Çağırın 🎉🎉🎉🎉
@Yamaal a ayrıca Teşekkürler. Hikayeler gelsinnnn
Bir Soru sorun , hikayeyle Cevaplayım? Olur mu ✍🏻 ? ↗
Siteden ayrıla. Üyelerinde kulağı çınlasınnn

Eğlence başlasınnnn
Yalnızlık
@Barış_LonelyForever
Bilemedim beğenir misin beğenmez misin ama seni yansıtan bir şey dır Umarim 😅😅🤗🤗
Bir zamanlar küçük bir köyde, adı Barış olan bir adam vardı. Barış, sessiz ve içine kapanık biriydi. 😒Herkes ondan uzak dururdu çünkü konuşmayı sevmezdi🤐. Günlerini çiftlikte tek başına çalışarak geçirirdi. Bir gün, köye yeni bir komşu taşındı. Genç bir kadındı 💁♀️ve adı Selin'di. Selin, sıcakkanlı ve neşeliydi,🤗🙂 herkes onunla vakit geçirmekten hoşlanırdı.😃
Bir gün Barış, Selin'i izlemeye başladı. Onunla vakit geçirmeyi ve onunla konuşmayı çok istiyordu, ama içindeki korku ve utangaçlık 😔😔onu geri tutuyordu. Günler geçtikçe, Selin'in mutluluğu ve çevresindeki insanlarla olan bağlantısı Barış'ın içini daha da acıttı.🥺🥺
Bir gece, köyde bir kutlama vardı. Herkes eğleniyordu, ama Barış yine sessizce köşede oturuyordu. 😢Selin, onu dans etmeye davet etti, 😃ama Barış korkudan yerinden bile kımıldayamadı.😔 O gece eve dönerken, yıldızların altında yürüdü⭐⭐ ve içindeki yalnızlıkla yüzleşti.😔
O günden sonra, Barış karar verdi. Artık korkularıyla yüzleşmeli ve insanlarla iletişim kurmalıydı.😌 İlk adım olarak, Selin'e bir mektup yazdı ve duygularını ifade etti. Selin, Barış'ın mektubunu okuduğunda, onunla konuşmaya ve ona destek olmaya karar verdi.😄😇
Böylece, Barış yavaş yavaş yalnızlığını yenmeye başladı. 💪Selin'in desteğiyle, köydeki diğer insanlarla da iletişim kurdu ve aralarında derin dostluklar kurdu. Artık Barış, yalnızlık hissinden kurtulmuş 🤝🤝bir şekilde, mutlu ve huzurlu bir yaşam sürdü.😃🙂🙂🤗
Ve mutlu bir son 😃😄😄🤗🤗🤗
Küçük Prens, yıldızlarla dolu sonsuz gökyüzünün altında, kendi küçük gezegeninde oturmuş, düşüncelere dalmıştı. Etrafında sadece sessizlik vardı. Bu büyük sessizlik içinde, yalnızlığın kendisiyle konuştuğunu hissetti.
“Merhaba,” dedi Küçük Prens, “sen kimsin?”
“Ben Yalnızlık,” dedi nazik bir ses, “senin gibi düşünenlerin en yakın arkadaşıyım.”
Küçük Prens şaşırdı. “Arkadaş mı? Ama ben seni hiç seçmedim ki.”
Yalnızlık gülümsedi. “Bazen en iyi arkadaşlar, seçilmeden gelirler. Beni tanıdıkça, sana kendi iç dünyanın kapılarını açacağımı göreceksin.”
Küçük Prens düşündü ve sonra sordu, “Peki, seninle nasıl dost olabilirim?”
“Benimle konuş,” dedi Yalnızlık. “Benimle hayallerini, korkularını ve umutlarını paylaş. Ben seni asla yargılamam, sadece dinlerim.”
Ve böylece, Küçük Prens ve Yalnızlık arasında derin bir dostluk başladı. Küçük Prens, Yalnızlık sayesinde kendi iç sesini dinlemeyi öğrendi. Yalnızlık, ona yıldızların şarkısını ve rüzgarın hikayelerini anlattı. Ve Küçük Prens, yalnızlığın aslında bir öğretmen olduğunu keşfetti.
Günler geçtikçe, Küçük Prens yalnızlığın sadece bir eksiklik değil, aynı zamanda bir bütünlük olduğunu anladı. Yalnızlık, ona kendi kendine yetebilmenin ve kendi kendine iyi olabilmenin gücünü öğretti.
“Teşekkür ederim,” dedi Küçük Prens bir gün. “Seninle geçirdiğim zaman, bana asla yalnız olmadığımı öğretti.”
Yalnızlık, “Unutma,” dedi, “ben her zaman buradayım, seni dinlemek ve seninle olmak için.”
Ve Küçük Prens, gökyüzüne baktığında artık yalnızlığı bir dost olarak gördü ve yıldızların arasında bile yalnız olmadığını hissetti.
Berbat
Bir gün, Küçük Prens ve Bilge Dede beraber oturmuşlar, birbirlerine hikayeler anlatıyorlardı. Küçük Prens, bilge dedeye bir soru sordu: “Bilge Dede, berbat kelimesinin nereden geldiğini biliyor musun?”
Bilge Dede gülümsedi ve başladı anlatmaya: “Bir zamanlar, uzak bir krallıkta, prenses Daisy yaşardı. Prenses Daisy, güzellik ve zarafetiyle ünlüydü, fakat içindeki kibir ve kötülük, onu berbat biri haline getirmişti. Herkes ondan korkar, onunla başa çıkamazdı. Bir gün, prenses Daisy, bir fakir köylüyü alaya alarak ona acımasızca güldü. Bu köylü, kalbi temiz ve saf biriydi. Üzgün ve incinmiş bir şekilde evine döndüğünde, bir sihirbazla karşılaştı.”
Küçük Prens merakla dinlemeye devam etti: “Sihirbaz ne yaptı?”
Bilge Dede devam etti: “Sihirbaz, köylüye bir öğüt verdi ve dedi ki: ‘Prensesin kelimeleri seni incitebilir, ama senin kalbin onu aşabilir. Onun kibirini ve kötülüğünü yenecek olan, içindeki sevgi ve iyilik olacaktır.’ Ve işte o günden sonra, köylü prenses Daisy’e karşı sabırlı ve sevgi dolu bir tavır sergiledi. Zamanla, prenses Daisy, köylünün samimiyetini ve iyiliğini fark etti. İçindeki kötülüğü yenmek için çaba harcadı ve sonunda bir prensesin olması gereken asil ve iyi bir kişi haline geldi.”
Küçük Prens düşünceli bir şekilde sordu: “Peki, bu hikaye berbat kelimesiyle nasıl ilişkilendiriliyor?”
Bilge Dede gülümsedi ve cevapladı: “Çünkü, prenses Daisy’in kötülüğü ve kibiri, başkalarına zarar vermek için kullandığı kötü sözlerle kendini gösteriyordu. Ancak köylü, onun kötülüğünü sevgi ve iyilikle yenmişti. Bu yüzden, berbat kelimesi, içindeki kibir ve kötülüğü ifade etmek için kullanılır. Ancak, içindeki sevgi ve iyilikle bu kötülüğü yenmek mümkündür.”
Küçük Prens, bilge dedenin hikayesini düşündü ve içten bir gülümsemeyle dedi ki: “Her kötülüğün altında bir iyilik ve sevgi yatar. Bunu unutmayacağım, Bilge Dede.”
Ben teşekkür ederim çok kibarsınız
Cevap
10Cevap
Tamam sen bide sen bi kelim şöyle ben de bi kelim söylicem sen bana yaz ben sana botan yazayım 😂😂😃😃
Macera 😅😅
@sozsuzzaman
@beneklibulut
@karanlikdunyam_
@MrDreamer
@MrConfused
@o-m
@filiusdiaboli
Yorumu kapatmışsin😥😥
Bir zamanlar, karanlık bir ormanın derinliklerinde küçük bir köy vardı. Köy halkı, her gece karanlık bastırınca korku içinde evlerine kapanır ve sabah ışığına kadar beklerlerdi. Bu karanlık, köyün üzerine bir lanet gibi çökmüş gibiydi ve kimse neden olduğunu bilmiyordu.
Köyde yaşayan genç bir kız olan Aylin, karanlığa meydan okuyan tek kişiydi. Gece olduğunda, karanlık ormanın derinliklerine doğru cesurca adımlarını atar ve karanlığı keşfetmeye çalışırdı. Kimse onun bu tehlikeli maceralarına engel olamazdı çünkü Aylin'in içindeki merak ve araştırma ruhu, karanlığın üstesinden gelme isteğini aşıyordu.
Bir gece, Aylin yine karanlık ormana doğru yola çıktı. Ancak bu sefer, gölgeler arasında bir ışık parıldıyordu. Aylin, bu ışığın peşine düştü ve bir mağaranın girişine ulaştı. Mağaranın içinde, gizemli bir lamba duruyordu ve ışığı mağaranın içini aydınlatıyordu.
