Vay... be! Bunu Bilmiyordum: Zihnimizin Bize Oynadığı "Kapak" Oyunu mu? Aslında Biz Kitabı Kapağa göremi Okuyoruz?

Bir kitapçıya giriyorsunuz. Raflarda binlerce cilt.

Vay... be! Bunu Bilmiyordum: Zihnimizin Bize Oynadığı Kapak Oyunu mu? Aslında Biz Kitabı Kapağa göremi Okuyoruz?

Gözünüze bir tanesi çarpıyor; kapağı gizemli, arkasında yazarın iddialı bir cümlesi, içinde afili bir önsöz... Satın alıp eve geliyorsunuz ve kahvenizi koyup okumaya başlıyorsunuz.

Peki, size aslında en baştan bir şartlandırmayla mı kitap okuyor olabilirsiniz? O kitabın sayfalarındaki kelimeleri ta en başta beğendiğinizde, kendi zihninizin o kapak ve önsözle yazdığı "senaryoyu" size bilinçli bir aklın bunu tasarlayarak yaptığını ve sizin bunu okuduğunuzu söylesem?

Vay... be! Bunu Bilmiyordum: Zihnimizin Bize Oynadığı Kapak Oyunu mu? Aslında Biz Kitabı Kapağa göremi Okuyoruz?

Gelin, beynimizin o muazzam illüzyon odasına, "Bilişsel Çerçeveleme" (Framing Effect) laboratuvarına inelim.

Vitrinde Başlayan Hipnoz
Beynimiz muhafazakâr bir organ. Belirsizlikten nefret ediyor ve enerji tasarrufu yapmak için her şeye bir "etiket" yapıştırmak istiyor.

Siz daha kitabın ilk cümlesini okumadan çok önce, beyniniz o kitabın kapağındaki renk tonundan, yazarın isminin puntosundan ve arkasındaki o cafcaflı övgü yazılarından bir şablon çıkarıyor.

Buna nörobilimde "Ön Yükleme" (Priming) deniyor. Zihin, daha ilk sayfada içeri adım atmadan önce kendine bir gözlük seçiyor. Eğer kapak ve önsöz size "Bu kitap hayatınızı değiştirecek bir başyapıt" sinyali verdiyse, beyin daha ilk satırdan itibaren o sinyali haklı çıkarmak için çalışmaya başlıyor.

Şartlı Beğeni "Kredisi Verilmiş" Cümleler
İşte zihnin en büyük hilesi burada başlıyor. Doğrulama Eğilimi (Confirmation Bias).

Diyelim ki çok saygı duyulan, ödüllü bir yazarın kitabını elinize aldınız. Önsözde de kitabın ne kadar derin bir felsefi altyapısı olduğu anlatılmış.

Siz okurken yazar sıradan bir şekilde "Hava bugün çok kapalıydı" yazsa bile, zihniniz o şartlı beğeniyle hemen devreye giriyor

"Vay be! Adam havanın kapalılığıyla aslında toplumsal çürümeyi ve insanın içsel yalnızlığını nasıl da muazzam betimlemiş!"

Aynı cümleyi isimsiz, kapağı yırtık, önsözü olmayan alelade bir defterde okusanız, büyük ihtimalle "Yahu amma da uzatmış, hava kapalı işte" deyip geçeceksiniz. Yani biz aslında metnin nesnel kalitesini değil, zihnimizin o metne biçtiği değeri okuyoruz.

Kitap Okumak Aslında Nedir?
O zaman şu ezberi bozmanın vakti geldi: Kitap okumak, kâğıt üzerindeki siyah mürekkep lekelerini gözle takip edip beyne aktarmak değildir.

Vay... be! Bunu Bilmiyordum: Zihnimizin Bize Oynadığı Kapak Oyunu mu? Aslında Biz Kitabı Kapağa göremi Okuyoruz?

Kitap okumak; yazarın kelimeleriyle, okuyucunun o güne kadar biriktirdiği önyargıların, beklentilerin, kapaktan aldığı gazın ve önsözden kaptığı merakın zihindeki çarpışma arenasıdır.
Biz kitabın içini okurken, aslında kendi içimizin o kitaba yansıyan aksini okuyoruz. Bu yüzden zihnimizin "çerçevesi" ne kadar genişse, o kapaktan içeri girdiğimizde gördüğümüz manzara da o kadar büyüyor.

Vay... be! Demek ki neymiş?

Biz sayfaları çevirirken aslında yazarın dünyasını keşfetmiyoruz; yazarın dünyasını bahane ederek, kendi zihnimizin önceden hazırladığı o "şartlı merak" labirentinde yolculuk yapıyoruz.

Yani bir kitabı beğenip beğenmememiz, kitabın kendisinden çok, kapakla mutfak arasında kurduğumuz o zihinsel köprüde gizli!

Vay... be! Bunu Bilmiyordum: Zihnimizin Bize Oynadığı "Kapak" Oyunu mu? Aslında Biz Kitabı Kapağa göremi Okuyoruz?
Cevapla