Tutunamayanlar'ın Turgut Özben'i, Tehlikeli Oyunlar'ın Hikmet Benol'u: Oğuz Atay!

İnsanları anlamak mı zordur yoksa anlatmak mı?
İnsanları anlamak mı zordur yoksa anlatmak mı?

Herkesin okumak istediği, kimisinin sonunu dahi göremeden kitabı yarıda bıraktığı adamdır Oğuz Atay. Kelimeleri, yaşadığı duygusal buhrandan olsa gerek çok yoğundur. Zaten kendisinin de anlaşılmak gibi bir derdi vardır. Boşuna değildir elbet kuralan cümleler:

“Fakat, Allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kapılıyor. Bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. Tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor. Fakat benim de sevmeye hakkım yok mu albayım? Yok. Peki albayım. Ben de susarım o zaman. Gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. Fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? Sorarım size: Nasıl? Kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? Ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. Bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor. Küçük oyunlar istemiyorum albayım.”

Edebiyata ilk adım

12 Ekim 1934'de İnebolu'da doğan Atay, çocukluk yıllarından itibaren hep sanatla iç içe oldu. Daha küçük yaşlarda resme ve tiyatroya olan düşkünlüğü onun sanatçı ruhunu ortaya çıkardı. Askerliğini yaptığı sırada tanıştığı arkadaşları Cevat Çapa ve Vüsat Bener aracılığıyla Pazar Postası'nda yazma deneyimi kazanmaya başlar.

Tutunamayanların Turgut Özbeni, Tehlikeli Oyunların Hikmet Benolu: Oğuz Atay!

Bu sayede İkinci Yeniciler'in önemli isimleri "Turgut Uyar, Cemal Süreya, Ece Ayhan, Ülkü Tamer" gibi isimlerin yanı sıra Maicilerin muhteşem kalemi "Attilâ İlhan" ile de tanışma fırsatını bulmuştur. Bilinenin aksine bütün hayatı edebiyattan oluşmuyordu. İTÜ inşaat fakültesini bitirerek Yıldız Teknik Üniversitesinde öğretim görevlisi oldu. Fakat içindeki edebiyat sevgisi, yazmaya olan tutkusu bir türlü sönmüyordu. Gençlik yıllarında çizdiği karikatürleri zaman zaman iç çekerek ve gülümseyerek anımsıyordu.

Bu esprileri biz yapsak bizi üzerler ama neyse :D
Bu esprileri biz yapsak bizi üzerler ama neyse :D

Evlilik hayatı ve sonrası

İlk evliliği Fikriye Fatma Gürbüz ile 1961 yılında oldu. 6 yıl süren ilk evlilik hikayesinde bir tane çocuk sahibi oldu. Gerek evlilik yıllarındaki yaşadığı sorunlar, gerek iş hayatındaki kısır döngü onu "Tutunamayanlar'ı" yazmaya sevk etti. 1971 yılında Tutunamayanları bitirmiş olsa dahi uzun bir süre basımını yaptıramadı. Türkiye'nin içinde bulunduğu şartlar, kriz yılları ve buhran dönemleri üst üste gelince kimse basımı üstlenmek istemedi.

Tutunamayanların Turgut Özbeni, Tehlikeli Oyunların Hikmet Benolu: Oğuz Atay!

Oğuz Atay'ın ikinci evlenme hikayesi ise ilk görüşte aşk denilebilecek düzeydeydi. Yeni Ortam gazetesinde muhabir olan Pakize Kutlu ile 1972’de bir söyleşi vesilesiyle tanıştı ve daha ilk görüşte birbirlerinden etkilendiler. 1974 yılında ise evlendiler.

İlk roman: Tutunamayanlar

Başkalarının yaptıklarını silmeye çalıştım, mürekkeple yazmışlar; oysa ben kurşun kalem silgisiydim, azaldığımla kaldım.
Başkalarının yaptıklarını silmeye çalıştım, mürekkeple yazmışlar; oysa ben kurşun kalem silgisiydim, azaldığımla kaldım.

1972 yılında tamamlanan fakat basımı 1973-1974 yıllarına kadar sarkan roman, yazarın şüphesiz ustalık eseriydi. Hayati Asılyazıcı'nın Tutunamayanlar'ı basmak için araması üzerine kitap hayatımıza girmiş oldu. İlk baskıda 3500 adet basıldı. Kapağını bir dönem aşık olduğu, daha sonralarında ise yakın arkadaşı olan Sevin Seydi tasarladı.

