Sevgiyle sarıldığın bir yalan mı daha ağırdır, yoksa acı gerçekle yalnız kalmak mı?

Sevgiyle sarıldığım yalanların acısı, en çok gece çöktüğünde yakardı canımı.
İlk başta fark etmezdim; dokunuşların sıcak, sözlerin inandırıcıydı. İçimdeki boşlukları, sanki özenle dikilmiş cümlelerinle dolduruyordun. Ben, sevgiye öyle açtım ki, gerçeğin soğuk yüzünü görmemek için gözlerimi kendi ellerimle kapatıyordum.

Her “sana inanıyorum” deyişim, aslında kendi kendime fısıldadığım bir masaldı. Çünkü sevgi, bazen gerçeği görmekten değil, gerçeği inkâr etmekten beslenir. Senin söylediklerin, gerçeğin kırık yüzünü örten ince bir perdeydi; ben o perdeyi kaldırmaya cesaret edemiyordum.

Ama bir gün, o perde kendi kendine düştü. Gözlerime vuran ışık, sandığım gibi huzurlu değildi; yakıcıydı. İşte o an anladım ki, yalanın soğuğu bile, sevgisiz bir gerçeğin sıcaklığına dönüşemezmiş.

Şimdi geriye dönüp bakıyorum… Belki o yalanlara inanmak, beni kısa bir süre mutlu etti. Ama aynı yalanlar, kalbime en ağır yarayı da onlar açtı. Çünkü insan, düşmanının ihanetiyle değil, sevdiğinin gerçeği saklamasıyla en çok yanar.

Ve ben, hâlâ en çok, seni değil… sana inanırken kendimi ne kadar kandırdığımı özlüyorum.

Sevgiyle sarıldığın bir yalan mı daha ağırdır, yoksa acı gerçekle yalnız kalmak mı?
Sevgiyle sarıldığın bir yalan mı daha ağırdır, yoksa acı gerçekle yalnız kalmak mı?
Cevapla