Bir şeyi elde etmek için çabalamama ihtiyaç yoksa ne anlamı var? 1516'da Thomas More'a ait Utopia kitabında geçen Evrensel Temel Gelir teorisine göre bir ülkenin bütün vatandaşlarına doğumundan ölümüne kadar hiçbir şarta bakılmaksızın her ay yoksulluk çekmemesi için maaş bağlanmaması prensibine dayanır. 1970'de Kanada'nın Manitoba eyaletinde bir deney gerçekleşti. Eyaletde seçilen bölgelerdeki vatandaşlara karşılıksız ve koşulsuz maaş bağlandı. 1979'da deney bitti. Deneyde olumlu sonuçlar elde edildi. Bu deneye dayanarak dünyadaki pek çok STK ve önemli isimler Evrensel Temel Gelir teorisini desteklemeye başladı. Ancak bana göre bu durum durum tamamen saçma. Çünkü her şey belli bir standarda sahip olacak ve bu durum da sistemi monotonlaştırır. Herkes zengin olduğunda ortada bir rekabet olmayacak, rekabet olmayınca da herhangi bir değeri olmayacak. Değeri olmayan bir şey de size herhangi bir mutluluk katmaz.
Her şey eşit olurdu. Zengin olsam bile, mütevazı hayat sürdürmek isterdim. Şu anki evim dursun, mahallemde veya komşu mahallede boş arsa bulabilirsem, yeni yarı villa görünümlü, dev garajlı 4+1 büyük ev yaparım. Hayalimdeki araçlarla birlikte, en sevdiğim araçlardan (Beyaz orta kasa R9 Broadway, turkuaz yeşili Tofaş Doğan SLX, Skoda Felicia Combi vs.) birer adet alırdım. En fazla 50 arabam olurdu. Hatta bir adet Peugeot 103 SX mobiletim, 1 bisikletim ve 1 Scooter'ım (İnsan gücüyle hareket eden büyük boy Decatlon'da yaklaşık bin TL'lik Oxell marka beğendim.) olurdu. 2 arabam, bisiklet ve Scooter hariç diğerlerin hepsini yeni eve koyardım.
Araçların çoğu 1985-2002 model aralığında olacak. Bazısı klasik sınıfına girdi girecek; ama yollarda çok rastladıklarımızdan birer adet olacak. Ülkemiz genelinden trafikten çekilmiş kambur kasa Murat 131 Kartal'ları bulursam, restorasyonlarını yaparım. 2 adedi haricinde diğerlerin hepsini mahallemden galericiler gibi satardım. Hatta bazısının durumu çok kötü ve kullanılamayacak durumdaysa, römorka bile çeviririm. Römork kambur olurdu. Murat 131 severlere uygun fiyata verirdim. 3 adet Fiat Doblo XL olurdu. Biri çizimimi paylaştığım özel tasarım mini otobüs Dobbix, diğeri tek veya çift yataklı karavan, üçüncüsü mini otobüsün yarı camlı kabin ayırmalı olanını yaptırırım. Bu da özel araç; ama mini otobüsün yarı donanımlı hali. Evlendikten sonra, eşim araç kullanıyorsa ve B ehliyeti varsa ona kullandırırım. H ehliyetim nedeniyle kullanamam. Yasaklı. Garajın en küçüğü benzinli Suzuki Maruti, elektrikli Yuki Tria olacak. Hatta otomobil ruhsatlı yüksek tavan Suzuki Carry minibüsüm bile olsun istiyorum. Araçların en yenisi Toyota Corolla Hybrid, en eskisi kambur kasa Tofaş Murat 131 Kartal. 72-85 model aralığında steyşın Renault 12 de düşünürdüm; ama kararsızım.
Şu anki durumumla ancak bir C-Max ve kambur Kartal yeterli. Gerekirse Yuki Tria elektrikli araç ve orta kasa Broadway de almak isterdim. Kötü araç sürücüleri yüzünden C-Max ve kambur Kartal yasak. Orta kasa Broadway kullanırım. Sadece İstanbul şehir içinde elektrikli araç kullanırım.
Hem kambur Kartal hem Ford C-Max; İstanbul, Ankara ve Samsun'da gezmem yasak. Birisi makas atsa veya aniden önüme çıksa, ani refleksle yoldan çıkıp kaza yaparsam ve parçasını bulamazsam nasıl Eskişehir'e dönerim? Eskişehir yolunda her çevirmede parça yok diye beş yüz lira ceza yemek zorunda mıyım? Haricindeki diğer illerde (İzmir, Kars, Adana vs.) güvenle gezerim. Arkadaşımla Ankara 'da 4-5 kez kaza tehlikesi atlattık. Samsun'da düğün konvoylarında, gelin arabasının arkasına ben geçeceğim diye arabaları birbirlerine temas ettiriyorlarmış. Ford'la Kartal'ı götüremem. Orta kasa Broadway'e araç kamerası veya kullanımdan çıkarılmış 32 veya 64 GB hafıza kartlı eski telefonu takacağım. Araç kamerası zorunluluğu sadece Ankara ve Samsun'da geçerli olacak. Arabam, İstanbul'un yoğun trafiği yüzünden hararet yapsa ve bütün İstanbul'u kilitlesem, TV'ye çıkacak kadar fena kavgaya tutuşursam ne olacak? Hararet sorunu yaşamamak için tek zorunlu kullanacağım araç Yuki Tria.
Aynen. Bu yüzden tercihlerim çok değişken. Abarttığımı sanabilirsin; ama ben bunlara katlanamam. Hatta hıncımı bana çarpan arabadan tekme veya taşla bile alabilirim. Gerekirse tavanına çıkıp, tepinerek tavanını bile ezebilirim. Yüksek riskli biriyim.
Zenginlik ve fakirlik kavramları olmazdı toplumsal sınıflaşmalar kast sistemi yoksulluk sefalet veya aşırı zenginlik ve varlılık gibi kavramlar olmazdı. Kimsenin kimseye ihtiyacı kimsenin kimseye faydası da olmazdı. Dünyanın dengesi bu herkes ağa olursa inekleri kim sağar..
Herkesin eşit miktarda parası olsa hayat daha güzel olurdu ama bir de şu var herkesin eşit miktarda parası olsa o zaman kimseye maddi anlamda yardım edemezdik dünya biraz tuhafleşirdi. Kimse kimseyi kıskanmazdı, yani demek istediğim hem iyi yönleri var hem de kötü.
Ne lüks araçlar, ne internet, ne teknoloji olurdu, ne bilim, ne tıp gelişmezdi. Halen tunç çağında yaşıyor olurduk, o gün ceylan avlayıp karnını doyurabilen kraldı..
Dünya daha çekilmez bir yer olurdu herkes daha fazlasını ister işin içine hırs girerdi. Herkeağn gücü eşit olunca herkesin ihtiyacları da hemen hemen eşit olacaktı. Ve bu ihtiyacları giderecek bir yol olmayacaktı
1
0 Yorumla
Gizli Üye
(36-45)
+1 yıl
Başka bişeye göre birbirimizi seçerdik. Ayrışmak zorundayız seçilim olmak zorunda
Ve şunu de eklemek istiyorum. Bugün şoyle birşey okudum. Para dünyadaki herkese esit dağıtilsa bile parayı yönetebilenler en son yine en zengini olur..