Merakla lambanın yanına giden Aylin, etrafına dikkatlice baktı ve lambanın altında bir kitap buldu. Kitabın sayfalarını açtığında, içinde karanlıkla ilgili eski bir efsane olduğunu gördü. Efsaneye göre, karanlıkla savaşan bir kahraman vardı ve karanlığı mağaranın derinliklerine hapsetmişti. Ancak, karanlık bir gün geri dönecekti ve ancak bir cesur ruh onunla yüzleşebilirdi.
Aylin, bu efsaneye inanır mı inanmaz mı bilmiyordu, ancak içindeki merak ve kararlılık onu ileriye doğru itmeye devam etti. Mağaranın içinde, karanlığın sırlarını keşfetmeye kararlıydı ve belki de köyüne geri döndüğünde, karanlıkla yüzleşebilecek bir şeyler öğrenecekti.
😃😃nasil
@karanlikdunyam_
😂😂😅😅😅
Nasıl birazda kedim eklemeler yaptimmmmm🤗🤗🤗😃😃😃
.
Elma ağacının gölgesinde, Egemen titrek adımlarla yürürken, içindeki heyecanı dizginleyemiyordu. Karşısında, yıllardır kalbinde taşıdığı aşkın sahibi Yumna duruyordu. Onun yanında olmanın hayalini kurmuş, sonsuz bir umutla beklemişti.😄
Yumna, gözlerinin içine baktığında Egemen'in içindeki sıkıntıyı gördü. 🤨Egemen, dudaklarını kıpırdatmaya çalışırken, Yumna'nın ellerini tuttu ve cesaretini topladı. "Seni seviyorum, Yumna. Seni her şeyden çok seviyorum," 😊🥰dedi. Yumna'nın gözlerinde bir ışıltı belirdi 😃😅ve Egemen'in yüzündeki gülümseme😊😊 ona cesaret verdi.
Yumna, uzun zamandır Egemen'e olan duygularını gizlemişti. Ama Egemen'in samimi itirafı, onun da içindeki duyguları açığa çıkarmasını sağladı. "Ve ben de seni seviyorum, Egemen,"😊😊 dedi yumuşak bir sesle. İkilinin arasında, sevgi dolu bir sessizlik oldu.😜😅🤫🤫
O günden sonra, Egemen ve Yumna birlikte her anlarını paylaştılar. Beraber güldüler, 😅😆beraber ağladılar,🥺😭 birlikte hayatın tüm güzelliklerini ve zorluklarını deneyimlediler. Her geçen gün, birbirlerine olan sevgileri daha da derinleşti ve kuvvetlendi.🤝
Bir yaz günü, Egemen, Yumna'yı eski bir kır evine götürdü. Bahçesinde, çiçeklerin arasında, Egemen diz çökerek Yumna'ya evlenme teklif etti.😌 Yumna, coşku ve sevinçle kabul etti ve ikisi de birbirlerine olan bağlarını sonsuza kadar sürecekleri bir sözle güçlendirdiler.
Nasilllllll😃😃😅😍😍😍😍
Aaa 😅😅😃😃süper soru olmuş asıl ben teşekkür ederim eğlenceli sadece ruh halimi etkiliyor o kadar 😂😂😂😂😂
@almanprens😃😃
@filiusdiaboli
Şimdi fark etim etiket olmamış 🤗🤗
Hikaye yukarda
@Esrihbaenl
Selam.😅👋
Yorumu kapatmışsin 🥺
Bir zamanlar, hayal gücüyle dolu bir genç kız olan Leyla, sık sık gökyüzüne bakar ve hayaller kurardı. Hayatı, onun için bir tuval gibiydi ve o bu tuvale en güzel renkleri ve desenleri yansıtmak istiyordu.
Bir gün, Leyla deniz kıyısında yürürken, ufukta görünen eski bir gemiye dikkat etti. Gemide yaşlı bir denizci duruyordu ve gözleri uzaklara dalmış gibiydi. Leyla, merakla gemiye doğru yürüdü ve denizciyle konuşmaya başladı.
Denizci, Leyla'ya geminin hikayesini anlatmaya başladı. Gemide, insanların hayallerinin gerçekleştiği bir yer olduğunu ve herkesin kendi macerasını yaşadığını söyledi. Leyla, denizcinin anlattıklarını büyük bir ilgiyle dinledi ve gemiye binmek istediğini dile getirdi.
Denizci, Leyla'yı gemiye davet etti ve birlikte yola çıktılar. Leyla, geminin güvertesine çıktığında, etrafındaki manzara onu büyüledi. Sonsuz bir okyanus, gökyüzünün altında uzanıyordu ve her bir dalga, yeni bir hikaye anlatıyordu.
Leyla, hayal gücünün sınırlarını zorlamaya başladı ve gördüğü her şeyi kendi hayal dünyasında yeniden şekillendirdi. Yıldızlarla dans etti, deniz kızlarıyla sohbet etti ve masalsı adalara yolculuklar yaptı. Her bir macera, onun hayal gücünü daha da canlandırdı ve gerçeklik ile hayal arasındaki ince çizgiyi bulanıklaştırdı.
Gemi, uzun bir yolculuktan sonra Leyla'yı tekrar kıyıya getirdi. Denizci, Leyla'ya vedalaşırken, onun hayal gücünü ve cesaretini takdir ettiğini söyledi. Leyla, kıyıya çıkarken, denizcinin sözleriyle içi sevinçle doldu ve artık hayallerini gerçekleştirmek için daha fazla cesareti olduğunu fark etti. O günden sonra, Leyla, hayatını hayal ederek ve hayallerini gerçekleştirerek geçirmeye kararlıydı.
Umarim beğenirsin
Aşk ❤️ diyorum
@r_engarenkyollar
Selamm 😅👋
Uamrim beğenirsin
Bir zamanlar, küçük bir kasabada, iki genç ruhun yolları kesişti. Emre ve Elif adındaki bu gençler, kasabanın kalbinde tanıştılar ve birbirlerine aşık oldular. Onların aşkı, kasabanın dillerine destan oldu; birbirlerine olan sevgileri, çiçeklerin kokusu gibi her yere yayıldı.
Emre, kasabanın marangoz ustasıydı ve her gün atölyesinde ahşap işleriyle meşgul olurdu. Elif ise kasabanın kitapçısında çalışıyor, okuma tutkusunu ve bilgelik arayışını herkese yayıyordu. İkilinin farklı ilgi alanlarına rağmen, birbirlerini tamamladıkları ve birlikte birçok güzel anı biriktirdikleri söylenirdi.
Ancak, kaderin cilvesiyle, Elif'in ailesi şehre taşınma kararı aldı. Elif, Emre'ye ayrılmak zorunda kaldığı için yüreği parçalandı, ama aşklarının sınanacağını ve mesafelerin onları ayıramayacağını umdu.
Zaman geçtikçe, Emre ve Elif, mektuplarla ve telefonla iletişimlerini sürdürdüler. Aralarındaki mesafe onların aşkını güçlendirdi ve birbirlerine olan bağlarını daha da sağlamlaştırdı. Her mektup, her telefon görüşmesi, birlikte oldukları anları hatırlamalarına ve gelecekteki buluşmalarını hayal etmelerine yardımcı oldu.
Bir gün, Elif, Emre'yi kasabaya geri dönmeye ikna etmeye karar verdi. Emre, sevdiği kadının yanında olmak için her şeyi göze alarak şehirden ayrıldı ve kasabaya geri döndü. Elif'in kollarına koştuğunda, uzun süren ayrılığın ardından birbirlerine kavuşmanın mutluluğunu yaşadılar.
Bir zamanlar, Masal Diyarı'nda, Aşk, Sevda ve Saf Sevgi adında üç kardeş yaşardı. Her biri birer değerdi, ancak farklı niteliklere sahipti. Aşk, ateş gibi tutkulu ve hızlıydı; Sevda, derin ve sabırlıydı; Saf Sevgi ise yumuşak ve içten bir kalple doluydu. Bir gün, Masal Diyarı'na bir yabancı geldi. Bu yabancı, insanların kalplerini fethetmeye çalışıyordu. İlk olarak Aşk'ı yakaladı. Aşk, hemen ona teslim oldu, çünkü yabancı, heyecan verici ve coşkulu duygularla doluydu. Ancak, zamanla Aşk'ın alevi söndü ve yabancıyı terk etti. Sonra yabancı, Sevda'nın kapısını çaldı. Sevda, ona kapıyı açtı ve içinde derin bir bağlılık hissetti. Yabancı, Sevda'yı gözünde uzun bir yolculuğa çıkardı, ancak zorluklar geldiğinde, yabancı Sevda'yı terk etti. En sonunda yabancı, Saf Sevgi'nin yanına geldi. Saf Sevgi, yabancıya gülümsedi ve ona içtenlikle sarıldı. Yabancı, Saf Sevgi'nin sıcaklığını hissetti ve kalbinin derinliklerine dokunulduğunu hissetti. Saf Sevgi, yabancıya huzur veren bir liman oldu, ona koşulsuz sevgi ve kabul sundu. Ve o günden sonra, yabancı, Saf Sevgi'nin yanında kalmaya karar verdi, çünkü onun sevgisi gerçek ve kalıcıydı. Bu masal bize, Aşk, Sevda ve Saf Sevgi arasındaki farkları gösterir. Aşk tutkulu ve çarpıcı olabilir, Sevda derin ve sabırlıdır, ancak Saf Sevgi, en güçlü ve en kalıcı olanıdır. Her zaman Saf Sevgi'nin peşinden gitmek, gerçek mutluluğu bulmamıza yardımcı olabilir.
