Sevgili Ks üyeleri;
Size bu bencede kısa bir hikaye denemesi sunacağım. Umarım beğenirsiniz...
Binadan çıktılar. Dışarıda araba sesleri ile insan sesleri birbirine karışıyor, garip bir uğultu oluşuyordu. Birkaç adımdan sonra ağaçlı yola geldiler. Artık yabancı seslerden uzak, birbirlerini dinliyorlardı. Başını kaldırıp ağaç dalları arasından görünmeye çalışan gökyüzüne baktı. Bu renk uyumu ona hep huzur verirdi Başka hiçbir yerde mavi ile yeşili birbirine bu kadar yakıştırmazdı.
Tabiat; ona sevmediği bileşimleri hoş gösterme hünerine sahipti.
Onu, aslında üç senedir tanıyordu; ama son bir haftadır gerçek anlamda tanışmışlardı. Üç senedir kimselere söyleyemeden seviyordu onu. Yaklaşık on dakika yürüdüler ağaçlı yolda. Yol boyunca şimdi pek de hatırlamadığı şeylerden konuştular. Kendine kızgındı. Neden konuşulanları hemencecik unutuyordu ki sanki?
Hayatı boyunca mutlu anılarını unutmuştu ve hüznünün nedeninin bu olduğunu sanıyordu.
Hafızası, onu hep hayal kırıklığına uğratmıştı. Çocukken annesinin zorla içirmeye çalıştığı balık yağını içmediği için mi oluyordu tüm bunlar? Annesi: "Balık hafızalı olursun oğlum içmezsen." derken doğru mu söylemişti? Sanmıyordu. Balıklara yararı olmamıştı bu yağın, ona mı olacaktı? Bugün hafızasıyla barışma kararı aldı; çünkü ne hakkında konuştuklarını hatırlamasa da onun gülümseyen gözleri beynine kazınmıştı.
İçten, sıcak ve parıltısını yıldızlardan çalmış kahverengi gözler...
İnanıyordu ki bu gözleri unutsa dahi hissettirdikleri bakiydi. Sesini hatırlamak için zorladı kendini, başaramadı; fakat o ses, on dakika boyunca dinlediği en güzel şarkıyı söylemişti.
Hani bir şarkıyı çok beğenirsiniz, daha sonra düşünürsünüz; ama sözleri aklınıza gelmez, belli belirsiz bir melodi kalır aklınızda... İşte bu da öyle bir şeydi.

Ağaçlı yolun bitiminde iki dost gibi vedalaştılar. "Görüşürüz." demişti kahverengi gözlü kız. Ne kadar da umutlandırmıştı onu bu cümle... Yüzünde şapşal bir gülümsemeyle evine giden yola yöneldi.
Eve mi gidiyordu sahiden bu yol? İçinde sevdiklerinin olmadığı eve, ev denir miydi?
Ev sadece dört duvar ve bir çatıdan mı ibaretti? Kafası bozuldu ve yolunu değiştirdi, o beton parçasına gitmeyecekti. Kendisinin de bilmediği sokaklara girmeye başladı. Amaçsızca, ayakları nereye götürürse oraya gidiyordu. Düşünceleri, gittiği yoldan daha önemli sorularla meşguldü. Yıllardır tek bir kişiye bile ilgi duymamıştı; oysa üç senedir tüm ilgisi onaydı. Son bir hafta onu daha da umutlandırmıştı geleceğe dair. Ailesine de bahsetmek istiyordu ondan; ama telefonda anlatılacak kadar basit bir konu değildi bu. Memlekete gidene kadar sabretmeliydi.
Düşünceleri acı bir fren sesiyle bölündü...
Sesin geldiği yöne baktığında yerde yatan ufacık çocuğu gördü. Henüz 5-6 yaşlarındaydı, kahverengi saçları beyaz yüzüne dökülmüştü. Üstünde mavi bir tişört ve krem renginde şort vardı, tişörtü nereden geldiği anlaşılmayan kanla boyanmıştı. Hemen çocuğun yanına koştu. O kadar yılı boşuna okumamıştı ya... Etraftaki meraklıları uzaklaştırdı. Çocuğun nabzını ve solunumunu kontrol etti. Hiçbir tepki yoktu. Öğrendiği şekilde ilk yardım yapmaya başladı.
Bir yandan da kanayan yerlerine bastırması için birini çağırdı. Etraftan belli belirsiz: "Ambulans arayın!" gibi sesler işitiyordu. On beş dakika boyunca ilk yardım uyguladı çocuğa. Zavallı çocuğun göğsü her kalp masajıyla sarsılıyor; ama kalbi bir türlü eski ritmini yakalayamıyordu. Neyse ki ambulans geldi ve çocuğu apar topar hastaneye kaldırdılar. Elleri ve gömleği kanlı bir şekilde kaldırıma çöküverdi.

Derin bir nefes aldı, elinden geleni yapmıştı; ama "Keşke daha fazlasını yapabilseydim." diye düşündü. Başını kaldırdı, gözü çocuğa çarpan yeşil otomobile takıldı ve donakaldı. Yeşil otomobilin yanında polislerle konuşan iki kişi vardı, bir kadın ve bir erkek. Erkek: "Aniden çıktı memur bey, bakın sevgilim de şahit." diyor, kendi suçsuzluğunu ispatlamaya çalışıyordu. Kadın da onu destekledi, çocuğun suçu olduğunu söyledi melodik sesiyle.
Gözlerini mi, kulaklarını mı yalanlamalıydı?
Nasıl olabilirdi bu? Oydu işte, oradaydı. Hayallerinde melek olan kadının gerçek yüzünü görüyordu. Nasıl olmuştu da kendisi gibi hemşirelik okuduğu halde, yardım etmemişti çocuğa? Aklı almıyordu. Üç yıl sevmişti onu uzaktan. Hiç mi fark etmemişti bu derece bencil olduğunu? Üstelik sevgilisi de vardı. Ayağa kalktı, arkasını döndü ve hayal kırıklığına doğru yol aldı...
Okuduğunuz için teşekkürler...
Aşk İlişkileri
Kadın Emeği
Gündem
Cinsel Yaşam
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Dünya Kupası
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
YKS2026
Diğer
En İyi Cevaplar