Kitabın cümleleri öylesine derin ve öylesine yoğundu ki özellikle dönemin aydın çevreleri tarafından beğeniyle ve hoşgörü ile karşılanmadı. Özellikle şu cümleler kitabın hali hazırda dönemimizde dahi ne denli haklı olduğunu gösterir vaziyette:

"İnsan, kendi bulurmuş doğru yolu. Ben bulamazdım. Bana, başkalarına gösterdikleri basmakalıp yolları öğrettiler. Başka türlü bir itinayla tutmalıydılar beni. Daha fazla değil, farklı. Normal bir insan olmaya zorladılar, bana boş yere vakit kaybettirdiler. Olmayınca da anormal dediler. Ben de kendimi anlamadım: bütün hayatım boyunca normal bir adam olmaya çalıştım. Arkadaşlarla geneleve gittim, müstehcen romanlar okudum ve sokakta genç kızların peşinden gittim. Hiçbirinde tutarlılık göstermedim. Bunun üzerine anormal olduğuma karar verdiler.

Atay kitabı için aslında hepsi benim yakın çevrem, kimi eşim, kimi arkadaşlarım demişti. Örneğin Selim Işık; "İntihar eden bir arkadaşım, Ural var (...) Belki ben varım. Adlarını yazmanın sakıncalı olacağı birkaç arkadaşım var." şeklinde yine duygusal kavram açısından derin bir cümle sarf etmişti.

Sahi Olric insan neden bu kadar yalnızdı?
Sahi Olric insan neden bu kadar yalnızdı?

Bir de Olric vardı elbette. Turgut Özben'in iç dünyası o kadar kalabalık ve yalnızdı ki... Özellikle arkadaşı Selim Işık'ı kaybettikten sonra... Olric belki de Oğuz Atay'ın hiç sahip olamadığı dostuydu. Belki de sığındığı bir limandı. Hayali arkadaşı daima sorular sorar ve Turgut Özben tüm içtenliğiyle ve samimiyetiyle cevaplardı. Yer yer iç çatışmalarında betimlendiği çok net görülen eserde Olric bazen akıl veren bazen soru soran herkesin ihtiyacı olan bir "dosttu."

Tutunamayanların Turgut Özbeni, Tehlikeli Oyunların Hikmet Benolu: Oğuz Atay!

Bu romanla birlikte Trt Roman Ödülü'nü kazandı. Türk Edebiyatında bir ilke "Postmodernizm" çatısı altında yazılan ilk romana imza atmış oldu. Herkes tarafından tartışılan isim olmaya başladı. Kimi anlayamadığı için kimi çok iyi anladığı için eleştirdi.

Tehlikeli Oyunlar

İlk baskı.
İlk baskı.

Tıpkı Tutunamayanlar gibi iç dünyasında kendini anlamlandıramayan, dünyadaki yerini kavrayamayan ve hiçbir zaman sevilmeyen biri olan Hikmet Benol kitabın baş karakteridir. İnsan anlatmak istiyordu elbet, içinde kopan fırtınaları, içindeki tüm tasayı... Anlatamıyordu, susuyordu. Sessizlik en büyük çığlıktı ama kimse anlamıyordu. Dostoyevski ve Kafka'dan fazlasıyla esinlenmiş olan Atay onlarında içindeki kırgınlıkları tam anlamıyla eserlerine yansıtmıştı. Kimi zaman Turgut Özben olmuştu. Kimi zaman Hikmet Benol. Öylesine sevilmeme hissine kapılmıştı ki kendini eve kapatmış sadece anlaşılmayı bekliyordu.

Kendimle konuşurken bile onun hoşuna gitmeye çalışıyordum.

Tıpkı Turgut Özben'in Olric'i gibi Hikmet Benol'un da Albay'ı vardı. Ama Oğuz Atay'ın kimsesi kalmamıştı. Yaşadığı dönemde eserleri ilgi ile okunmadı bilakis hep eleştirildi. İçi hep buruktu, yorgundu... Anlaşılmayı bekliyordu. Ne yazık, anlaşılamıyordu.

"Dinlemem albayım. Sonra beni de dinlerler diye çok dinledim. Şimdi sıra bende."

Etrafında hep onu çekemeyenler vardı, örneğin: Kısa film yönetmenliği yaptığı sırada çekilen film bir şekilde yok edilmişti. Ya da kaybolan Günlüğü Marmara Üniversitesi’nden bir öğrencinin çantasından çıkmıştı. Tüm olumsuzluklara rağmen hep güçlü kaldı, öyle güçlü idi ki. Ölüme giderken dahi son kelimeleri:

"Sevinmeyin daha ölmedim." Olmuştu.

Popüler kültürde yavaş yavaş yerini alan eserleri günbegün gün yüzüne çıkarılan Oğuz Atay ne yazık yaşarken bunları göremedi. Pek çok edebiyatçı gibi... Özellikle Leyla ile Mecnun dizisinde "Hırsız Yavuz'un" Tehlikeli oyunlar okuması ile ve daha sonrasında ise Poyraz Karayel gibi dizilerde Oğuz Atay anıldı.

Okuduğunuz için teşekkürler.

Bir sonraki Bence'mde kaleme almamı istediğiniz yazar-şairi yorumda belirtirseniz sevinirim.

Tutunamayanlar'ın Turgut Özben'i, Tehlikeli Oyunlar'ın Hikmet Benol'u: Oğuz Atay!
Cevapla