terapi
yok öyle kolay kelimelere kaçma
@lenii
😅😂😂
Ben kolaya hiç kaçmam merak etme 🤗🤗
Yüzyıllar önce, derin ve gizemli bir ormanın derinliklerinde, Leyla adında bilge bir terapist yaşardı. Leyla, sadece insanların değil, ormanın ve doğanın da derinliklerindeki ruhlarla iletişim kurabilen nadir insanlardan biriydi. 😃Ormanın sessizliği ve doğanın gücü, ona ruhsal derinliklerde yolculuk yapma ve insanların iç dünyalarını keşfetme konusunda ilham veriyordu.😌
Bir gün, ormanın içinden gizemli bir fısıltı duydu. 🧐Bu fısıltı, bir yaralının çağrısı gibi gelmişti. Merakla ve içgüdüleriyle hareket ederek, fısıltının kaynağını bulmak için yola çıktı.🥺 Ormanın yoğun bitki örtüsünü ve huzur veren sessizliğini geçerek, fısıltının izini sürdü.
Sonunda, bir açıklıkta, bir kuşun yaralı olduğunu gördü.🙁 Kuş, kırılmış kanatlarıyla yerde çırpınıyordu.🥺 Leyla, yaralı kuşun yanına yaklaştı ve onu sevgiyle kucakladı. 😌Yavaşça, kuşun kanatlarını inceledi ve tedavi etmeye başladı.🙂
Tedavi sırasında, kuşun gözlerindeki hüzün ve acıyı gördü. Kuş, sessizce Leyla'ya iç dünyasının derinliklerinde yaşadığı acıları anlatmaya başladı. 😔Leyla, kuşun her sözünü dikkatle dinledi ve onunla empati kurdu.😌
Doğanın gücünü ve içsel bilgeliğini kullanarak, Leyla, kuşun ruhunu iyileştirmeye çalıştı. Şefkat ve sevgi dolu dokunuşlarıyla, kuşun içsel yaralarını iyileştirdi. 😃😄Kuş, iyileşmeye başladıkça, gözlerindeki hüzün yavaşça yerini umuda bıraktı.🤩
Sonunda, kuşun kanatları iyileşti ve yeniden güçlendi. Leyla, kuşu serbest bıraktı ve onun uçtuğu an, doğanın ve insanın arasındaki derin bağın ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha hissetti. 🤗Her canlının içinde iyileşme ve umut barındırdığını bilmek, Leyla'nın terapi yolculuğunda yeni bir anlam kazandı.🤗🤗
Nasıl olmuş 😅🙂🤗🤗🤗
Sevginin terapi etkisi
Bir zamanlar, uzak bir krallıkta, Sevgi adında bir prenses yaşardı. Sevgi, krallığını sevgi ve iyilikle yöneten bir prensesdi. Ancak bir gün, karanlık bir büyücü krallığına saldırdı ve Sevgi’yi yabancı bir diyara sürgün etti.
Yeni diyar, Dünya adındaydı. Ancak Dünya’da, insanlar Sevgi’nin gücünü unutmuşlardı. İnsanlar egoizm, kıskançlık ve nefretle doluydu. Sevgi, bu dünyada kaybolmuş gibi hissetti.
Bir gün, Sevgi Dünya’nın bir köşesinde yalnız bir erkek prensle karşılaştı. Prens, gözlerinde umutsuzlukla dolu, yorgun ve yalnızdı. Sevgi, prensin yanına yaklaştı ve ona sıcak bir gülümsemeyle baktı.
“Merhaba,” dedi Sevgi. “Ben Sevgi. Seninle tanışmak güzel.”
Prens, bu sıcak karşılamayla birlikte içinde bir sıcaklık hissetti. Bir dostluk başladı aralarında. Sevgi, prense insanların içindeki güzelliği hatırlattı, birbirlerine olan bağlarını ve paylaştıkları sevgiyi keşfetmelerine yardımcı oldu.
Zamanla, prens Sevgi’nin rehberliğinde daha iyi bir dünya oluşturmaya başladı. İnsanlar arasında daha fazla sevgi, anlayış ve hoşgörü yayıldı. Kavgalar azaldı, barış ve dayanışma arttı.
Sonunda, Dünya’nın her köşesinde Sevgi’nin ışığı parladı. Sevgi, prensin yanında olduğunda, en karanlık kalpleri bile aydınlatabilecek bir güce sahip olduğunu gördü. Ve böylece, Sevgi’nin prensesi ve küçük prensin yolculuğu, birlikte sonsuza kadar devam etti.
Özlem
@bynarcos
Selam😅👋
Hikaye konusu biraz saptı gibi ama olsun
Umarim beğenirsin 😅😅🤗
Bir zamanlar, uzak bir köyde yaşayan genç bir kız olan Aylin, çocukluğunun geçtiği yere olan özlemini hiçbir zaman unutamamıştı. Yıllar önce, ailesiyle birlikte köyden ayrılmak zorunda kalmıştı ve o günden beri içinde bir özlem taşıyordu.
Her gece, yıldızları izlerken, köyündeki eski evini hayal ederdi. Rüzgarın sesini duyduğunda, annesinin ninnilerini hatırlardı. Günler geçtikçe, içindeki özlem daha da büyüyordu.
Bir gün, Aylin, yıllar sonra köyüne bir ziyaret yapmaya karar verdi. Eski dostlarını ve komşularını görmek için sabırsızlanıyordu. Köye vardığında, her şeyin değiştiğini gördü. Evler yenilenmiş, sokaklar farklı bir atmosfere bürünmüştü.
Ancak, köydeki değişiklikler Aylin'in içindeki özlemi dindiremedi. Gezdiği her sokakta, her ağaç altında, çocukluğunu hatırlayan anılarla karşılaştı. Ve içindeki özlem, hiçbir zaman tam olarak dindirilemeyecek kadar derindi.
Aylin, köyde geçirdiği kısa süre boyunca, geçmişe olan özlemini daha da hissetti. Ancak, bu ziyaret ona bir nebze olsun huzur verdi. Eski dostlarını görmek, eski sokaklarda dolaşmak, ona içindeki özlemi biraz olsun hafifletti.
Köyden ayrılırken, Aylin içindeki özlemle baş başa kaldı. Belki de özlem, onun köklerine ve geçmişine olan derin bağlılığının bir göstergesiydi. Ve belki de bazen, özlem duymak, bir yerleri ve bir zamanları sevgiyle hatırlamak demekti. Aylin, içindeki özlemle yaşamaya karar verdi ve köyündeki anılarıyla kalbindeki boşluğu doldurdu.😌😄
Nasıl bunu önceden yazmıştım ama özlem konusu olarak görüyorum sorun olur mu 😥😥🥺
Süleyman Seba Özlemi:
Beşiktaş'ın efsane golcülerinden Feyyaz Uçar, birkaç ay önce Onursal Başkan Süleyman Seba'yı anlatan duygusal bir mektup yazmıştı... Feyyaz Uçar'ın mektubu şöyleydi:
Ayda yılda bir gelirdi. Yeter de artardı bu geliş. Hepimizi karşısına alır, lafını ortaya söylerdi. Unutulmayacak sözler miydi yoksa onun sözleri mi unutulmazdı, anlamazdık. Sık değiştirmediği kahverengi ceketinin üst cebindeki mendili hep biz kirletirdik. Ya akan burnumuzu ya da kaçan gollerin ardında döktüğümüz gözyaşlarımızı silerdi o mendil. Çocuktuk işte… Ama büyük başkan bizi adam yerine koyar o şanlı formayı ısrarla bize giydirirdi. Adalelerimiz gözüksün diye kısa tuttuğumuz şortumuzu ve malzemeci ahmet abimizden “ne eeedecen” deyip verdiği tozlukları giyip, çivili kramponlarımızı da yandan bağladığımızda hakikaten koca adamlar gibi dururduk.
