Rahmetli babam oto galericiydi ve ben çocukluğumdan beri arabalarla iç içe büyüdüm. Her tür, her model arabayı bilirim. Üstelik İzmir trafiğinde araba kullanan iyi bir şoför olunca olaya ilgim farklı bir boyut kazanıyor haliyle. Beni artık tanıyorsunuz. Olayların mutlaka duygusal bir yönünü bulup çıkarıyorum. Almak için krediler çekilen, ulaşım için gerekli görülse de bir yatırım aracı olarak ta mantıklı olan, materyalist dünyanın bir gerçeği arabalarla ilgili bir yazı yazmak istediğimde elbette farklı olmalıydı. Samimiyet olmalıydı, duygu olmalıydı. Biraz hüzün, biraz hayaller birazda 'Ahh o eski günler' serzenişleri eklenmeliydi. Tam da öyle bir yazıya hazır mısınız?
Sadece taşıt değil, bir yaşam biçimi olan 2 nostaljik araba var bugün KizlarSoruyor'da. Hem de hüzünlü bir Orhan Gencebay şarkısı tadında hikayeleriyle. :)

Üst fotoğrafta o ünlü, ünlü şöyle dursun gerçek bir efsane var. Hacı Murat. hepinizin yüzündeki o gülümsemeyi görür gibiyim. Konu nostaljik araba ise Hacı Murat'sız bir yazı, çaysız simit, kuru fasulyesiz pilav, rakısız balık, kumsalsız deniz, velhasıl kelam tatsız tuzsuz ve eksik olurdu. O zaman hemen Hacı Murat ile başlayalım. Eksik tamamlansın. :)
Sahiplerinin gözü gibi baktıkları efsane otomobil Murat 124: Yani 'Hacı Murat'

Hacı Murat olarak bilinen ancak gerçek adı Murat 124 olan efsane otomobil 1971 yılında Bursa'daki Tofaş Otomobil fabrikasında üretilmiş. Fiat 124 şasesiyle üretilen Murat 124 aynı zamanda Türkiye'de üretilen ilk yabancı lisanslı otomobil olmasıyla da biliniyor. Üretimi 1971 -1977 yılları arasında yapılmış olup sadece 134 bin 867 adet üretilmiş. Yani görüp görebileceğimiz tüm Hacı Muratların tamamı bu kadar. Çoğu hurdaya çıktıysa meraklılarının göz bebeği olanlar ise çok az sayıda ne yazık ki.

Peki neden Hacı Murat denmiş hiç düşündünüz mü? Sebebi şuymuş: 1974 senesinde ülkemizde özel araçla hacca gitmek serbest bırakılınca binlerce hacı adayı Murat 124 ile hacca gitmişler. Hatta o kadar çok giden olmuş ki bir süre sonra özel otomobil ile hacca gitmek yeniden yasaklanmış. Başlangıcı oradan geliyor. Amma velakin 1971 ve 1977 arasında üretilen kısıtlı sayıda Murat 124 artık eskiyip piyasada daha az bulunur hale gelince, yani 90'lı yıllarda 'emekliye ayrıldı' anlamında Hacı Murat denilmiş. Hani yalan değil. Bugüne bugün kutsal toprakları çiğnemiş bir otomobilden bahsediyoruz. Hacı lakabı pek çok yakışmış. Sizce de öyle değil mi? :)
O, sadece bir araba değil. Bir yaşam biçimi. Çocukluğumuz, anılarımız ve gerçek kimliğimizi hatırlamamız...

Yüksek bir tavan ve geniş bir görüş alanına sahip olması elbette güzel. Bu yüzden dünyayı koca bir pencereden izliyormuş hissini yaşamak şahane. Küçük bir otomobil olsa da içinde tüm ailenin sığabilmesi, iç hacminin geniş olması yani. Mükemmel. Ee küçük olması hasebiyle kolay park edilebilmesi de fevkaladenin fevkinde. Amma velakin asıl onu efsane yapan ve sahiplerinin sanki milyon dolarlık bir otomobil sahibiymiş gibi gurur duymaları, o dönemde geçmemiş olsa da, gördüğümüz zaman ne gariptir ki çocukluğumuza dönmemiz. İçimizi sıcacık bir hissin kaplaması ise her şeye değer sanırım. Zaten bu hayata mutluluk bu sıcak detaylarda gizli değil mi?
Dedim ya; Bir Orhan Gencebay şarkısı tadında ve hüznünde bir yerlerde. Tıpkı bu şarkısında olduğu gibi: 'Sanki sevecekmiş gibisin' :)
Hayalden de öte: Kaplumbağa, pardon Vosvos :) 'Volkswagen Beetle'

