Bazen insan her şeyi aynı şekilde sürdürürken bile içinde bir uzaklık hissediyor. Etrafı tanıdık, hayatı yerli yerinde gibi duruyor ama içinden geçenlerle yaşadığı şeyler birbirini tutmamaya başlıyor. Sanki kendi kurduğu hayatın içinde bile kendine ait olmayan bir yerdeymiş gibi hissediyor. Sizce insan en çok ne zaman kendi hayatına yabancı hisseder?
İnsan en çok ne zaman kendi hayatına yabancı hisseder?
İnsan en çok, kendi hayatına ait hissetmesi gereken yerde bile yabancılaştığını fark ettiğinde kendini gerçekten kaybolmuş gibi hisseder. Özellikle de etrafındaki insanları tanıdığını zannedip aslında hiç tanımadığını anladığında… O an sadece karşısındaki insanlara değil, kendi kurduğu düzene, verdiği anlamlara ve hatta kendi hislerine bile yabancılaşır. Güvendiği, inandığı ve kendine yakın gördüğü insanların aslında düşündüğü gibi olmadığını görmek, insanın içindeki o sağlam sandığı zemini sarsar. Sanki uzun zamandır içinde yaşadığı bir hikâyenin gerçek olmadığını öğrenmek gibi olur bu. Her şey yerli yerinde duruyordur belki ama anlamı değişmiştir. Böyle anlarda insan, kendi hayatının içinde bile bir yabancı gibi hissedebilir. Ne tamamen ait hisseder ne de tamamen kopabilir. İçinde bir boşluk oluşur; hem insanlara hem de kendine karşı bir mesafe koyma ihtiyacı hisseder. Çünkü bazen en zor olan, başkalarını tanıyamamak değil… Kendini yanılmış olarak görmekle yüzleşmektir.
İnsan en çok, yaşadığı hayat ile içinde istediği hayat arasındaki mesafe büyüdüğünde yabancı hisseder 🌫️ İçinden “Ben böyle biri değilim aslında.” cümlesi geçiyorsa, ama adımların başka yöne gidiyorsa, o kopukluk başlar. Rutinin tanıdık ama duygularının evsiz hissetmesi çok yorucu, geçici de olsa çok gerçek bir duygu 🍂
İnsan en çok kendisi gibi yaşayamadığında yani hayatın koşturmacasi içinde “kendi hikâyesinin içinde aktif bir özne olmadığını hissettiğinde” yabancılaşır…