Aslında bizi adam yapan o formaydı. “Şeyini şey yaptınız” dediğinde biz neyi kastettiğini bilirdik. Lafını kısa keser, söylediğini de unutmazdı. Belki de hiçbir şeyi unutmadığı için unutulmaz olacak sayın Seba. Ekranı da pek sevmezdi. Ne önünü ne de arkasını. Onu yazmak o kadar zor ki… Niye ki bu çabam? Onu altın harflerle yazan tarihten daha iyi anlatamam ki… Ben, Metin-Ali'nin Feyyaz'ı, Rıza'nın ön direk takipçisi, Şifo'nun pas duvarı, Les Ferdinand'ın çapraz koşucusu, Samet abinin kibarı ben… Seni o aramıza giren herkesten çok seviyorum ve biliyorum ki sen de bu başına buyruk, inatçı evladını seviyorsun… Gitme büyük başkan sakın gitme… Çünkü ben sana gelemedim…
Eğlence
Bir zamanlar, moderatör olan bir genç kız olan Ela, içinde gizli bir tutkuyla bir erkeğe hayrandı, adı Can’dı. Can bunu çok geç fark etmişti. Can, Ela’nın kalbini sadece sosyal medyada değil, gerçek hayatta da fethetmişti. Ancak, Ela’nın kalbini kazanmak için sanal dünyaya girmişti.
Can’ın samimiyeti ve derin sevgisi, Ela’nın kalbini adım adım kazandı. Birlikte geçirdikleri her an, duygularını daha da güçlendiriyordu. Ancak, Can için Ela sadece bir sanal profilden ibaret değildi; onun gerçek yüzünü, iç dünyasını tanımak istiyordu.
Ela ve Can, sanal dünyanın cazibesinden uzaklaşıp gerçek aşkın peşinden koşmaya başladılar. Birlikte romantik yürüyüşlerde, samimi sohbetlerde ve sevgi dolu anlarda birbirlerinin yanında oldular. Her bir an, onların arasındaki bağı daha da güçlendiriyordu.
Sonunda, Can’ın gözlerindeki aşk, Ela’nın kalbini tamamen ele geçirdi. İkilinin birbirine olan sevgisi, gerçek bir aşka dönüştü ve evlendiler. Artık, gerçek bir yuvada, gerçek bir aşkla yaşamanın mutluluğunu tadıyorlardı. Sanal dünyanın cazibesi yerine birbirlerinin kollarında gerçek mutluluğu bulmuşlardı ve sonsuza dek birlikte olacaklarına dair birbirlerine olan inançları, onların aşkını daha da güçlendiriyordu.
@helene1
Selamm 😅👋👋
Umarim beğenirsin
Bir zamanlar, küçük bir sahil kasabasında, herkesin eğlendiği ve neşe dolu bir gün yaşandı. Kasabanın halkı, uzun süredir beklenen yaz festivali için hazırlıklara başlamıştı. Renkli balonlar süslenmiş, müzik dolu sahneler kurulmuş ve lezzetli yiyeceklerin kokusu her yeri sarmıştı.
Festivalin en önemli etkinliklerinden biri, geleneksel dans yarışmasıydı. Kasaba halkı, kostümleriyle ve enerjileriyle sahneye çıkıyor, müzik eşliğinde coşkulu danslarını sergiliyorlardı. Seyirciler ise coşkuyla alkışlıyor ve dansçılara tezahüratlarla destek oluyordu.
Yarışmanın sonuna gelindiğinde, jüri üyeleri zorlu bir karar vermek zorundaydı. Ancak, herkesin yüzünde bir gülümseme vardı ve eğlencenin tadını çıkarmışlardı. Sonunda, jüri üyeleri kazananı açıkladı: Kasabanın en renkli ve enerjik dansını sergileyen genç bir çift birinci oldu.
Kutlamalar gece geç saatlere kadar devam etti. Sahilde ateş yakılarak şarkılar söylendi, dans edildi ve hikayeler anlatıldı. Herkes, birbirine sarılarak ve kahkahalarla dolu bir gece geçirdi.
Ertesi sabah, kasabanın halkı festivalin neşesiyle uyandı. Eğlenceli anılarla dolu bir günün ardından, herkes bir sonraki yıl için heyecanla beklemeye başladı. Çünkü festival, sadece bir gün değil, kasabanın kalbindeki eğlence ve birlik duygusunu yıl boyunca canlı tutacak bir geleneğin başlangıcıydı.
😃😅😅😅
Nasill
@helene1sağol 🍀
Keyifli
@HeartofFire
🤗🤗🤗
Bir zamanlar, gülümsemesiyle etrafına neşe saçan bir genç kız olan Ela, yaşadığı küçük bir kasabada herkesin sevgisini kazanmıştı. Günlerini çiçeklerle dolu bir bahçede geçirir, kuşların şarkılarına eşlik ederdi. Onun neşesi ve pozitif enerjisi, kasabanın her köşesine yayılmıştı.
Bir gün, kasabaya gelen bir yabancı, Ela'nın neşeli tavırlarını fark etti. Merakla yanına yaklaştı ve ona sordu: "Her zaman bu kadar neşeli misin?" Ela, gülümseyerek cevap verdi: "Evet, çünkü her anın tadını çıkarmayı seviyorum ve hayatımda her zaman keyifli şeyler buluyorum."
Yabancı, Ela'nın pozitif enerjisinden etkilendi ve onunla zaman geçirmek istediğini söyledi. Ela, seve seve kabul etti ve ona kasabayı gezdirmeye başladı. Yollar boyunca, çiçeklerin ve kuşların güzelliğini paylaştılar, güneşin sıcaklığını hissettiler ve birlikte keyifli sohbetler ettiler.
Gün batarken, yabancı Ela'ya teşekkür etti ve onun neşesiyle dolu günlerinin kendisine ilham verdiğini söyledi. Ela, herkese hayatın güzelliklerini keşfetmeleri ve her anın tadını çıkarmaları için ilham verdiğini fark ettiğinde, yüreği sevinçle doldu.
Umarim beğenirsin 🙂🙂😅
Çok çok tatlı bir hikaye olmuş ellerine sağlık 😄✨️🥰
“Keyfli kafe”, şehrin kalbinde, sakin bir köşede yer alıyordu. İçerisi yumuşak ışıklarla aydınlatılmış, rahat koltuklar ve ahşap masalarla döşenmişti. İşte bu mekanda, iki insanın yolları kesişti.
Elif, kahvesini yudumlarken etrafına bakındı. Gözleri, köşedeki masada oturan bir adamı keşfetti. Adam, gri takım elbisesiyle dikkat çekiyordu. Saçları düzgün taranmış, gözlükleri ince çerçeveli ve bakışları derinlemesineydi. Romantik ve efendi bir hava taşıyordu.
Adamın adı Kerem idi. Kitabını okurken, Elif’in masasına doğru baktı. Gözleri kısa bir an için buluştu ve Elif’in kalbi hızla atmaya başladı. Kerem, kalktı ve yanına yaklaştı.
“Merhaba,” dedi Kerem gülümseyerek. “Ben Kerem.”
Elif, içindeki heyecanı bastırmaya çalışarak, “Elif,” diye karşılık verdi. “Bu kafe gerçekten de adını hakkıyla taşıyor. Burası gerçekten keyifli.”
Kerem, Elif’in masasına oturdu ve sohbet başladı. İkisi de tutkulu bir şekilde konuşuyor, hayatlarından, sevdikleri kitaplardan ve gelecek hayallerinden bahsediyorlardı. Kerem’in gözleri, Elif’in gözlerinde kayboluyordu.
Birkaç saat sonra, kafe kapanmak üzereydi. Kerem, Elif’in elini hafifçe tuttu. “Elif,” dedi, “Seninle daha fazla zaman geçirmek istiyorum. Bu akşam yemeğe çıkar mısın?”
Elif, içindeki kelebekleri hissederek gülümsedi. “Evet,” dedi. “Bu tutkulu tanışma hikayemiz böyle başladı.”
Ve o günden sonra, Keyfli kafe, onların aşkının başlangıç noktası oldu. İkisi de birbirlerine aşık oldular, tutkulu bir şekilde. Her buluşmada, Kerem’in romantik jestleri ve Elif’in içten gülüşleri, kafenin duvarlarına işledi. Ve belki de en güzel be keyifli anıları, o sıcak kafenin içinde paylaştılar.
@AlmanPrens Sana da çok teşekkürler keyifli bir hikayeydi :D ✨
Senin Keyfliliğin siteye keyfi öğreten sensin ⭐️
Uuu iddialı nice teşekkürler :D ✨
Kelime karanlık olsun.
@yamaal yazdı yorumun kapalı kendi yorumunda paylaştı Bir zamanlar, karanlık bir ormanın derinliklerinde küçük bir köy vardı. Köy halkı, her gece karanlık bastırınca korku içinde evlerine kapanır ve sabah ışığına kadar beklerlerdi. Bu karanlık, köyün üzerine bir lanet gibi çökmüş gibiydi ve kimse neden olduğunu bilmiyordu.
Köyde yaşayan genç bir kız olan Aylin, karanlığa meydan okuyan tek kişiydi. Gece olduğunda, karanlık ormanın derinliklerine doğru cesurca adımlarını atar ve karanlığı keşfetmeye çalışırdı. Kimse onun bu tehlikeli maceralarına engel olamazdı çünkü Aylin'in içindeki merak ve araştırma ruhu, karanlığın üstesinden gelme isteğini aşıyordu.