Şimdi yazacaklarımdan ötürü bana 'Yaa Funda ne saçmalıyor?' diyebilirsiniz. Buna göze alıyorum Çünkü onu sevmekten ve dile getirmekten kendimi alıkoyamıyorum. Onu sevmek istiyorum. Dokunmak, konuşmak hatta. İçinde uyumak, temizlemek, odamın penceresinden baktığımda onu görmek istiyorum. Tıpkı bir sevgiliye bakar gibi, sever gibi... Neyse... Kendimi kaptırdım. :) Konuya dönecek olursak sempatinin nirvanasında ve hayalim olan vosvos da nostaljik arabaların şahı diyebilirim. Ya hikayesi. O ise başka bir efsane. :)
Savaşın ortasında doğan bir barış ikonu

Kabul etmek gerekir ki Hacı Murat bizim efsanemiz ise Vosvos ise tüm dünyanın efsane otomobili. Kötü tarafı ise Hitler'inde işin içinde olması.:) Nasıl mı? Kısaca şöyle anlatayım.
2. Dünya Savaşı sırasında, Nazi Almanya'sının savaş araçları su soğutmalı olduğu için devamlı arızalanıyor. Hitler emrediyor. Sovyetler'in kışına dayanacak bir araç üretilmesini istiyor. Alman mühendislerde soğuk havada donmayacak tek şeyin hava olduğunu belirtip hava soğutmalı otomobil üretilmesine karar veriyorlar.
Hitler'in emriyle Vosvosu yaratan kişi Ferdinand Porsche

Hitler'in gaddarlığından ve ilerideki ideolojilerini bilmekten uzak olan Ferdinand Porsche arabayı tasarlamaya başlıyor.Tabii ki Hitler'in istediği şekilde. 'Halk için bir otomobil' diyerek yola çıkan Hitler'in tasarlanmasını istediği araba, '2 yetişkin ve 3 çocuk taşıyabilecek, 100 km hızla gidebilecek, ekonomik, ayrıca 3 silahlı askeri taşıyabilecek ve fiyatı 1000 Mark’ı geçmeyecek.'

Hitler'in söylemi; 'Her alman bir araba sahibi olsun' düşüncesiydi ve 'Halk için' anlamına gelen Vosvos arabanın üretim ve tasarım aşamasında her şeyiyle bizzat ilgilendi. Bir rivayete göre ise tasarımını sevgilisi Eva Braun' un vücut hatlarından esinlendiği söyleniyor. Yapar mı, yapar. :)

Vosvos'un direksiyonun ortasında su kenarında bir kale ve bir köpek yer alıyor. Bunların anlamı ise... Su; aracın su gibi aktığını, kale; arabanın sağlamlığını, köpek ise aracın sahibine bir köpek gibi bağlı olduğunu simgeliyor

Bu sempatinin en zirvesinde olan, hayallerin otomobili Vosvos tüm dünyada efsane biliyorsunuz. Buna sebeplerin en başında gelenlerden biri ise 'Hippie 'akımı

Özellikle 68 kuşağı olarak bilinen, savaş karşıtı olup dans etmeyi ve gezmeyi çok seven, 'Savaşma Seviş' diyen bu gençlerle özdeşleşen bir otomobil haline gelen Beetle’ın, tüm dünyada milyonlarca hayranı oluştu. Beetle özgürlüğün, gezmenin, eğlencenin, gençliğin ve barışın sembolü haline geldi.
Konu derindi, sıcaktı, biraz hüzün doluydu ama samimiydi. Konu hayatımızın bir yerine damga vuran, yüzümüzü güldüren nostaljik arabalardı. Ruhen her gittiğimizde garip bir duyguya kapılıp 'Ahh o günler.' dediğimiz şeylere yumuşak bir geçiş yapmaktı bu akşam yazdıklarım. Bilmem başarabildim mi? :)
70'lerde olsak bir sürü plak alırdım sana, 80'lerde açık hava sinemasına götürür, izledikten sonra muhallebi ısmarlardım, 90'larda mahallenin bütün güzel misketlerini kazanır dökerdim avuçlarına, 21. yüzyılda nasıl sevilir inan ki bilmiyorum, içim ısınmadı bu yüzyıla, bağışla...
Sevgiyle.
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Kadın Emeği
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar