Anadolu'nun Kapılarını Türklere Açan Malazgirt Meydan Muharebesi Ve Anadolu'nun Türkleşme Süreci

Türkler, farklı zamanlarda ve bölgelerde birçok devlet kurmuş ve varlıklarını günümüze kadar ulaştırmayı başarabilen bir millet olmuşlardır. Tarihte, kaynaklara göre 113 ila 180 arasında Türk devleti kurulmuş ancak dünya hakimiyeti bakımından sadece 16 tanesi ''devlet'' mahiyeti taşımaktadır. Bu 16 Türk devleti, birer yıldız olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin cumhurbaşkanlık logosunda yer almaktadır. Bu 16 Türk devletinden 4 tanesi ''imparatorluk'' mertebesine erişmiştir ki bunlar; Hunlar, Göktürkler, Selçuklular ve Osmanlılardan ibarettir. Söz konusu Malazgirt Meydan Muharebesi olunca, ilgileneceğimiz devlet Türklerin ve İslam'ın üçüncü imparatorluğu olan Büyük Selçuklu İmparatorluğu olacaktır.

Malazgirt Meydan Muharebesi'nden Evvel Anadolu'nun Genel Durumu

Anadolu'nun Kapılarını Türklere Açan Malazgirt Meydan Muharebesi Ve Anadolu'nun Türkleşme Süreci

Büyük Selçuklu İmparatorluğu kurulmadan evvel Anadolu, Bizans'ın hakimiyeti altındaydı. Ancak yaygın olarak Ermeniler de görülmekteydi. Hatta Ermeniler, 3 bin yıldır Anadolu'da yaşamış bir millet olmuşlardı. Ancak çok kez mezhepleri yüzünden Rumların gazabına maruz kalmışlardı. Bizans imparatorlarından II. Basil'in Ermenileri katletmesi, dinî mabetlerine zarar vermesi ve bizzat Malazgirt Meydan Muharebesi'nde aktif rol oynayacak Bizans imparatoru Romanos Diogenes'in Sivas'tan geçerken Ermenileri katletmesi ileride Türklerin lehine dönecektir. Ermeniler, ''Gregoryan'' mezhebinden olmaları sebebiyle ''Ortodoks'' olan Rumlar tarafından sürülmüş ve katledilmişlerdir. Çünkü Ortodokslara göre Gregoryanlar, görüldüğü vakit öldürülmesi icap eden insanlardır.

Malazgirt Meydan Muharebesi'nden Evvel Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun Siyasi Amaçları

Anadolu'nun Kapılarını Türklere Açan Malazgirt Meydan Muharebesi Ve Anadolu'nun Türkleşme Süreci

Aslında Malazgirt Meydan Muharebesi, ani gelişen olaylar neticesinde vuku bulmamıştır. Büyük Selçuklu İmparatorluğu, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'ya hakim olup Bizans ile barış içerisinde yaşamını sürdürmeyi amaçlıyordu. Ancak ileride Uz (Oğuz)ların hareketleri ve yurt bulma arayışları, Türkleri yavaş yavaş Anadolu'ya itmeye zorlamıştı. Nitekim Anadolu'ya olan hayallerin bu şekilde atılmaya başlamasıyla Türkler, Osmanlı İmparatorluğu'nun ardından Türkiye Cumhuriyeti ile beraber 946 yıl boyunca Anadolu'nun tapusunu kendi ellerinde tutmuşlardır.

Malazgirt Meydan Muharebesi'nden evvel Bizans'ın Türklerle Olan Münasebetleri

Anadolu'nun Kapılarını Türklere Açan Malazgirt Meydan Muharebesi Ve Anadolu'nun Türkleşme Süreci

Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun Doğu'dan yaklaşmasından rahatsız olmaya başlayan Bizans, endişelenmeye ve birtakım tedbirler almaya başlamıştı. Nitekim sadece doğudan yaklaşan bir Türk ordusu yoktu, batıda da Hristiyanlığı kabul eden Türk boylarından Peçenekler bulunuyordu. Türk milletleri arasında sıkışan Bizans da Büyük Selçuklu İmparatorluğu ile barış içerisinde yaşamayı amaçlıyor ve bu uğurda tedbiri elden bırakmamak için Ermenileri doğuya doğru sürüyordu. 1071'den önce, gerek Tuğrul Bey zamanında, gerekse Alp Arslan zamanında Anadolu'ya seferler olmuştur. Hatta Alp Arslan'ın Kafkasya seferleri ve Tuğrul Bey zamanında gerçekleşen Hasankale Zaferi, Selçukluların siyasi faaliyetlerinin Anadolu'ya da yansıdığını göstermektedir. Gücü liderlerden Liparit'in teslim alınması akabinde Bizans imparatorunun Tuğrul Bey'den, Liparit'in teslim edilmesi durumunda yıllık haraç ve ton ipek vereceğini bildirmesi, daha 1071'den önce Selçuklularla Bizans arasında birtakım husumetlerin yaşandığını açıkça göstermektedir. Bu olay neticesinde Tuğrul Bey, haraç almak yerine İstanbul'da bulunan caminin onarılmasını ve kendi adına hutbe okunması gerektiğini şart koşmuştu. Bu durum Selçuklu kudretinin batı kısımlarında da tanınması için alınan bir karar idi.

Sultan Alp Arslan'a Kadar Anadolu Gazaları

Anadolu'nun Kapılarını Türklere Açan Malazgirt Meydan Muharebesi Ve Anadolu'nun Türkleşme Süreci

Malazgirt Meydan Muharebesi (1071) için ''Türkler Anadolu'ya girdi.'' tabirini kullanmak yanlış olur. Çünkü 1071'den önce Türkler, Anadolu'ya seferler düzenlemiş ve çeşitli topraklara sahip olmuştu. Malazgirt Meydan Muharebesi, Anadolu'nun kapılarını Türklere açmış ve Anadolu'nun bir Türk yurdu olmasına imkân tanımıştı. Tuğrul Bey zamanında Uz (Oğuz)lar, kendilerine yurt bulmak için Selçuklu beldelerine saldırıyor, köyleri yağmalıyor ve ateşe veriyordu. Bu asi davranışları Abbasilere karşı yapınca dönemin halifesi Kâim bi-Emrillah bu durumu Tuğrul Bey'e bildirip şikâyetçi oluyordu. Ancak Tuğrul Bey, ırkdaşı olduğu bu asi Türklere yurt bulmayı kendine vazife edinmişti. Bu sebeple Tuğrul Bey, Oğuzlara, kendi topraklarının ancak kendi halkına yeteceğini, yurt bulmak için Anadolu'ya seferler düzenlemesi gerektiğini bildirmişti. Hatta Anadolu'ya Oğuzlara yol açmak için Kutalmış, İbrahim Yınal ve Yabgu oğlu Hasan komutasında ordular göndermiş, kendisi de bizzat Erzurum ve Malazgirt seferini yapmıştı. Ancak Tuğrul Bey, çıkan isyanlar ve Bağdat'taki Şiilerin bölücü faaliyetleri sebebiyle bir daha Anadolu'ya gelememiş, Selçuklu tarihine vakıf olmayanlar ise bunun onu Bizans'tan çekilmesine atfettirmişlerdir. Ama bütün bu meşguliyetlere rağmen Tuğrul Bey, Anadolu işlerini ihmal etmiyor, hatta Bizans imparatoriçesi Theodora'ya mektup göndertip Bizanslıların zamanında İslamlardan aldıkları Erzurum ve Toros dağlarının iadesini ve günde 1.000 dinar vergi ödemesini talep ediyordu. Ancak bütün bunlara rağmen Türkmen akınları bir türlü bitmiyor, Türkistan (Orta Asya)'dan Azerbaycan'a intikal eden Türkler, oradan da Anadolu'ya muhaceret ediyordu. Anadolu'ya intikal eden Türkmenlerin, bizzat Muş ve Bitlis'in bir ilçesi olan Ahlat'ı işgal ettikleri görülür. Akabinde Gürcü Liparit'in oğlu İvane, sözde Bizans imparatoru adına kuşatmalarda bulundu ve Türkleri de yanında bulundurarak Türklerin Erzurum ve Bayburt havalisine yayılmasına imkân sağladı.