Bir gece, Aylin yine karanlık ormana doğru yola çıktı. Ancak bu sefer, gölgeler arasında bir ışık parıldıyordu. Aylin, bu ışığın peşine düştü ve bir mağaranın girişine ulaştı. Mağaranın içinde, gizemli bir lamba duruyordu ve ışığı mağaranın içini aydınlatıyordu.
Merakla lambanın yanına giden Aylin, etrafına dikkatlice baktı ve lambanın altında bir kitap buldu. Kitabın sayfalarını açtığında, içinde karanlıkla ilgili eski bir efsane olduğunu gördü. Efsaneye göre, karanlıkla savaşan bir kahraman vardı ve karanlığı mağaranın derinliklerine hapsetmişti. Ancak, karanlık bir gün geri dönecekti ve ancak bir cesur ruh onunla yüzleşebilirdi.
Aylin, bu efsaneye inanır mı inanmaz mı bilmiyordu, ancak içindeki merak ve kararlılık onu ileriye doğru itmeye devam etti. Mağaranın içinde, karanlığın sırlarını keşfetmeye kararlıydı ve belki de köyüne geri döndüğünde, karanlıkla yüzleşebilecek bir şeyler öğrenecekti.
Öncelikle kusura bakmayın, ben kendisinin yazacağını tahmin etmeyerek kapatmıştım.
Anadolu'nun derinliklerinde, İlker adında gizemli bir adam vardı. Köylüler, onu karanlık bir figür olarak görüyorlardı, çünkü İlker, görünüşte köylerine ihanet etmiş gibi davranıyordu. Ancak gerçekte İlker, vatanını kurtarmak için karanlık bir rol üstlenmiş bir kahramandı. İlker'in ailesi bile onu terk etmişti, çünkü onu vatan haini olarak gördüler. Ancak İlker, vatanını korumak için her şeyi göze almıştı. Karanlık devletin içinde gizlice çalışarak, köyünü korumak için mücadele etti. Köylüler, İlker'i dışladılar ve ondan nefret ettiler, ancak gerçekte İlker, onların gerçek kahramanıydı. Kendi ailesinden bile vazgeçti, ama yine de vatanını korumak için her türlü fedakarlığı yapmaktan çekinmedi. Sonunda, İlker'in fedakarlıkları ve cesareti, köyünü karanlık devletin zulmünden kurtardı. Ancak halkı, İlker'in gerçek kimliğini asla öğrenemedi. Onun hikayesi, köylüler arasında bir efsane haline geldi; bir kahramanın, en karanlık gölgeler altında bile vatanını koruyabileceğini gösteriyordu.
Hikaye ilgimi çekti. İkinizi de teşekkür ederim.
Açıkçası Aylin'in macerasını daha çok merak ettim. Umarım kalanını dinleyebilirim. 😄
Umarım İlker'i, halk anlayışla karşılayabilir. Çünkü büyük bir fedakarlık söz konusu. Kahraman olunmaz, kahraman doğulur öyle değil mi? 🫢
Kelimem "Sonsuzluk" olsun.
@YanlizligiSeven
Umarim beğenirsin 😃😄😅
Bir zamanlar, sonsuzluğun gizemli sularında yüzen bir gemi vardı. Gemi, adını Bilgelik Gemisi koymuştu çünkü yolcuları, sonsuz bilgelik ve anlayış arayışıyla denizlere açılmışlardı. 😃Kaptanları ise deneyimli bir filozofdu ve onun rehberliğinde gemi, bilinmeyen sulara doğru ilerliyordu.🤨
Gemide, farklı yaşlardan ve kültürlerden insanlar bir aradaydı. Her biri, kendi iç dünyalarında sonsuzluğu arıyor ve anlamını keşfetmeye çalışıyordu. Kimi, yıldızlara bakarak sonsuzluğun derinliklerine dalmaya çalışırken, kimi de denizin uçsuz bucaksız maviliğinde sonsuzluğu bulmaya çabalıyordu.🤗😅
Bir gece, gemi sakin suların üzerinde sessizce yüzerken, kaptan bir hikaye anlattı. Hikayesi, bir zamanlar bir adamın sonsuzluğu arayışını anlatıyordu. Adam, uzun bir yolculuğa çıkmış ve sonsuz bilgelik arayışında yıldızların arasına doğru ilerlemişti. Yolculuğunun sonunda, kendisiyle ve evrenle bütünleştiğini keşfetmişti. O an, sonsuzluğu kendi içinde bulmuştu.😌
Kaptanın hikayesi, gemide derin bir sessizlik yarattı. Herkes, kendi iç yolculuklarına daldı ve sonsuzluğun gizemini düşünmeye başladı. Bir an için, gemi suların üzerinde asılı kalmış gibi hissettiler. Zaman ve mekanın sınırlarını aşarak, sonsuzluğun derinliklerine daldılar.🤨🤔
Ve işte o an, gemi ve yolcuları arasında bir bağ oluştu. Sonsuzluğun sadece dışarıda değil, içimizde olduğunu fark ettiler. 😌Ve böylece, Bilgelik Gemisi sonsuz bilgelik ve anlayış arayışında yelkenlerini sonsuzluğa açtı.🙂🙂
Nasıl buldun
Bir zamanlar, Anadolu’nun sakin bir köyünde yaşayan Ayşe adında genç bir kız vardı. Ayşe, geleneklere sıkı sıkıya bağlı bir ailede yetişmişti ve muhafazakar bir yaşam tarzına sahipti. Geceleri yıldızları seyrederken, dağların sessizliğinde huzur bulurdu.
Ayşe’nin içsel yolculuğu, sonsuzluğu arayan bir keşif yolculuğuna dönüştü. Zamanla, kendini köyünden ve geleneklerinden uzaklaşmış hissettiği bir noktaya geldi. Ancak, bu süreçte, sonsuzluğun sınırlarını ve köklerine bağlılığının önemini keşfetti.
Geceleri yıldızlara bakarken, sonsuzluğun derinliklerine dalıyor ve içsel huzuru arıyordu. Day6’nin “I Need Somebody” şarkısının anlamı, Ayşe’nin içindeki yalnızlıkla başa çıkma mücadelesini dile getiriyordu. Geceleri yıldızlara bakarken, içinde birinin yanında olmasını isteyen bir özlem hissetti.
Sonunda, Ayşe içsel bir denge bulmayı başardı ve köklerine, geleneklerine ve ailesine olan bağlılığını güçlendirdi. Bu yolculuk, sonsuzluğun sınırsızlığını keşfetme arzusuyla başladı ve iç huzurunu bulmak için kendi köklerine geri dönerek tamamlandı.
@almanprens Hikayeyi ciddi ciddi okuyor ve kafamda hayal ediyordum ta ki Day 6 sarkisini söyleyinceye kadar 😅 çok tesekkür ederim çok güzel olmus.
Çok güzelmiş.. ben 'hayal' diyorum
Selam 😅👋
Çok düşündüm nasil bi hayale olabilr diye oldu mu bilemedim 🥺
Bir zamanlar, hayal gücüyle dolu bir genç kız olan Leyla, sık sık gökyüzüne bakar ve hayaller kurardı. Hayatı, onun için bir tuval gibiydi ve o bu tuvale en güzel renkleri ve desenleri yansıtmak istiyordu.
Bir gün, Leyla deniz kıyısında yürürken, ufukta görünen eski bir gemiye dikkat etti. Gemide yaşlı bir denizci duruyordu ve gözleri uzaklara dalmış gibiydi. Leyla, merakla gemiye doğru yürüdü ve denizciyle konuşmaya başladı.
Denizci, Leyla'ya geminin hikayesini anlatmaya başladı. Gemide, insanların hayallerinin gerçekleştiği bir yer olduğunu ve herkesin kendi macerasını yaşadığını söyledi. Leyla, denizcinin anlattıklarını büyük bir ilgiyle dinledi ve gemiye binmek istediğini dile getirdi.
Denizci, Leyla'yı gemiye davet etti ve birlikte yola çıktılar. Leyla, geminin güvertesine çıktığında, etrafındaki manzara onu büyüledi. Sonsuz bir okyanus, gökyüzünün altında uzanıyordu ve her bir dalga, yeni bir hikaye anlatıyordu.
Leyla, hayal gücünün sınırlarını zorlamaya başladı ve gördüğü her şeyi kendi hayal dünyasında yeniden şekillendirdi. Yıldızlarla dans etti, deniz kızlarıyla sohbet etti ve masalsı adalara yolculuklar yaptı. Her bir macera, onun hayal gücünü daha da canlandırdı ve gerçeklik ile hayal arasındaki ince çizgiyi bulanıklaştırdı.
Gemi, uzun bir yolculuktan sonra Leyla'yı tekrar kıyıya getirdi. Denizci, Leyla'ya vedalaşırken, onun hayal gücünü ve cesaretini takdir ettiğini söyledi. Leyla, kıyıya çıkarken, denizcinin sözleriyle içi sevinçle doldu ve artık hayallerini gerçekleştirmek için daha fazla cesareti olduğunu fark etti. O günden sonra, Leyla, hayatını hayal ederek ve hayallerini gerçekleştirerek geçirmeye kararlıydı.
