Sözün bitim yerini olay ya da konu seçmez söz seçer. Başlangıcı da olduğu gibi...
Kısa dizelerle, bize içindekileri en sade haliyle aktaran, çağdaş çizgilerle kurduğu şiiri kendine özgü dokunuşlarla süsleyen, "yalnızlık" denildiği zaman akla ilk gelen şairimiz, Özdemir Asaf... Kelimeleri öylesine güzel seçer öylesine güzel aktarırdı ki sözlükte arayacak olsanız yalnızlığınızı, onun dizeleri karşılık olarak çıkardı karşınıza... Asıl adı Halit Özdemir Arun'dur. Babasının adı ile kendi adını birleştirerek şiirlerini yayımlar.
“Geleceğim, bekle dedi, gitti.. Ben beklemedim, o da gelmedi. Ölüm gibi bir şey oldu.. Ama kimse ölmedi.”
Yukarıdaki dizeler size de tanıdık geldi mi? Hani şu günümüzün en önemli gruplarından biri olan Duman grubunun şarkısı... Ne acı değil mi bu sözlerin asıl sahibini bilmemek, bu sözlerin arkasında yatan gerçek duyguları bilmemek, ne acı onu hissedememek... Dahası bu grubun hemen her şarkısında Özdemir Asaf'ın dizelerine rastlarsınız, dikkatli dinlerseniz o yüreklere dokunan tınılar Özdemir Asaf'ın kaleminin sızılarıdır.
İyi bir şair olduğu gibi mükemmel bir babadır da...
Evet, dizelerindeki o saflık o güzellik, babalığına da yansımıştır. 4 tane çocuğu vardır, hepsini pırlanta gibi yetiştirmiştir. Onu en güzel anlatacak yine kendi kızıdır şüphesiz. Ölümünün 34. yıl dönümünde bir gazeteye verdiği röportajında da anlatmıştır Seda Arun. Bir ilkokul, gözleri parıl parıl parlayan, okuma aşkı ile sıraları dolduran bir sınıf dolusu öğrenci...
Öğretmenleriyle ilk tanışmaları, hepsi heyecanlı... Öğretmenleri, uzun uzun sınıfı seyreder, derin bir sessizlik hakimdir sınıfa, ardından "aranızda şiir bilen var mı?" cümlesi bozar sessizliği... Aralarından bir elin parmak sayısını geçmeyecek kadar öğrenci ellerini kaldırmışlardır. Öğretmen bir bir alır tahtaya hepsini. Kimisi Atatürk'ü ne kadar sevdiğini anlatır şiirle, kimisi annesini, kimisi 23 nisanı... Sonunda sıra Seda'ya gelmiştir. Ayağında siyah rugan ayakkabısı ile saçlarını iki tarafından bağladığı beyaz kurdeleleri ile ürkek adımlarla çıkar tahtaya. Heyecanlıdır, sınıfa selam verir ve titrek dudaklarından şu dizeler çıkar:
Ölebilirim genç yaşımda, En güzel şiirlerimi söylemeden götürebilirim. Şimdi kavak yelleri esiyorken başımda, Sevgilim, Seni bir akşamüstü düşündürebilirim.
Öğretmeni şaşkınlıkla yanına çağırır; "Bu dizeleri nereden öğrendin? Baban ne iş yapıyor?" diye sorar. Seda'nın sesi hala heyecanlıdır, "Babamdan öğretmenim, babam matbaacı." der. Öğretmeni; "Baban yarın hemen okula gelsin." der. Eve koşar adım giden Seda babasına durumu anlatır. Özdemir, sadece pos bıyıklarının altından güzel kızına güler. Seda Arun'un babasını anlatması ise onu ne kadar sevdiğini gösterir niteliktedir:
“Uzun saçları, gür bıyıkları, siyah beresi, bakışlarındaki ışıltısı, r’leri söyleyemeyişi, onu arkadaşlarımın babalarından ayırıyordu. Babamın Özdemir Asaf olduğunu öğrenmem için ilk kitabının basılmasını beklemem gerektiğini o günlerde bilmiyordum.”
Evet, r'leri söyleyemiyordu Özdemir Asaf. Hatta Arun soyadını şiirlerinde kullanmak istemeyişinin de sebebi bu idi. Sanatsal kişiliğinin yanında dönemin güzide kulüplerinden biri olan Güneşspor'da top koşturuyordu. Hep güler yüzlü idi etrafına, hep sempatik biriydi. Peki onun şiirlerindeki bu yalnızlık, bu acı nedendi? Üniversite döneminde çok sevdiği bir kadın vardı. Hani şu nam-ı değer Lavinia.
Sana gitme demeyeceğim, ama gitme Lavinia...
Henüz üniversite döneminde kaleme almıştır Lavinia'yı, platonik olarak aşıktır bir kıza ama kızın hiç haberi yoktur bundan. Üstelik oralı da değildir. Bir gün üniversitede yapılan bir şiir yarışmasına yollar dizelerini, bu değerli dizelerin birinci olması da şaşılmaz bir durumdur. Ödül için sahneye davet edilir ve dizeleri okuması istenir. Üstelik o platonik olarak sevdiği kadında salondadır. Onun gözleriyle buluşma umuduyla ona doğru bakar ve okumaya başlar...
Sana gitme demeyeceğim. Üşüyorsun ceketimi al. Günün en güzel saatleri bunlar. Yanımda kal.
Yanımda kal dediği sırada kız salondan çıkmış ve gitmiştir. Özdemir Asaf'ın yüreği burulmuştur. Ömrü boyunca bu anı hiç unutmaz, bir daha duygularını kimseye açamaz... Uğruna şiir yazılan bu kadının gerçek adı Mevhibe Beyat'tır. Özdemir, Mevhibe Beyat'a sırılsaklam aşık olmuş ancak aşkına karşılık bulamamıştır... Çünkü Lavinia, Özdemir Asaf’a değil, ünlü ressam ve hocası Edip Hakkı Köseoğlu’na aşıktır. Mevhibe Hanım’ın hayatında ikinci aşık olduğu erkek ise sıkı durun; Gazeteci İlhan Selçuk’tan başkası değildir.
Adını gizleyeceğim Sen de bilme, Lavinia.
Öylesine ince ruhlu bir adamdır ki, o yıllarda yaşadığı bu olay içinde hep bir acı olarak onun bütün dizelerine yansımıştır. Yüreğinin içindeki kırıklıkların, onun her dizesinde iliklere kadar hissedilir niteliktedir.
Sen bana bakma, ben senin baktığın yönde olurum...
Kelimelerle o kadar ustaca oynar ki her okuduğunuzda, her ruh halinizde bambaşka anlamlar çıkartırsınız onun dizelerinden. Okuduğunuz zaman "sizin duygularınızı sizden daha iyi nasıl anlatır bir insan?" sorusuna cevap bulacaksınız. Herkes okusun Asaf'ı, herkes bilsin. Hatta, herkes şiirlerini yaşasın. Duygularınız, duygularımız bembeyaz kalsın hiç kirlenmesin...
“Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler.”
Şimdi gözlerinizi kapatın ve o salonda olduğunuzu hayal edin; Karşınızda Özdemir ve o çok sevdiği kadın Lavinia, r'leri söyleyemeyen, o en güzel, o en saf duygularıyla...
Güzel sevin, güzel sevilin...
Okuduğunuz için teşekkürler sağlıcakla kalın, hoşça kalın...
Yalnızlık Paylaşılmaz, Paylaşılsa Yalnızlık Olmaz Diyen Adam: Özdemir Asaf
Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler... Tıpkı en iyinin harcandığı, haksızlığa uğradığı, kirletilmeye çalışıldığı gibi... zayıfı ezmeyi sever kibir, ancak bilmezki beyaz bir renk değildir ;o , dünyadaki tüm renkleri, siyahı dahil, yansıtma özelliğine sahip bir güçtür.. bu yüzden beyaz aslında kirlenmez, sadece başka bir "beyaz" oluverir.. Kibir de kendini güçlü ve yenilmez sanarak en yakın arkadaşı egoyla oturur ve önündeki sıcak çaya bir şeker daha atar.. karıştırır da karıştırır...
Çok önemli çok özel bir şair. Fakat orada burada şiirlerini şarkılara dönüştürmelere üzerinden mizahi gırgırlar dönmesi sanata ne kadar saygımız olduğunu gösterdi. Bu şairlere ince yürekli erkekler/kadınlar gerekti bu ülkeye on beden büyük gelen değerler bunlar dile kolay. Ellerine sağlık.
Ellerine sağlık sonradan açıldın pir açıldın beyefendi harika olmuş yine 🙂🙂 ek olarak Lavinia bir arkadaşımın bana taktığı mahlasdır. 🙂Ayrı bir severim o şiirini.
"Sen bana bakma, ben senin baktigin yönde olurum."
Ne güzel söylemiş Asaf.. Çok sevdiğim bir şairdir kendisi, verdiğin detaylara hakkında duymadığım bazı detaylara rastladım. Anlatımın gerçekten çok hoş eline yüreğine sağlık.
Özdemir Asaf herkesçe bilinen bir şair. Lavinia şiirinin hikayesi özellikle okuyucularda hayranlık uyandırır daha çok bağlanmasına sebep olur şaire. Sen edebiyat öğretmenine yakışır şekilde okuyucu sıkmadan yine çok güzel işlemişsin şairimizin hayatını. Emeğine sağlık. :)
Gece gece gerçekten güzel geldi bu bence. * "Sen bana bakma, ben senin baktığın yönde olurum..." * Bu tam olarak aşkı, sevgiyi, sevdayı özetlemiyor mu? İnsanın aşık olası geliyor, etrafına şöyle bir bakıp, o'nu arıyor gözleri. Özdemir Asaf başkadır, Özdemir Asaf çok ama çok ayrıdır benim gönlümde. Kelimelere hayat veren aşık bir adamdır Asaf. O, kelimeleri bir kadın için yaşatan, bizi de o kelimelere konuk oyuncu yapandır. Eline sağlık. Yine dertlendim bak.
Bayılıyorum adama. İlk okuduğum şiir kitabı" sen bana bakma ben senin baktığın yönde olurum " du. muhtesem şiirleri alıp götürüyor insanı. Ellerine sağlık.
En İyi Cevaplar