Sultan Alp Arslan'ın İlk Anadolu Seferi

Anadolu'nun Kapılarını Türklere Açan Malazgirt Meydan Muharebesi Ve Anadolu'nun Türkleşme Süreci

Sultan Alp Arslan, Tuğrul Bey'in vefatından sonra tahta çıkmış ve birtakım meseleleri hâllettikten ve isyan eden Kutalmış'ı bertaraf ettikten sonra Rum gazası maksadı ile 1064 yılında Rey'den Azerbaycan'a hareket etti. Rum gazaları yapan ve Sultan Alp Arslan'a Rum gazası yapmayı öneren, sefere çıkması durumunda bizzat kendisinin de iştirak edeceğini bildiren Tuğtekin'in bu tavsiyelerini dikkate alan Sultan Alp Arslan, Kafkasya ve Anadolu seferlerini yapmaya karar verdi. Yanına bir sonraki Selçuklu sultanı olacak olan oğlu Melikşah ve veziri Nizamülmülk de bulunuyordu. Hatta sultan Alp Arslan, Melikşah ve Nizamülmülk'ün emrine birlik vererek başka kaleleri kuşatmalarını istedi. Alp Arslan, oğlu Melikşah'ı ve veziri Nizamülmük'ü Nahcivan'da bıraktıktan sonra Gürcistan'a girdi ve Tiflis ile Çoruh arası bölgeleri kuşattı. Daha sonra Türklere Anadolu'nun kapılarını açacak Kars'ın güneydoğusunda bulunan Ani'den muvaffak olarak ayrıldı ve 100 bin kişilik ordusu ve 50 bin esir ve pek çok ganimet ile Rey'e döndü. Bütün bu askerî başarılarından sonra Halife Kâim bi-Emrillah, Sultan Alp Arslan'a ''fetihlerin babası'' anlamına gelen ''Ebu'l Feth'' unvanını bahşetti.

Anadolu Akınlarının Artması

Anadolu'nun Kapılarını Türklere Açan Malazgirt Meydan Muharebesi Ve Anadolu'nun Türkleşme Süreci

Bizans İmaratorluğu'nda yaşanan taht kavgaları ve Balkanlara göç eden Peçenek, Oğuz ve Kumanların istilaları Anadolu akınlarının genişlemesine imkân sağladı. Ancak askerî donanım bakımından pek de kuvvetli olmayan Türkmenler, Selçuklu orduları himayesinde ilerleyemedikleri zaman büyük ve alınması zor kalelerin önünde duraklıyorlardı. Ancak Horasan valisi, iki yıl önce girişiği seferi tamamlamak için Diyarbakır'ın bir ilçesi olan Ergani'nin sınırları içerisindeki Telhum Kalesi'ni kuşattı. Ancak başarılı olamayınca kuşatmayı kaldırarak Şanlıurfa'nın ilçesi olan Siverek'te bulunan kaleye hareket ederek muhasara etti ancak burada da Frank askerleri tarafından püskürtüldü. Daha sonraları öldürülen vezir Amidülmülk Kunduri'nin adamlarından olan Gümüştekin, pek çok Türkmen ile daha önce Horasan valisinin muhasara ettiği Diyarbakır'ın ilçesi Ergani'ye geldi. Suruç, Rakka ve Harran bölgelerini istila edip bu bölgelere hakim oldu. Akabinde Adıyaman üzerine yürüyüp Rumları müthiş bir bozguna uğrattı. Fakat Bitlis'in ilçesi olan Ahlat'a dönen Türkmenler arasında kavga çıktı ve bizzat bu orduya katılan Alp Arslan'ın komutanlarından Afşin Bey, Gümüştekin'i öldürüp Türkmenlerin başına geçti. Afşin Bey, Gümüştekin'i öldürdükten sonra Alp Arslan'ın gazabından korktuğu için Türkmenleri alıp Fırat'ı geçti ve birçok bölgeyi istila etti. Afşin Bey'in Türkmenlerle Anadolu'da gaza faaliyeti içerisine girmesi ve birçok bölgeyi istila etmesi sebebiyle Sultan Alp Arslan kendisini bağışladı ve tebrik etti.

Anadolu'da Kaleleri Zapteden Türkmenler Üzerine Bizans'ın İcraatleri

Anadolu'nun Kapılarını Türklere Açan Malazgirt Meydan Muharebesi Ve Anadolu'nun Türkleşme Süreci

Türkmenlerin Bizans topraklarına yaptıkları müdahalelerin artması ve Bizans'ın da batıda Peçenek, Oğuz ve Kuman Türkleriyle mücadele içerisine girmesi Bizans'ın doğudaki müdaafa faaliyetlerini kısıtlamış idi. Buna bir çare bulmak ve doğudaki Türkmen istilalarını bertaraf etmek için Romanos Diogenes gibi kuvvetli bir kumandanı Bizans tahtına çıkardılar. Romanos Diogenes, Makedonya ve Bulgaristan askerlerini, Uz (Oğuz), Frank ve Varang ücretli askerlerini ordusuna katarak 1069 yılında istilaya uğrayan Antakya'ya doğru yola çıktı. Ordusuyla Kayseri'ye doğru ilerlerken Türkmenler geri çekildi. Ancak Türkmenlerin daha sonra Tokat'ın ilçesi Niksar'ı işgal ettikleri haberini alan Diogenes yolunu Sivas'a doğru değiştirdi. Sıkışmak istemeyen Türkmenler mallarını bırakıp kaçtıysalar da Diogenes bazılarına yetişti ve bir kısmını öldürdü. Bu muvaffakiyet üzerine tekrar yolunu değiştirdi. Ordusundan bir kısmını, Afşin Bey'in Türkmenlerle ele geçirdiği Fırat ve Malatya civarlarına gönderdi ancak Türkmenler Malatya'dan dışarıya çıkmalarına fırsat vermedi. Romanos Diogenes ise kendi birlikleriyle Halep'e doğru yöneldi. Ordusu açlık çektiğinden çok zayiata sebep oldu. Bizans ordusunun Halep'e inmesini fırsat bilen Afşin Bey komutasındaki Türkmenler, Anadolu'nun içlerine yayılarak Sakarya boylarına ilerlemeye başladılar ve fetihlerde bulundular. Bu haberi alan ve ordusu açlık yüzünden zayiata uğrayan Romanos Diogenes, daha fazla dayanamayarak geri döndü. Ancak ordusu Anadolu'da birçok Türkmen tarafından yok edildi.

Sultan Alp Arslan'ın İkinci Anadolu Seferi

Anadolu'nun Kapılarını Türklere Açan Malazgirt Meydan Muharebesi Ve Anadolu'nun Türkleşme Süreci

Bizans ile Selçuklular her ne kadar sulh yoluyla anlaşmaya çalışsalar da bu mümkün değildi. Zira ne Bizanslılar Anadolu'yu terk edebilirdi ne de Türkler Anadolu'dan çekilip kendilerine yeni bir yurt arayabilirdi. Her ne kadar ordusunun bir kısmı yok olsa da Romanos Diogenes elindeki orduyla Anadolu'yu kurtarabileceğine inanıyordu. Sultan Alp Arslan'ın asıl amacı da Mısır Fatimîleri idi. Bu sebeple şimdilik Anadolu'da Bizans'ın elinde bulunan eski İslamlara ait bölgelerin fethedilmesini kâfi görüyordu. Fatımîlerin tahriki üzerine Halep emiri ve Mısır veziri Sultan Alp Arslan'ı davet ediyordu. Bu sebeple Suriye-Mısır seferi büyük bir ehemmiyet kazanıyordu. Alp Arslan, bu sebeplerle 1070 yılında büyük bir ordu ile Bitlis'in ilçesi Ahlat'a geldi. Tuğrul Bey'in vefat ederken vasiyet ettiği Erciş ve Malazgirt kalelerini fethetti. Daha sonra Bizanslılara ait Telhum ve Siverek kalelerini düşürdükten sonra Urfa'ya yürüdü. Urfa önünde ordugâh kurarak şehri 2 ay kadar muhasara etti. Kaynakların rivayetine göre dinî ve kültrel bir şehir olan Urfa'da, 80.000 Ermeni, 20.000 Süryani, 6.000 Rum ve 1.000 Frank bulunuyordu. Muhasara devam ederken, Bulgar asıllı Basil adında bir kumandan muhasaranın kaldırılması durumunda 50.000 dinar ödemeyi teklif etti. Sultan Alp Arslan, muhasarayı kaldırarak Halep'e gitti ve Halep emirinin itaat etmeyişi üzerine ''Sultan Tepesi'' üzerine ordugâh kurarak Halep'i muhasara etmeye mecbur kaldı. Daha sonraları Yavuz Sultan Selim de Mısır seferine müteakip bu tepe üzerine ordugâh kurmuş ve iki büyük Türk lider burada birleşmişti. Buradan da muvaffak ayrılan Sultan Alp Arslan, Mısır üzerine yürümeye karar verdi.

Romanos Diogenes'in Ordusuyla Tekrar Sefere Çıkması

Anadolu'nun Kapılarını Türklere Açan Malazgirt Meydan Muharebesi Ve Anadolu'nun Türkleşme Süreci

Sultan Alp Arslan, Mısır seferi ile meşgul olduğu sırada Bizans imparatoru Romanos Diogenes, sultana mektup göndererek Ahlat, Erciş ve Membic şehirlerinin iade edilmesini aksi taktirde büyük bir ordu ile hareket edeceğini bildiyordu. Bunun üzerine Alp Arslan, Suriye ve Mısır yolundan döndü ve ordusunun Halep emiri ile birlikte Fatımîlere karşı sefere devam etmesini emretti. Bizans ordusu ise bir öncekinden daha kalabalık ve güçlü idi. Bu ordu; Slav, Bulgar, Alman, Frank, Ermeni, Gürcü, Hazar, Peçenek, Uz (Oğuz) ve Kıpçak (Kuman) ücretli askerlerinden terekküp ediyordu. Bazı kaynaklar bu ordunun 600.000 civarında olduğunu, Selçuklu ordusunun ise 200.000 civarında olduğunu iddia etse de bu mübalağa olup Bizans'ın 200.000, Selçukluların ise 50.000 civarında olduğu yazılmaktadır. İmparator, bu muazzam ordusu ile harekete geçmeden evvel 13 Mart 1071'de Ayasofya'ya gidip dua etmiş ve ondan sonra İstanbul'dan yola çıkmıştı.

Bizans'ın Askerî Teşebbüsü Karşısında Sultan Alp Arslan Ve Ordusunun Vaziyeti

Anadolu'nun Kapılarını Türklere Açan Malazgirt Meydan Muharebesi Ve Anadolu'nun Türkleşme Süreci

Bizans imparatorunun hareket haberini alan Alp Arslan, bozguna uğramışçasına Halep'ten ayrılarak Fırat'ı geçti. Oradan da Anadolu'da askerî üssü olan Ahlat'a vardı. Bir yandan Romanos Diogenes büyük ordusuyla hareket ediyor diğer yandan Sultan Alp Arslan savaş hazırlıkları yapıyordu. Bu sırada Alp Arslan'ın komutanlarından Afşin Bey de mühim bir ordu ile sultanı Ahlat'ta beklemekteydi. Hazırlık öncesi Alp Arslan, imparatora sulh için elçi gönderse de imparator barışa sıcak bakmıyor, sadece Anadolu'dan Türkleri çıkarmayı değil; Selçukluları da ortadan kaldırmayı hedefliyordu. Hatta savaş öncesi Selçuklu topraklarını alacağından o kadar emindi ki, daha savaş başlamadan toprakları kendi aralarında pay etmişti bile. Alp Arslan, halifenin elçisi İbn Muhalleban'ı imparatora gönderdiğinde Romanos Diogenes, elçiye bizzat Selçuklu topraklarında bulunan İsfahan'ın mı yoksa Hemedan'ın mı daha güzel olduğunu sordu. İbn Muhalleban ''İsfahan'' yanıtını verdi. Bunun üzerine imparator ''Hemedan'ın soğuk olduğunu duyduk. Orada hayvanlarımız kışlar, biz de İsfahan'da kışlarız.'' deyince İbn Muhalleban ''Hayvanlarınız Hemedan'da kışlar ama siz nerede kışlarsınız bilemem.'' şeklinde çok ciddi ve manalı bir şekilde cevap verdi. Sultan Alp Arslan, sulh tekliflerinin reddedilmesi üzerine ordusunu hazırladı. Cuma namazını eda ettikten sonra imamı ''Allah'ın bu savaşta seni muzaffer kılacağına inanıyorum.'' diyerek içini maneviyatla doldurdu. Alp Arslan, ''Kim benimle beraber gelmek ister?'' diye sordu ve askerlerin hepsi Alp Arslan'ın yanında durdu. İçleri maneviyatla doldu ve şehit olacaklarını düşündükleri için helalleştiler ve ağlaşarak birbirlerini kucakladılar. Bizans ordusunda paralı asker olarak görev yapan Peçenek ve Uz (Oğuz) Türkleri Alp Arslan'a savaşta kendi saflarında yer alacağını bildirince Alp Arslan'ın öz güveni daha da arttı. Sultan Alp Arslan, beyaz bir kıyafet giydi ve ''Eğer ben şehit olursam üstümdeki beyaz kıyafet benim kefenim olsun ve tahta oğlum Melikşah geçsin.'' şeklinde vasiyette bulundu. Savaştan muvaffak bir şekilde ayrılmak için Allah'a dua etti. Yola çıkmadan evvel eski bir Şamani âdeti olduğu düşünülen atın kuyruğunu bağladı. Ok ve yayını bırakarak topuzunu aldı ve Ahlat üzerinden yola çıktı. O sırada Romanos Diogenes, Sivas'tan geçerken bölgede bulunan Ermenileri katletti.

Savaş Başlıyor!

Anadolu'nun Kapılarını Türklere Açan Malazgirt Meydan Muharebesi Ve Anadolu'nun Türkleşme Süreci

Sultan Alp Arslan'ın ordusunda bizzat Kürtler de bulunuyordu. Bizans'ın 200.000 civarında, Selçukluların ise 50.000 civarındaki ordusu Ahlat-Malazgirt arasında, Rahva Ovası'nda karşı karşıya geldi. Tarih 26 Ağustos 1071'i gösteriyordu. Öğlen saatlerinde başlayan savaş bir müddet sonra Türklerin turan taktiğini uygulamasıyla devam etti ve Bizans ordusundaki Peçenek ve Uzlar (Oğuzlar) saf değiştirerek Selçuklu safına geçti. Bizans bu durum karşısında şaşkına uğradı. Yine Bizans ordusunda bulunan Ermeniler, Rumların zamanında kötü muameleleri yüzünden savaşı terk etti. Savaşın en arka birliğini oluşturan Romanos Diogenes'in üvey evladı Andronikos Dukas, ''İmparator öldü!'' şeklinde haber salarak kendisine bağlı müttefiklerle tahta geçmek için İstanbul'a kaçtı. Ermenilerin savaşı terk etmesi, Andronikos Dukas'ın kendisine bağlı birliklerle İstanbul'a kaçması ve Bizans ordusundaki Türklerin Selçuklu safına geçmesi sebebiyle Bizans ordusu mağlup oldu. Savaş, akşam vakitlerine doğru sona erdi. Bizans imparatoru Romanos Diogenes, sultana esir düştü.

Esir Düşen İmparator Ve Sultan Alp Arslan'ın Müsamahakâr Tavırları

Anadolu'nun Kapılarını Türklere Açan Malazgirt Meydan Muharebesi Ve Anadolu'nun Türkleşme Süreci

Cesur ve zeki bir kumandan olan Romanos Diogenes, sultana esir düşmüştü. Sultan Alp Arslan, kendisine ''Sana ne yapacağım?'' şeklinde bir sual sordu. İmparator ''Üç ihtimal var: Birincisi beni öldürürsün, bu kasap işidir. İkincisi beni esir eder, gittiğin yerlere götürür ve pazarda satarsın, bu tüccar işidir. Üçüncüsü ise onurlu bir kimse olduğunu gösterir ve beni serbest bırakırsın. Eğer beni serbest bırakırsan tahta geri döner, sana vergi öder ve savaşlarda müttefikin olarak yardımına gelirim. Ancak beni öldürürsen yerime geçecek olan imparator bu savaşın intikamını alacaktır.'' şeklinde mukabelede bulundu. Alp Arslan, ''Peki ben sana esir düşseydim sen bana ne yapardın?'' sorduğunda imparator ''Seni düşmanlık gereği öldürürdüm.'' deyince imparatorun bu dürüstlüğü sultanın hoşuna gitmiş ve onu bağışlamıştır. Alp Arslan, savaş başlamadan evvel muzaffer olursa Allah'a, esir düşen imparatoru serbest bırakacağını da söylemiş idi. Masada oturdukları vakit, içi su dolu değerli bir kadeh komutanlar tarafından elden ele dolaştırıldı ve en son Romanos Diogenes'e uzatıldı. Diogenes tam içecekken komutanlardan biri ''Hayır, sultana uzatacaksınız.'' dedi ve imparator kadehi sultana takdim etti. Bazı batı müellifleri, Alp Arslan'ın imparator Romanos Diogenes'e kötü muamelelerde bulunduğunu iddia etse de bu asılsızdır. Sultan Alp Arslan, imparatoru uğurlarken bizzat yol harçlığı olarak 10.000 dinar kadar da para vermiş idi. Onu selamlamak için saygısından atından inen imparatora müsaade etmemiş ve onu atının üzerindeyken uğurlaşmıştır. Ancak Romanos Diogenes, tahtına geri dönerken kendi askerleri tarafından yakalanmış, gözleri kör edilerek tutsak edilmişti.

Anadolu'nun Türkleşme Süreci

Anadolu'nun Kapılarını Türklere Açan Malazgirt Meydan Muharebesi Ve Anadolu'nun Türkleşme Süreci

26 Ağustos 1071 tarihinden sonra Türklerin önünde duracak güçlü bir Bizans ordusu kalmamış ve artık Anadolu'nun gazası kolaylaşmıştı. Alp Arslan'ın komutanlarından; Afşin Bey, Kahramanmaş'ın Afşin ilçesini, Birecik Bey, Şanlıurfa'nın Birecik ilçesini, Çubuk Bey, Ankara'nın Çubuk ilçesini Türk topraklarına katmıştı. Türk geleneği olarak bir bölgeyi fetheden komutanın ismi o bölgeye verilirdi. Anadolu'nun Türkleşmesi kısa bir süre içinde gerçekleşmedi. Anadolu, özellikle Azerbaycan civarından yoğun göç aldı ve en çok göç dalgası da 11'inci ve 13'üncü yüzyıllarda gerçekleşti. Seyhun ötesindeki Türkler, Selçuklular tarafından Anadolu'ya sevk edilmekteydi. Yerli nüfusun terk ettiği Anadolu toprakları, yavaş yavaş Türklerle dolup taştı. Özellikle Anadolu'nun tarım ve hayvancılığa uygun olması da Türklerin Anadolu'ya göç etmesine neden olmuş ve Anadolu'nun Türkleşmesi hız kazanmıştı. Anadolu'nun bir Türk yurdu olduğunu, Portekiz seyyah Marco Polo'nun 1279'da Anadolu'dan geçerken bölgeyi ''Turkmenia'' olarak adlandırmasından anlıyoruz. Buradan Anadolu'da Türklerin yaşadığını ve Türk kültürünün hakim olduğunu çıkarmak mümkündür. Aynı şekilde bir Bizans tarihçisinin, ''Malazgirt Savaşı'ndan evvel Anadolu'da domuzlar vardı, savaştan sonra ise domuzların yerini koyunlar almaya başladı.'' ifadesi de Anadolu'nun Türkleşmesini açıklayan güzel bir örnektir. 1096 yılında başlayan I. Haçlı Seferi, Türkleri iç kesimlerdeki yaylalara sürmeye olanak sağladı. 1176 yılında Bizans imparatoru Manuel I. Kommenos'un Bizans'ın Anadolu'da kaybettiği toprakları geri almak ve Türkleri Anadolu'dan atmak için Anadolu Selçuklu sultanı II. Kılıç Arslan ile yaptığı Miryokefalon Savaşı'nı kaybetmesi, Bizans'ın Türkleri Anadolu'dan kovma ümidine son verdi. Anadolu'daki Türklerin ise bölgeye adapte olmaları oldukça kolay oldu. Bizans'ın daha önce ağır vergiler alması ve zorba faaliyetleri halkı zor durumda bırakıyordu. Bu kısıtlamalara tabi tutulan köy ve kasabalar, kilisenin de yobaz tutumlarından kurtulmak için bizzat kendi rızalarıyla Türk egemenliğine geçiyorlardı. En son Moğol baskısından kurtulmak isteyen Türkler, 13'üncü yüzyılda Anadolu'ya göç etmiş ve Anadolu'nun Türkleşmesi tamamlanmıştır.

Anadolu'nun Kapılarını Türklere Açan Malazgirt Meydan Muharebesi Ve Anadolu'nun Türkleşme Süreci
Cevapla