Umarim beğenirsin 😔
Uzak bir krallıkta, Küçük Prens vardı. Her gece yıldızlara bakar, hayal kurardı.
“Bir gün,” derdi, “yıldızlar arasında dans etmek istiyorum.”
Kraliçe Güller, ona dönüp sordu, “Prens, neden bu kadar ısrar ediyorsun?”
“Çünkü hayal etmek, gerçeğe dönüşmesi için bir adımdır,” diye cevapladı Prens.
“Öyleyse yapmalısın,” dedi Kraliçe Güller gülümseyerek.
Ama Prens endişeliydi, “Ama ne yapmalıyım? Yıldızlara nasıl ulaşabilirim?”
Derin düşündükten sonra Kraliçe Güller, “Önce inanmalısın. Sonra yıldızlar sana yol gösterecek,” dedi.
Prens, “Peki, ama nasıl?” diye sordu.
“Kalbindeki inancı dinle,” dedi Kraliçe Güller. “Ve kararlılıkla ilerle.”
Prens, “Anladım. Yola çıkmam gerek,” dedi kararlı bir şekilde. Ertesi gün yolda yaşlı birimi gördü. Yaşlı Adam çok susamış ve yardım istiyordu. Hemen o yaşlıya su buldu yardım etti. Yaşlı adam çok memnun kalmış ve tanışmışlardı. Torunu gibi sevdiği küçük prense gizli olan yıldız dilini öğretmişti.
Yol boyunca, bir yıldızla konuştu. “Yıldızım, bana nasıl ışık olabilirim?” diye sordu.
Yıldız, “İnan ve ilerle,” dedi. “Yıldızlar arasında dans etmek için cesaretin olmalı.”
Sonunda, Prens yıldızlara ulaştı. Bir yıldızla dans etti ve hayalini gerçeğe dönüştürdü.
Yıldızlar, “İnanç ve kararlılıkla her şey mümkün,” dedi.
Prens, “Evet, inanmak ve cesur olmak gerçekten büyük bir güç,” dedi gülümseyerek.
Ve o günden sonra, küçük prensin hayalleri, gerçek olmanın ne kadar mümkün olduğunu herkese gösterdi.
Ben teşekkür ederim 🍀
Olur yazın bakalım huzur diyelim o kelime
Bilge Yaşlı Adam: (Gözleri sonsuz denizlere bakar.) “Küçük Prens, huzurun ne olduğunu biliyor musun?”
Küçük Prens: (Merakla) “Huzur mu? Nedir o?”
Bilge Yaşlı Adam: “Huzur, içinde fırtınaların dinmiş olduğu bir göl gibidir. Suları berrak, rüzgarı hafif ve yüzeyi sakin. İçindeki dalgalanmaları durdurmuşsan, o zaman huzur bulursun.”
Küçük Prens: (Kaşlarını çatar) “Ama ben hep hareket halindeyim. Yıldızlar arasında seyahat ediyorum. Huzur nerede olabilir ki?”
Bilge Yaşlı Adam: “Küçük Prens, huzur dışarıda değil, içinde saklıdır. Gözlerini kapat ve kalbinin derinliklerine in. Orada sessizliği dinle. İşte o sessizlik, huzurdur.”
Küçük Prens: (Düşünceli bir şekilde) “Peki, siz huzuru nasıl buldunuz?”
Bilge Yaşlı Adam: “Bin yıl boyunca gökyüzünü izledim, çiçeklerin kokusunu içime çektim, rüzgarın şarkısını dinledim. Ve en önemlisi, içimdeki karmaşayı yatıştırdım. İşte o zaman huzuru buldum, Küçük Prens.”
Küçük Prens: (Gözleri parlar) “Belki de ben de bir gün huzuru bulurum.”
Bilge Yaşlı Adam: “Eminim bulacaksın. Çünkü huzur, içindeki sessizlikte gizlidir.”
(Güneş batarken, iki yolcu sessizce otururlar. Sonsuzluğun sırrını paylaşırlar.)
Gerçekten çok güzel 😍😍
Thanks :))
🙂🙂
@Gezelimmaksat
Selam 😅👋
Bir zamanlar sessiz bir köyde, herkesin huzurlu ve mutlu olduğu bir yaşam sürülürdü. Köyün adı Huzur Köyü idi ve adı gibi içinde yaşayan herkesin huzur dolu bir yaşamı vardı.
Köyde yaşayan insanlar birbirleriyle dostça geçinirlerdi. Birbirlerine yardım ederler, birlikte çay toplarlar, hasat zamanında bir araya gelirlerdi. Komşuluk ilişkileri sıkıydı ve herkes birbirinin mutluluğu için çalışırdı.
Köyün ortasında küçük bir gölet bulunurdu. Bu gölet, insanların dinlenmek ve meditasyon yapmak için gittikleri bir yerdi. Her sabah güneşin doğuşunu izlemek, insanlara iç huzuru verirdi. Gölette yaşayan balıkların sessizliği ve suyun akışı, köylülerin zihinlerini dinlendirir, ruhlarını sakinleştirirdi.
Bir gün, köyün huzuru bir tehditle karşı karşıya kaldı. Büyük bir şirket, köylerine yakın bir alanda maden çıkarmak istediğini duyurdu. Köylüler endişe içindeydiler çünkü bu maden çıkarma faaliyetleri doğal yaşamı ve çevreyi olumsuz etkileyecekti.
Ancak, köylüler huzurlarını korumak için bir araya geldiler. Birlikte şirkete karşı çıkmaya ve doğayı korumaya karar verdiler. Huzur Köyü sakinleri, seslerini duyurmak için çeşitli etkinlikler düzenlediler, imza kampanyaları başlattılar ve medya ile iletişime geçtiler.
Sonunda, köy halkının kararlılığı ve birlikte çalışması sonuç verdi. Şirket, maden çıkarma planını iptal etmek zorunda kaldı. Köylülerin çabaları, doğayı ve huzurlarını koruma konusundaki kararlılıklarının bir göstergesi oldu.
Umarim beğenirsin
Programın ismi nedir 😂
KS Beyaz Show djjsjs
Kelebegin rüyası
Bir zamanlar, ışıldayan bir güneşin altında, büyülü bir bahçede bir çiçek yetişiyordu. Bir gün, bir kelebek bu çiçeğin yanına kondu ve hayranlıkla ona baktı. “Senin güzelliğin beni büyülüyor,” dedi kelebek hayranlıkla. “Her kanadımın çırpışında senin renklerin dans ediyor. Seninle buluşmak bir rüya gibi.”
Çiçek, yapraklarıyla tevazulu bir şekilde gülümsedi ve derin bir bilgelikle cevap verdi: “Merhaba sevgili kelebek, senin hafif kanat çırpışların ve özgürlüğün beni neşelendiriyor. Senin gibi özgürce uçabilmek için hep gökyüzünü özlerim.”
Kelebek düşündü ve sonra sordu: “Ama çiçek, sen hiç yerinden kalkmıyorsun, nasıl bu kadar özgür hissedebiliyorsun?”
Çiçek, dingin bir şekilde cevapladı: “Gerçek özgürlük, iç huzurunda yatar. Ben yerimde dururken bile güzelliklerin ve huzurun tadını çıkarabilirim. Dünyada koşuştururken değil, içimizdeki dinginlikte gerçek özgürlüğü buluruz. Sen de her anın tadını çıkararak, iç huzurunu bulabilirsin.”
Kelebek düşünceli bir şekilde gülümsedi ve anladı. Birden rüyadan uyandı ve Her birimizin gerçek özgürlüğünü, iç huzurumuzda ve anın tadını çıkararak bulabileceğimizi öğrenmişti.
@bluebolviy
Selam😅👋
Bir kelebek, küçük ve renkli kanatlarıyla bahar mevsiminde doğanın en güzel yaratıklarından biriydi. Her gün çiçekler arasında dans eder, gökyüzünde özgürce uçardı. Ancak bir gece, kelebek uyurken, onun inanılmaz bir rüyası oldu.
Rüyasında, kendisini bir peri masalının içinde buldu. Rengarenk çiçeklerle dolu bir bahçede dolaşıyor ve kristal bir nehirde yüzüyordu. Birdenbire, bir peri belirdi ve ona sihirli bir güç verdi. Bu sihirli güçle kelebek, dilediği her yere anında ulaşabiliyor, en yüksek dağları dahi aşabiliyordu.
Kelebek, rüyasında bu yeni gücünü keşfetmeye başladı. Dünyanın dört bir yanını keşfetti, egzotik ormanlarda gezindi, yıldızlar arasında uçtu. Her yerde güzellik ve mucizelerle karşılaştı. Ancak en önemlisi, her yerde sevgi ve huzur buldu.
Rüya boyunca kelebek, uçarken şarkılar söyledi, çiçeklere dokunarak onlara hayat verdi ve doğanın tüm güzelliklerini deneyimledi. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadı, çünkü rüya boyunca sadece mutluluk ve coşkuyla doluydu.
