Çöpe atmaya niyetlendiğin , bütün mektupları bana geri gönder olur mu? Yok mudur sende, bir kağıdın... mürekkebin... kahve lekesinin değeri, Ya evin? Ne zaman bu kadar sessizleşti, Ahh... sevgisizlik miydi kalbindeki bu zemheri, Bir çocukluk hatırası gibi yakar mı yürekleri, Kurudu mu vazodaki çiçeklerin? Hangi turna almıştı hayallerini, Ya bitmek bilmeyen bu bekleyişlerin, biter miydi bir gün? İnan bilmiyorum... Zaman ince ince işlerken kaderi, Hangi hayatlarda tekrar eder motifleri, Herkese özel vede eşsiz miydi desenleri? Silikleşiyor zamanın çarkında kalan anılarım, Gözyaşlarından dolayı siyahlaşıyor beyaz günahlarım, Mürekkep lekesi değil elbette, okunmayan sana yazdığım satırlarım...
Biraz uzun yazıcam bu soruya kusura bakma he mi? 😀
Geçenlerde benim sistemin güncellendiğinden bahsetmiştim hani. Fiziksel sonuçları da oldu bunun tabi.
Mesela ben uzuuun zamandır çenemin sağ tarafını kullanamıyordum. Ben dişlerde sorun olduğunu düşünüyodrum ama çenede aşırı bir stres yükü olduğu için öyleymiş.
Ben bedenime şefkat gösterip, iç güven duygumu besleyince yıllar yıllar önce beden hafızama kilitlenen düğümler de çözülme eğilimi göstermeye başladı. Artık çenemi normal şekilde her iki tarafı da dengeli olarak kullanabiliyorum.
Yani 10/12 yaşlarımda başlamıştı bu çenedeki durum. O yaşlarda ciddi bir stres yüklenmiş bana. Okul sebepli olamaz. Başarılı bir çocuktum. Arkadaşlarımla da iyiydik genelde.
Annemle aynı evde yaşamadığım, her gün maruz kalmadığım, saçma tespitlerini anında çürüttüğüm, karşısında donup kalmadığım halde çok derinlere etki ediyor hâlâ bende. Tahminimden daha fazla duygusal izler bırakmış olmalı.
Bak bu son iki paragraf yapbozun parçalarını oluşturuyor. Şöyle ki; psikolojik süreçlerimizde ilk tetik çok önemlidir ve en derine işleyendir. Her şey üst üste geliyor zannederiz ama o ilk tetik sonrası sinir sistemi alarma geçtiğinden herkesin başına gelebilecek şeyleri de tehdit olarak algılarız.
Bu mektup sorun da ilk tetiğin belirsiz olduğu bu denklemi çözmeme yardımcı oldu.
İlk defa sınıfımdan bir çocuktan hoşlanıp, ona olan duygularımı yazmıştım bir kağıda. Hiç vermeye cesaret edemedim ama atmaya da kıyamadım. Çantamda saklıyordum. Bana ait özel bir şeydi çünkü.
Annem çantamı karıştırıp onu bulmuş. Ben utancımdan yerin dibine girmişken bana ağza alınmayacak hakaretler etti. O da yetmedi erkekler hakkında bir sürü korku hikayeleri kodladı zihnime.
Çok net hatırlıyorum o anı, yüzünü, sesini, karşısında çaresizce donup kalışımı..
Tüm bunları verilmemiş bir mektup için yapmıştı. Yani duygular, yazmak, erkekler hepsi kötüydü ve tehlikeliydi artık benim için.
Bu gerçekten de bir çocuk için oldukça etkili bir ilk tetik anı..
Üzülme, işin en güzel tarafına geldik. İlk tetik belirsizliği artık ortadan kalktığı için ben bu yapbozu tamamlayıp tekrar tekrar kodlayabilirim.
Her elime kağıdı kalemi aldığımda o utandırılan, çaresiz bırakılan çocuğa sarılıp "bak utanılacak bir şey yok. Sen kötü bir şey yapmadın. Onların zihniyeti kötüydü. Sen çok güzel bir çocuktun."diyebilirim..
Geçmişi yeniden kodlayıp hafiflettikçe geleceğim genişleyebilecek..
Daha çok yolum, çok fazla düğüm var çözülmeyi bekleyen ama umudum da var 🌱
Günaydın ehehhe Uzun kısa sen yaz ben okurum yav yeterki yaz... Ha ne kadarını anlarım ve ne kadarını anlatabilirim bilemesemde... Sen beni mazur gör hemi... Zira bazen beynim donukluk yaşıyor elimde olmadan algılar falan kapanıyor...
Bi sefer okudum fakat yorumlamak için tekrar okuyup yorumlayacağım..
Evet bahsetmiştin hatta devam ettiğini belirtmiştin güncellemenin ... Ah dahada iyileşmene sevindim ve umarım bu iyleşme süreçleri hızla artar ve diğer belirsizlikleri de belirli hale gelmelerinde yardımcı olur ( iyi bişi dedim yani : )
Fakat sorumun daha çok kötü bir etki bırakacağını düşünürken... böyle bir etki bırakması beni sevindirdi... Az daha yazmasaydın , kendi kendime acaba bişiler mi tetikledim diye düşünüp (kötü manada) ... mesaj atacaktım.
Sevmek , hoşlanmak bunlar güzel şeyler... Keşke birini sevebilseydim (aşk) ve söyliyebilseydim.. ama olmadı sadece hoşlantıda kaldı... Ona rağmen evlilik teklifi etmişimdir.. ne anlarım ben flört mlört... ehahhshehehan
Konu dağılmasın sendeyim nerde kalmıştım he bir dakika...
Çocukluk garip bir şey yani o zamanlar yaşadığımız bir olay yetişkinde olsak , erişkin de olsak etkiliyor bütün hayatımızı... bundan dolayıdır ki maharet bir cocuğun dünyaya gelmesine vesile olmak değil... Onu güzel bir şekilde yetiştirebilmek...
Kaldıki keşke bütün insanlar bir çocuk gibi saf ve temiz bakabilseydi dünyaya... Şimdiki çocuklardan bahsetmiyorum tabiki onlarda teknoloji ile saflıklarını kaybediyorlar yavaş yavaş..
Sen kötü bir şey yapmadın ki, o zamanki yetişkin insanlar farklıydılar... belkide bir cocuğun nasıl korunması gerektiğini dahi bilmiyorlardı ve kendilerince bu yolu denediler...
Birini sevmeden evlilik teklif etmek nedir nediğrr? 😂 Yaa iyi güldürdün sabah sabah hee ehehe
Akşam yazdım bir cevap da içime sinmedi. Kısalttım gene olmadı. Dedim ben bi yapay terapistimle görüşeyim böyle olmayacak. Sonra uyudum uyandım tekrar görüştüm. Ancak çıktı bu cevap 😂
Bütünlük tamamlanmış hissettiriyor. Beynimiz de bunu seviyor işte.
Merhum değil de eski sürümün diyelim 😀
Geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek bir bütünün parçaları aslında. Bu yüzden geçmişe yapılan temas geleceğe de doğrudan etki edebiliyor 🤩
Geçmişe dönmek geriye gitmek değildir. Tam tersine, zaman çizgisinde sıkışmış parçaları bugüne davet etmektir. O parçalar bugüne entegre oldukça enerji serbest kalır. “hafifledim” dediğimiz şey çoğu zaman tam olarak budur. Ve belki en paradoksal tarafı şu; Geçmiş değişmez ama geçmişin içindeki sen değiştikçe, yaşadığın hayatın tamamının hissi değişir.
Merhum diyorum , ne olursa olsun herşeyin dışın kalabileceğine inanan ve insanların ona zarar vermesine rağmen hayatında tuttan biriydi... Öldü onlarla beraber ehehehe
Evet sanırım bir nevi yüzleşme , gelişmek için yerine getirilecek koşul gibi...
Evet zaten onun için normalde acı verici bir olayı rahatlıkla anlatabiliyoruz, paylaşabiliyoruz.
Bende ne bir kağıt var, ne de kurumuş bir mürekkep lekesi... Benim mektuplarım hep zihnimde yazıldı ve hiç postalanmadı. Bazen en ağır mektuplar, kalemin kağıda değmeye cesaret edemediği o sessiz boşluklarda saklıdır. Hiç yazılmamış olmaları, hiç yaşanmadıkları anlamına gelmiyor; sadece yükleri bir zarfa sığmayacak kadar ağırdı..🤷🏻♀️
Bu güzel bir cevaptı elinize sağlık... Evet bazen kalemi , kağıda değdirmeye korkuyor insan ve yükler konusundaki yorumunda doğru... Gönül isterdiki bütün söylenmemiş , yazılmamış şeylerin yazılıp , söylenmesi ama olmuyor işte...
O gece, alevlerin arasında dururken olan şeyi anlatacağım sana.
Geceyi yutan o yangın ve ben. Daha evvelden tanışıyorduk belki de. Alevler bana bakıyordu. O bakışta yanan yangını anlatamam; kimseyle öyle bakışmadım ben. İçimde başladı her şey, ama o yangın beni diri tutuyordu. “Ateş düştüğü yeri yakar” derler ya, işte o yer bendim.
Alevler artık sadece kırmızı değildi.
En dipte neredeyse kan rengi bir kor parlıyordu; koyu, ağır, içe işleyen.
Ortada turuncu-sarı bir ateş denizi dalgalanıyordu; sürekli hareket halinde, eriyen balmumu gibi akıp gidiyor, kendini yeniden doğuruyordu.
Uçlarda ise mavi-beyaz, neredeyse saydam öfke dilleri titreşiyordu; sanki saf oksijenle beslenen, görünmez bir nefes gibi.
O bakışın sıcaklığı hâlâ damarlarımda dolaşıyor.
Yaktığı yer iyileşmiyor, çünkü iyileşmek istemiyor.
O yangın bende kaldı; köz halinde, sessiz, ama hep hazır.
Bir şarkıda, bir cümlede, bir rüyada ansızın parlıyor ve ben yine o geceye dönüyorum:
alevlerin tam karşısında, bana bakan o gözlerle, kanıma karışan o sıcaklıkla.
Ben çok iyi değilsin mi demişim, hangi konuda bunu söylediğini anlamadım. İyi miyiz diye sormamdaki sebep bir gerginlik yaşadıysak da artık devam etmiyor.
Çök acayipsin. Gerçekten tuhaf. Sadece soruda denk gelen iki yabancıyız… benim senden ilişkimizi samimileştirelim, görüşebilim, konuşalım demedim ki. Benden sana bi negatif bir yaklaşım yok. Sen de nötr olursan sevinirim
Aynen var ya bir sürü mektup yazmıştım eskiden. Şimdi düşünüyorum da ne oldu onlara diye. Evinde bir kağıt bile kalmamış gibi geliyor. Sanırım hepsi kayboldu gitti. Bazen evde temizlik yaparken eski defterlerime falan rastlıyorum. Biraz geri gidiyor zihnim o zamanlar. Sonra o mektupları yazdığım zamanı düşünüyorum. Ne kadar saçma thingseler de o anlar önemliymiş gibi geliyor şimdi. Mesela senden bahsettiğim bir mektup var mı bilmiyorum ama var olsaydı geri gönderirdim muhtemelen. Belki de sadece bana ait şeyler oldukları için
Yani ayrı bir devir gibi duruyor sanki mektup öncesi ve sonrası diye ... Teknolojinin çıkması ve gelişmesi sanki insanları dahada yalnızlaştırdı... belkide bana öyle geliyor...
Şu satırları okuyunca içimden direkt “evet” çıktı, ankette de oyum Evet. 🎧📝 Üniversiteye geldiğimden beri kendime, eski arkadaşıma, birine hiç yollamadığım mektuplar var. Kahve lekeli, gözyaşı lekeli, bir de gönderilmeyecek kadar gururlu olanlar.
Mektup çöpe atılmaz bu arada, kalbin arşividir onlar canım. 💌✨
Ben hiç gönderme niyeti ile mektup yazmadım. Bir kere yazmıştım sadece onuda göndermeden imha etmiştim. Ondan sonrada bir daha yazmadım.. Yani yazdım ama mektup olarak değil, kendime yazdım tek.
Mektupta almadım öyle ama eğer sayılıyorsa şayet lisede birinden mektup tarzı bir şey almıştım. Onuda kalemliğimin içine saklamıştı, onun dışında yok efenim ehehe
Maalesef , eskilerin sevdikleriyle mektuplaşması çok hoşuma gitmiştir. Hislerimizi hayallerimizi uuzun uzun yazdığımız özlemin kelimelerle nakış nakış işlendiği iddia mektuplar ve o bekleyiş süreci güzel duygular.
Öyle öyle dost. Günlerce anlatıp kafa şişiriyorlar, derlerini dinleyeceğime kızları ayartıyordum onlara daha rahat oluyordu ahaha ''guzin abla'' gibydim.