Merhaba sevgili Ks üyeleri;
Bu defa sizinle @Apokras ile ortaklaşa yazdığımız bir hikayeyi paylaşmak istiyorum. Amatörce; ama edebiyat sevenlerin eleştirileri benim için önemli :)
Vakit hayli geç olmuştu. Şimdi, evin dış kapısının önünde ceplerini kurcalıyordu. Biraz kurcalamadan sonra "Hah!" diyerek anahtarını çıkardı. "Neden hep en son baktığım cebimde olur ki?" Diye düşündü. Aslında bakmadığı iki cebi kalmıştı... Söylene söylene açtı kapıyı. Açılan kapıdan içeriye, daha önce görmediği bir şeyi görme umuduyla baktı; ancak sönüverdi umudu, her şey bıraktığı gibi sıradandı... "Ne bekliyordum ki!? Gidenler gelmezler... Bazen keşke şizofren olsam diye düşünüyorum. Birkaç ayrı karakterim olsa. En azından onlarla muhabbet ederdim." dedi. Banyoya doğru ilerledi. Bilmediği şey, akıl hastalarının hezeyanları gerçek olmasa da acıları gerçekti.
Hayali bir derdin acısını çekmek mi mantıklıydı; yoksa var olan bir derdin bitmesini hayal etmek mi?
Cevabın bir önemi yoktu. O her zaman soru sormayı severdi, cevapları değişecek yanılgılar olarak görürdü. Banyoya girdiğinde aldığı pis koku, kafasındaki düşünceleri dağıttı. Böylesine iğrenç bir yerde yaşamak zorunda olduğu için kendi kendine sövdü. Sonrasında iğrenerek de olsa elini yüzünü yıkadı. Su, ona her zaman tılsımlı gelirdi.
Ölümle yaşam arasındaki ince çizgiydi su... İnsanlara yaşam veren, bazen de insanların canını alan bir şey. Su...
Aslında bir çizgiden fazlasıydı; çünkü bazen yaşam bazen de ölümdü su... Çalışma odasına gitti. Duvardaki panoya, kendisine sorduğu sorulardan kaydedilmeye değer olanları, iğneyle tutturmuştu. Masaya geçti. Kağıda bir soru daha yazdı ve iğneyle panoya tutturdu. Soruyu sesli bir şekilde okudu: "Herkes olabilecekken, bir kişi olmaya mı zorlandım?" Ailesi, çevresi, yaşadığı yer... mi zorlamıştı onu, bu hayatı seçmeye? Ne önemi vardı? Öyle olsa değişecek miydi hüzün tutmuş geceleri? Kabullenmekten başka çaresi yoktu. Daha fazla devam edemezdi başkasının hayatını yaşıyormuş gibi umursamaz davranmaya. Ayağa kalktı ve yeni bir karar aldı: "Ne pahasına olursa olsun bundan sonra kendim gibi olacağım. Birilerinin istediği gibi değil." Herkes gibi olmak ya da hiç kimse olmamak. Riske değer bir şeydi "Hiç kimse gibi olmamak." İlk olarak; ona zorla aldırılan, değer vermediği tüm eşyalardan kurtulacaktı. Büyük bir kararlılıkla ayağa kalktı ve etrafa bakınmaya başladı.
Her bir eşyayı büyük bir dikkatle inceliyor, sevip sevmediğine karar vermeye çalışıyordu.
Bu şekilde kaç dakika durduğunun farkında değildi. Neden sonra kendine geldi ve hayal kırıklığıyla koltuğuna çöküverdi. Kendini uzun zamandır bu kadar güçsüz hissetmemişti. Bu kadar çaresiz... Her bir eşya ,kendini bildi bileli, sevdikleri tarafından bilinç altına işlenmişti. O eşyalardan kurtulmak demek; sevdiklerinden, onların hatıralarından vazgeçmek demekti. Gemileri yakmakta üstüne yoktu; ama bu kez yakmayı düşündüğü şey gemi değil, sığındığı limanın ta kendisiydi... Mürettebattı... Bugüne kadar yapmayı başardığı geminin kilit noktasındaki mihenk taşıydı...
Sadece bir başına, gemi ve liman olmadan bu derin sulara dalmayı düşünmüştü ve ne kadar imkansız olduğunu fark etmişti. Kendi kendine şöyle dedi: "İyi yüzücüyüm; ama boğulanların çoğu da öyledir. Kendilerine güvendikleri için uzaklara giderler ve tekrar geri gelemezler. Buna hazır mıyım, yani boğulmaya?" İşte yine su çıkmıştı karşısına. Yine yaşamla ölüm arasındaydı. Artık sınırda olmak istemiyordu. Tarafını seçmek, belirsizlikten kurtulmak istiyordu.
Belirsizlik, onu en yoran şeydi.
Düşünmeye ve tereddüte zaman tanımadan ayağa kalktı, koşarcasına banyoya gitti. Küvetin yanında, elinde olmadan duraksadı. Küveti suyla doldurdu. Yine duraksadı ve küvete baktı. "Batacaksan büyük denizde bat..." İçine girdi ve uzandı. Nefesini tutmaya çalışmadı hiç. Nefesini sonuna kadar verdi ve su dolu derin bir nefes aldı. "Tatlı suda boğulmak o kadar da zor değilmiş." diye düşündü. Su ciğerlerine doluyordu ve kendisi hiç çırpınmıyordu. Yüreğini uzun zamandır yakan o ateş, ufaktan sönüyordu. Gönlü serinliyordu. En son sönen şeyse gözlerindeki hayat ışığıydı...
Artık sevmediği halde vazgeçemediği eşyalar yoktu. Kendisini olduğu gibi kabullenmeyen insanlar da yoktu. Artık tek bir şey vardı, o da soğumaya başlayan yüzündeki tebessüm...
Okuduğunuz için teşekkürler...
Aşk İlişkileri
Kadın Emeği
Gündem
Cinsel Yaşam
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Dünya Kupası
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
YKS2026
Diğer
En İyi Cevaplar