Sonunda, kelebek rüyasından uyandı. Gözlerini açtığında, gerçek dünyada olduğunu fark etti. Ancak rüyasında deneyimlediği güzellikler ve sevgi, onun kalbinde hala canlıydı. Artık her gün uçtuğu çiçekler arasında, yaşadığı rüyayı hatırlayarak yaşamaya devam etti.
Umarim beğenirsin
teşekkür ederim yaratıcı ve güzel
Biz teşekkür ederiz
Kayıp
Uzun zaman önce, kaybolmuş olan güven, sevgi ve nezaket kavramları dünyada izlerini kaybetmişlerdi. Ancak, bir gün bir gezgin, Kayıp Köy’e ulaştı. Köyün sakinleri, bu değerleri kaybetmiş gibi görünüyordu, ancak gerçekte kavramlar başka bir boyutta saklanmıştı.
Gezgin, köyün dışındaki eski bir çınar ağacının altında otururken, bir yaşlı adam ona yaklaştı. Yaşlı adam, kaybolmuş kavramların izini sürdüğünü söyledi ve ona Kayıp Köy’ün gizemini anlattı.
Efsaneye göre, yüzyıllar önce köy halkı, dünyadan kaybolan bu kavramları korumak için bir anlaşma yapmıştı. Kavramlar, herkesin içine yerleştirilmiş, ancak sadece gerçekten arayanlar tarafından bulunabilirdi. Bunun için köyde bir dizi gizli ipucu ve test bulunuyordu.
Gezgin, yaşlı adamın rehberliğinde köyde dolaşmaya başladı. Her adımda, kavramların izlerine rastladı: bir tebessümle karşılanma, bir elin uzatılması, birinin ihtiyaçlarına duyarlılık gösterilmesi… Bu küçük jestlerin her biri, kaybolmuş kavramların varlığını hatırlatıyordu.
Sonunda, gezgin bir mağaranın girişinde durdu. Mağara karanlık ve ürkütücüydü, ancak içine girmekten başka çaresi yoktu. İçeri adımını attığında, karşısına dev bir kitap çıktı. Kitabın sayfaları, güven, sevgi ve nezaketin sırlarını içeriyordu.
Gezgin, kitabı okurken, içindeki kavramların gücünü yeniden hissetti. Artık kaybolmuş değillerdi, sadece unutulmuşlardı. Kayıp Köy’ün gizemi çözülmüş, ve gezgin, bu kavramları dünyaya yeniden yaymak için yola çıktı. Artık herkesin kalbinde bu değerlerin bir parçası olduğunu hatırlatacaktı.
@mayaruya
Selam 😅👋
Küçük kasabanın sevimli kedisi Kayıp, kasaba halkının gözdesiydi. Tüyleri beyaz ve kahverengi benekli olan bu sevimli kedi, sokaklarda dolaşırken herkesin yüzünde tebessüm bırakıyordu. Kasabanın dört bir yanında serbestçe dolaşan Kayıp, bazen günlerce kaybolur, sonra ansızın ortaya çıkardı. Ancak her seferinde geri döner ve kasaba halkının sevgisiyle karşılanırdı.
Bir yaz günü, Kayıp bir kez daha ortadan kayboldu. İlk başta endişelenmediler, çünkü bu onun alışık olduğu bir davranışdı. Ancak günler geçtikçe, kaygıları arttı. Kasaba halkı, her gün sokak sokak, ev ev dolaşarak Kayıp'ı aradı, ancak bir türlü bulamadılar.
Bir hafta geçtikten sonra, umutsuzluğa kapılan kasaba halkı, artık Kayıp'ın geri dönmeyeceğinden korkuyordu. Ancak umutsuzluk içinde boğulurken, küçük bir çocuk Kayıp'ı bulduğunu söyledi. Çocuğun heyecanı ve ısrarıyla kasaba halkı, Kayıp'ı bulduğu yere gitti.
Küçük bir kulübenin içinde, yorgun ve aç bir şekilde Kayıp ve onun yanında bir yavru kedi buldular. Herkes şaşkınlık içindeydi. Kayıp aslında kaybolmamış, sadece yavrusuyla ilgilenmek için uzaklaşmıştı.
Umarim beğenirsin
@mayaruya ben çok teşekkür ederim
Olur. "makyaj"
New York’un kalabalık caddelerinde yürüyen genç bir kız, gökdelenlerin arasında kendini kaybetmiş gibi hissediyordu. Her köşe başında bir milyon hikaye, bir milyon yüz ve bir milyon hayal vardı. Ancak, o kendi yolunu bulmak için buradaydı.
Bir gün, Manhattan’ın kalbindeki büyük bir alışveriş merkezinde kendini buldu. Renkli makyaj standları, cazip indirimler ve parlak reklamlar arasında dolaşırken, bir an duraksadı. Yüzündeki makyajın altında gerçekten kim olduğunu sorgulamaya başladı.
Tam o sırada, yanında alışveriş yapan yaşlı bir bayanla karşılaştı. Bayanın zarif gülümsemesi dikkatini çekti ve bir sohbet başladı. Kız, makyajın güzelliği üzerine konuşurken, yaşlı bayan ona şöyle dedi: “Sevgili genç, makyajın sadece yüzünüze renk katmaz, iç güzelliğinizi de örter. Gerçek güzellik, içtenlikte ve kabulde yatar.”
Bu sözler genç kızın içini ısıttı. Artık makyajla kendini değiştirmeye ihtiyacı olmadığını anladı. O, New York’un karmaşık dünyasında kendisi olmaya karar verdi.
Bu kararla birlikte, her gün kendine biraz daha yaklaştı. Her bir adımı, kendi benliğine sadık kalmak ve gerçek güzelliği kutlamak için ilerledi. Artık, gökdelenlerin arasında parlayan ışıklar gibi, içindeki doğal güzellik de parlamaya başlamıştı.
@edameda06
Selam 😅👋👋
Bir zamanlar, küçük bir kasabada yaşayan Esra, makyaj dünyasına yeni yeni adım atmış bir genç kadındı. Ancak makyaj yapma konusunda pek de başarılı değildi. Her seferinde denediği makyajlar, kasabanın konuşma konusu olurdu. Ancak Esra, pes etmeyi reddetti ve makyaj becerilerini geliştirmek için kararlıydı.
Bir gün, kasabalarına ünlü bir makyaj artisti olan Rüya geldiğini duydu. Herkes Rüya'nın makyaj harikalarını konuşuyordu. Esra, bu fırsatı kaçırmak istemedi ve hemen Rüya'nın yanına gitti.
Rüya, Esra'nın makyaj konusundaki beceriksizliğini görür görmez gülmeye başladı. Ancak Esra'nın kararlılığı ve isteği karşısında ona yardım etmeye karar verdi. Birlikte, Esra'nın yüz hatlarına uygun makyaj tekniklerini öğretmeye başladılar.
İlk başta Esra, makyaj malzemelerini doğru şekilde kullanmakta zorluk çekti. Fondöteni fazla sürdü, göz kalemini abartılı kullandı ve rujunu dengesiz bir şekilde sürdü. Ancak her seferinde Rüya, ona tekrar denemesi için cesaret verdi.
Sonunda, Esra'nın çabaları meyvesini verdi. Rüya'nın öğrettiklerini uygulamaya başladıkça, Esra'nın makyaj becerileri gelişti. Artık doğal ve zarif bir görünüme sahip oldu ve kasabanın en şık kadınlarından biri haline geldi.
Kasaba halkı, Esra'nın değişimini hayretle izledi. Herkes onun makyaj konusundaki başarısını konuşuyordu. Esra, artık kendinden emin bir şekilde makyaj yapmanın keyfini çıkarıyor ve kasabanın gülümseyen yüzü haline gelmişti.
Umarim beğenirsin
@edameda06 ben teşekkür ederim
Acı...
Bir zamanlar, hayatın getirdiği acılardan kaçan genç bir kadın vardı. Onun adı Ela idi. Ela, pamuklara sarılmış bir hayatı tercih ederken, aslında gerçek gücün ve başarının acılarla mücadele ederek kazanıldığını bilmiyordu. Ancak bir gün, kader Ela’nın yolunu değiştirecekti.
Ela, bir gün yalnızca hayalinde görebileceği bir beyaz atlı prensin onu kurtaracağını düşünürken, gerçek dünyanın sert gerçekleriyle yüzleşmek zorunda kaldı. Karşısına çıkan fırsat, onu derin bir acıya sürükledi. Ancak Ela, bu acıyı kabul etmeye ve onunla baş etmeye kararlıydı.
Tam o sırada, hayatının beyaz atlı prensi olarak nitelendirebileceği biri çıktı karşısına. Ancak bu prens, onu pamuklara sarmak yerine, ona gerçek bir güç ve dayanıklılık verdi. Onunla birlikte, Ela acıyı kabul etmeyi, onunla yüzleşmeyi ve nihayetinde onu aşmayı öğrendi.
