
Gece, şehrin üzerine ağır bir örtü gibi serilmişti. Sokak lambalarının titrek ışıkları, ıslak asfaltın üzerinde kırık bir ay ışığı gibi parçalanıyordu. Penceremin önünde oturmuş, şehrin sesini dinliyordum. Ama aslında dinlediğim şehir değildi. İçimde yankılanan bir isimdi. Söyleyemediğim bir isim. Her sustuğumda biraz daha büyüyen, her gece biraz daha ağırlaşan bir isim. Onu sevmek, bir insanı sevmek gibi değildi. Daha çok bir ihtimali sevmekti. Bir gün olur mu diye beklenen bir “belki”yi. Bazen bir gölgeyi, bazen sadece bir sesi… Telefonda duyulan kısa bir “iyi geceler”i günlerce zihninde çevirip duran bir kalbi sevmekti bu. Onun varlığı kadar yokluğu da hayatımın içindeydi. Yanımda değilken bile omuzlarımda ağırlığını taşıyordum. Sanki görünmez bir yük gibi… Ama bırakmaya da kıyamıyordum. Bazen hayal kuruyordum. Keşke bir sabah o, benim kalbimle uyansaydı. Alarm çaldığında ilk yaptığı şey telefonuna uzanmak olsaydı. Ekrana bakıp hiçbir bildirim görmediğinde içinin nasıl sessizce boşaldığını hissetseydi. Bir mesaj beklemenin o ince, sabırlı ama acıtan sızısını tanısaydı. Gülüşünün bir insanın gününü nasıl aydınlattığını bilseydi. Sadece birkaç kelimesinin, bir insanın bütün yorgunluğunu nasıl hafiflettiğini görseydi. Ve susuşunun… Evet, susuşunun bir gecenin karanlığını nasıl koyulaştırdığını fark etseydi. Onu sevmek, kapalı bir kapının önünde beklemek gibiydi. Kapının açılacağına dair bir söz yoktu. Bir işaret yoktu. Ama oradan gitmek de mümkün değildi. Çünkü o kapının ardında bir umut vardı. Küçük, zayıf ama inatçı bir umut.
Bazen de tersini düşünürdüm.
Keşke ben onun yerinde olsaydım. Bu kadar sevilmenin nasıl bir şey olduğunu hissetseydim. Bir kalbin sana bu kadar yer açmasının, seni hayatının merkezine koymasının ne demek olduğunu anlasaydım. Belki o zaman susmak bu kadar kolay olmazdı. Belki bir mesaj yazmak bu kadar zor gelmezdi. Ama hayat yer değiştirmeye izin vermiyordu. Ben hep burada kalıyordum. Seven tarafta. Bekleyen tarafta. Anlamaya çalışan tarafta. O ise bilmeden, bu sevginin tam ortasından yürüyüp geçiyordu. Ne bastığı toprağın altında nasıl bir kalp çarptığını biliyor, ne de arkasında bıraktığı boşluğu hissediyordu. Yine de vazgeçemedim. Çünkü özlem, bazen kavuşmaktan daha güçlüdür. İçinde büyüttüğün bir sevgi, gerçeğinden daha derin olabilir. Aşk bazen karşılık bulduğu için değil, insanın içinde kök saldığı için gerçektir. Bu yüzden sustum. Sevdim. Özledim. Ve her gece, şehrin üstüne karanlık inerken, içimden aynı cümle geçti:
“Bir gün, sadece bir anlığına…
Benim kalbimle bak dünyaya.
O zaman belki, beni anlarsın.”
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer