Yalnızlık, ruhu büyüten bir öğretmen mi, yoksa insanı yavaşça tüketen bir zehir mi?

Sonsuz boşluğun ortasında tek başına süzülen bir gezgin vardı. Yalnızlık ilk başta bir öğretmen gibiydi, ona sabrı, beklemeyi, kendi içindeki sesleri dinlemeyi öğretti. Sessizlikte evrenin sırlarını duydu, kalbinin derinliklerinde gizli yankılar buldu. Ama zaman geçti, yıldızların ışığı hala ona dokunmadı. Öğretmen artık bir zehire dönüşmüştü. Bilgeliği arttıkça kalbi ağırlaştı, öğrendiği hakikatler, paylaşacak kimse olmadığında sadece yaraya dönüştü.

O an anladı ki, yalnızlık hem en büyük ustası hem de en sinsi düşmanıydı. Ruhunu büyütürken, aynı anda tüketiyordu. Ve gezgin, boşluğa fısıldadı:
“Beni ben yapan bu yalnızlık, belki de beni en sessiz şekilde öldürecek olan şeydir.”

Yalnızlık, ruhu büyüten bir öğretmen mi, yoksa insanı yavaşça tüketen bir zehir mi?
Yalnızlık, ruhu büyüten bir öğretmen mi, yoksa insanı yavaşça tüketen bir zehir mi?
Cevapla