsanın acısı sessizdir. Çoğu zaman görünmez.

Acı tarif edilemez. Acı yaşanır. Ve en çok da “anlaşılamadığında” derinleşir.

Bazen yapılabilecek tek şey vardır: Susmak. Yanında durmak. Ve şunu dememek: “Geçer.”

Çünkü bazı acılar geçmez. İnsan onlarla yaşamayı öğrenir.

Ve... Size göre Acı denir? şimdiye kadar yaşadığınız eb acı olay nedir? sizde nasıl bir acı hissetmenize neden oldu?

Herşeyin tarifi var; Mutluluk, mutsuzluk, sevgi, ilgi, neşe, eğlenmek... Peki Acının tarifi var mı? Acı nedir? Ne kadar acıtır?
Cevapla