Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez'in yazmış olduğu, bir nevi Güney Amerika edebiyatının ''incil''idir Yüzyıllık Yalnızlık. Onu dokuzuncu kez okumaya başladığımda insanlar bu kitaba neden çok takıldığımı sorup durdular. Sanırım bunun nedeni şu anlatacaklarım ve romandaki duyggusuz masalsı tavır ve imgelemlerdeki zenginlikte gizli.
Roman, Buendia ailesinin 100 yıllık hikayesi etrafında köy gibi duran ama köyden öte Adem ile Havva dönemindeki dünyayı anımsatan bir yer, yani Macando köyünün hikayesidir. Dolayısıyla roman boyunca karakterler o kadar fazladır ki romanın sonunda Buendia'nın soy ağacı verilmiştir.

Yüzyıllık Yalnızlık'ta, Yüzyıllık Yalnızlık yazılmadan önce bir dünya yoktur aslında. Bunu kitabın daha ilk cümlelerinden anlıyoruz;
Dünya daha öylesine çiçegi burnundaydı ki, bir çok şeyin adı yoktu ve onlardan bahsederken parmakla göstermek gerekiyordu.
Bu o kadar büyülü bir cümledir ki, Marquez dünyanın yaradılışına bizi sıcağı sıcağına Buendia ailesi etrafında tanık ettirmektedir. Burada Jose Arcadio Buendia'nın Adem'e, karısı Ursula'nın ise Havva'ya karşılık geldiği de gözümüzden kaçmaz.

Dünya henüz yaratılmıştır ya Jose Arcadio bir Adem havasıyla dünyayı merak etmeye başlar, toprağı, havayı, nesneleri... Önce mıknatısı, sonra pusulayı ve birgün oğlu Aurelino'nun hayran hayran baktığı o buzu keşfeder. Sonra bir gün denize ulaşma amacıyla durmadan yol alır ve sonunda dünyanın yuvarlak olduğunu keşfeder. Etrafındakiler buna gülüp onunla alay ederken Bilge Çingene bu teorinin yıllar önce kanıtlandığını söyleyerek Jose Arcadio'nun zekasını över.
Kitabın başları Jose Arcadio'nun doğayı keşfetmesi, onun içindeki önlenemez merak duygusunu kusursuz bir şekilde okuyucuya anlatılması şeklinde geçer. Sonraki aşamalar ise oğullarının birer birer Piler Ternera'yı keşfetmesini anlatır. Pilar Ternera köyün orospusudur...
Toprak yiyen kızkardeş çerçevesinde anlattığı uykusuzluk salgını romanın en büyülü ve hayal gücünün en naif halidir; bu kızkardeş sahipsiz iken aileye sonradan katılır. Hiç uyumama gibi hastalığı vardır. Bir gün bütün Macando bu uykusuzluk hastalığına yakalanınca bunun bir salgın olduğunu anlarlar. Önce eşyaların isimlerini unuturlar, hatırlamak için eşyaların üzerine isimlerini yazarlar, sonra üzerinde isimleri yazan eşyaların ne işe yaradıklarını unuturlar. Burada hayal gücünün ötesinde yine çok naif bir mizah anlayışı yatmakta.
Kitap boyunca bir anda bir karnaval havasına bürünen ansızın da sessiz, durgun yapayalnız bir köy haline gelen Macondo'yu iç savaş, işçi grevi, ensestin kenarından dönülen ironik yakınlaşmalar içinde büyülü bir şekilde görmüş oluruz.
32 isyana katılıp 32'sinde de yenilmiş olan Albay Aureliano Buendia'nın git gide gözümüze sokulan yalnızlığıyla çoğu zaman bir can sıkıntısından devrime katılmış olduğunu onun nihilist bakışlarıyla ve altından yaptığı balıkları eritip tekrar balık haline getirip, tekrar eritmesi ve sonunda bir döngü halini almasından anlarız.
Sonra bir lanet gibi doğan çocuklardan erkek olanlarından serseri olanlarına Jose Arcadio, içekapanık olanlara ise Aureliano, kız olanlarına ise Remedios isminin verildiğine tanık oluruz.
Tıpkı isimler gibi olaylar da birbirini tekrarlar. Söz gelimi ergenliğe giren her Buendia oğlanının köyün orospusu Pilar Ternera'ya uğramasını tekrar tekrar okuruz. Bu lanet, sanki, Buendia'lardan doğurduğu bir erkeğin bir gün kendisine gelip onunla yatmak istemesi ve Pilar Ternera'nın artık enseste varan bu laneti geçiştirip bir akşam oğlanın yanına yanındaki genç kızlardan birini göndermesi ile son bulur.

Romanda sanrısal gerçekçiliğin öyle güzel bir dışa vurumu vardır ki, roman boyunca büyülü ve abartılı, yoğun imgelerle dolu bir hayal dünyasına tanıklık ederiz. Örneğin, güzelliği Macando'yu ve Macando üzerinden evreni öyle bir aştığını görürürüz ki bir gün Güzel Remedios annesinin gözleri önünden uçup gider.
Ya da Albay öldüğünde gökyüzü çiçek taneleriyle öyle bir ağlar ki cenaze arabasının önü çiçekten geçilmez olur da yolu süpürmek zorun da kalırlar.
Kitap, tıpkı başladığı gibi bir rüya gibi ama domuz kuyruklu bir bebek ve bir kehanetle biter.

Sonundaki vurucu cümle ise romanın genel büyüsünden bağımsız bir ürperticiliği vardır;
Soyun atasını ağaca bağlarlar, sonuncusunu ise karıncalar yer.
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer 

En İyi Cevaplar