Batı düşüncesi kafayı nasıl yardı? İçinden ne çıktı?

1941 yazında, Fransa’nın düşüşünün etkisiyle Cahiers du Sud Dergisinin editörüne yazılmış olan bir mektup bu:

Batı düşüncesi kafayı nasıl yardı? İçinden ne çıktı?
derginin beyindeki hasar


Yeni biten dönemin yazarlarının günümüzün ıstıraplarında payı olduğunu düşünüyorum. Bununla sadece Fransa’nın yenilgisini kastetmiyorum, günümüzün ıstırapları daha öncesine kadar gidiyor. Dünyanın dört bir yanına yayılmış, yani Avrupa, Amerika ve Batı etkisinin hissedildiği diğer kıtalar...

Değer kavramının zayıflaması ve neredeyse yok olması, yirminci yüzyılın ilk yarısının temel bir özelliğidir. İnsanlık tarihinde yeni gibi görünen nadir olgulardan biridir bu. Dönemler boyunca var olmuş böyle bir olgunun sonradan unutulması elbette mümkün, bizim dönemimizin durumunda olacağı gibi. Bu olgu edebiyata yabancı pek çok alanda ve hatta tüm alanlarda kendini gösterdi. Bu, endüstriyel üretimde niceliğin niteliğin yerini almasında, öğrenciler arasında diplomanın genel kültürün yerini almasında görülebilir. Klasik anlamda sona ermesinin ardından bilim, artık değer ölçütü içermiyor. Ama yazarlar işlerinin doğası gereği artık yitmiş olan bir hazinenin koruyucusudur, bazıları bu yitiklikle gurur duyarken.

Mektup: Czeslaw Milosz, Şiirin Tanıklığı kitabından araklanmıştır.

Derginin yazarlarından Simone Weil’den alıntı da çalalım anlamlı olsun;

”Hakikate giden yol insanın kendi yokoluşundan geçer.”

Bu da benden: Bizim çağdaş düşünce dediğimiz şey, akılla ulaşılmış son güncel noktada varlık gösterebilme yetisidir. Yıkılmış bir sistemin içinden kaçışın en tatminkar yeridir üstelik. Ve oradan böyle bir mektup gelince hiç gitmesek mi lan dedittirir. Fransa’ya gideceklere sadece romantizm için iki üç yıldızlı geceden fazlasını tavsiye etmem. Çünkü çağdaş düşünce orayı yıkıp geçeli çok oldu.

Biz eski kafalıyız hakkaten. İçimizden çıkacak şey de beynimizin pufu bence.

Sence batı düşüncesinin içinden ne çıktı?

Batı düşüncesi kafayı nasıl yardı? İçinden ne çıktı?
Cevapla