Beyaz atlı prensiyle birlikte, Ela’nın hayatı dönüştü. Artık o, hayal dünyasında değil, gerçek dünyada yaşıyordu. Her gün, prensiyle birlikte zorluklarla baş etmeyi öğreniyor ve acıyı kabul ederek büyüyordu.
Sonunda, Ela gerçek gücünü keşfetti. Beyaz atlı prensi, ona sadece kurtuluş değil, aynı zamanda içindeki gücü de gösterdi. Artık o, acıyı kucaklayan ve ondan güç alan bir kadındı. Ela için, beyaz atlı prensin getirdiği en büyük hediye, ona gerçek gücü ve başarının kapılarını açmasıydı.
@competitive
Selam 😅😅👋
Bir zamanlar bir çiftlikte, küçük bir biber bitkisi büyüyordu. Bu biber bitkisi, diğer bitkilerden farklı olarak acı bir tat veren kırmızı biberler üretiyordu. Ancak bu biberin kendisi, acıyı hiç tatmamıştı ve merak ediyordu.
Bir gün, bir sepetin içinde diğer sebzelerle birlikte markete gönderildi. Yolda, sepetin içindeki diğer sebzelerle sohbet etmeye başladı. Lahana, havuç ve domates gibi sebzeler, ona acı tat hakkında bilgi verdiler ve insanların onları yemekten kaçındıklarını söylediler.
Biber, insanların neden acıyı tercih ettiğini anlamak için sabırsızlanıyordu. Sonunda markete varıp raflara yerleştirildiklerinde, insanların biberi alıp eve götürdüğünü gördü. Bir aile, biberi sepetlerine koydu ve onu evlerine götürdüler.
Biber, eve götürüldüğünde bir tencereye atıldı ve yavaşça pişmeye başladı. Tenceredeki diğer malzemelerle birleştiğinde, onun acı tadını ortaya çıkardı. İnsanlar, lezzetli yemeklerini yerken biberin acısını hissettiler ama onu sevdiler.
Biber, insanların neden acıyı tercih ettiğini anladı. Acı, hayatta bazen zorluklarla karşılaşmanın bir parçasıydı ama sonunda lezzetli bir sonuç ortaya çıkabiliyordu. İnsanlar, acıyı tatmak için çeşitli yollar buluyorlardı ve bazen bu, hayatın tadını çıkarmak için gereken bir parçaydı.
Umarim beğenirsin
Emeginize sağlık güzel paylaşimlarr
Geldiğin için teşekkürler desteğin içim esas … hadi bir kelime söyle istersen
Sükut
Genç ve masum Nazlı, hayat dolu gözlerle dünyayı keşfeder üniversiteye başlarken, bir gün beklenmedik bir şekilde mafyanın karanlık dünyasına sürüklenir. Oysa hayalleri, sevgi dolu bir gelecekti ancak kader onu başka bir yola çeker.
Mafyanın karanlık dünyasında, sessiz sedasız bilinen bir mafya abi, Ahmet, Nazlı’ya abilik yapar.
Genç kahramanımız, Ahmet’in sessiz sedasız rehberliğinde mafyanın karanlık dünyasında cesaretle ilerler. Dışarıdan gelmiş olan kahramanımız, Nazlı’nın masumiyetini görmüş ve onu kurtarmak için kararlı bir şekilde harekete geçmiştir.
Ahmet, sessiz sedasız bilinen bir mafya abisidir ve kahramanımıza güç veren özlü sözlerle yolunu aydınlatır. “Sükut, her zaman en güçlü silahtır,” der Ahmet, kahramanımıza cesaret aşılayarak.
Kahramanımız, Nazlı’yı kurtarmak için cesurca adım atar. Ahmet’in tavsiyelerini ve öğretilerini göz önünde bulundurarak, Nazlı’nın yanına gider ve onu bu karanlık dünyadan çıkarmak için bir plan yapar.
“Karanlık yerdeki en büyük ışık, cesaretli bir adımdır,” der kahramanımız, Nazlı’ya ilham vererek. Nazlı’nın masumiyeti ve Ahmet’in bilgeliği, kahramanımıza güç verir ve onu mafyanın pençesinden kurtarır.
Sonunda, Nazlı kurtulduğunda, kahramanımız minnettarlıkla Ahmet’e teşekkür eder. Ahmet ise sessiz sedasız gülümser ve şu özlü sözle cevap verir: “Sükut, her zaman en derin anlamları barındırır. Sadece kelimeler değil, sessizlik de konuşur.”
Böylece, kahramanımızın cesareti ve masum bir kızı mafyanın karanlık dünyasından kurtarır ve umut ışığını yeniden canlandırır.
Teşekkürler hikaye için
Ben teşekkür ederim
@Dark_Scourge
Selam 😅👋
Bir zamanlar sessiz bir köyde, sessizliğiyle ünlü bir adam yaşardı. Adı Yusuf'tu ve sükutla dolu bir yaşam sürüyordu. Yusuf, sessizliğiyle bilgece bir şekilde iletişim kurar, insanların iç dünyalarını keşfederdi.
Bir gün, köylerine bir yabancı geldi. Yabancı, konuşkan ve hareketliydi, sürekli konuşurdu. İnsanlar onunla etkileşime girdikçe, sessiz adam Yusuf'un yanına gelerek durumu izledi.
Yabancı, köy halkını etkilemek için gösterişli konuşmalar yapıyor ve dikkat çekiyordu. Ancak Yusuf sessizce bekliyordu. Bir gün, köyün kuyruğundan bir çocuk yaralandı. Yabancı telaşla etrafında dolaşırken, Yusuf sessizce çocuğun yanına gitti ve onu sakinleştirdi.
Yusuf, sessizliğiyle ve huzuruyla çocuğa güven verdi. Birkaç saniye sonra, yaralı çocuk huzurla uyudu. İnsanlar, bu olayı gördükten sonra Yusuf'a bakış açılarını değiştirdiler.
Yabancı, konuşkanlığı ve gösterişiyle dikkat çekmiş olabilir ama gerçek yardım sessizlikte yatıyordu. Yusuf'un sessizliği, içinde derin bir bilgelik ve sevgi barındırıyordu. İnsanlar, artık sessizliğin de bir iletişim şekli olduğunu ve sükutun bazen en güçlü sözlerden daha etkili olabileceğini anlamışlardı.
Umarim beğenirsin
Uyanış..
Uyanış
Bir zamanlar, yüce dağların eteklerinde, gizemli bir ormanın içinde yaşayan asil bir kadın vardı. Adı Elara’ydı. Elara, güzellikle değil, içindeki derinlikle tanınan bir kadındı. Gözleri, gökyüzünün mavisi kadar berraktı ve saçları, Güneşe benzerdi. Elara, sessizliği severdi. Ormanda yürüyüş yaparken kuşların şarkılarına kulak verir, rüzgarın hafif esintisini teninde hissederdi.
Bir gün, ormanın derinliklerinde, mert bir adam olan Aydın ile karşılaştı. Aydın, cesurdu ve doğanın gücüne inanıyordu. Gözleri, dağların zirvesine tırmanmak isteyen bir dağcının gözleri gibiydi. Elara ve Aydın, tesadüfen karşılaşmışlardı, ama bu tesadüf, kaderin işaretiydi.
Aydın, Elara’nın içindeki güzellikleri fark etti. Onun sessizliği, içindeki derin denizleri yansıtıyordu. Elara ise Aydın’ın cesaretini ve mertliğini takdir ediyordu. Birbirlerine zaman ayırdılar, sohbet ettiler, güldüler. Her buluşmada, aralarındaki bağ daha da güçlendi.
Bir gün, Aydın Elara’ya dağın zirvesine tırmanma teklifinde bulundu. Elara, bu teklifi kabul etti. Dağın zirvesine doğru yürüdüler. Yolculuk zorlu ve meşakkatliydi, ama birlikteydiler. Elara, Aydın’ın yanında kendini güvende hissediyordu. Aydın ise Elara’nın sessizliğinde huzur buluyordu.
Zirveye ulaştıklarında, manzara nefes kesiciydi. Elara, Aydın’ın yanında olduğu için mutluydu. Aydın ise Elara’nın içindeki derin denizleri keşfetmek istiyordu. İkisi de birbirlerinin varlığının kıymetini fark etmişti. Bu, onların "uyanış"ıydı.
Elara ve Aydın, o günden sonra birlikte yaşamaya karar verdiler. Dağın eteklerinde, sessiz ormanda, içindeki güzellikleri ve cesareti birbirlerine aktardılar. Elara, Aydın’ın yanında özgürdü. Aydın ise Elara’nın sessizliğinde huzur buldu.
Ve böylece, asil bir kadının mert bir adamın aşk ve sevginin kıymetinin farkına vardığı “uyanış” hikayesi, dağların zirvesinde başlamıştı. Onlar, birbirlerinin yoldaşı, sevgilisi ve dostu oldular. İçlerindeki güzellikleri birbirlerine armağan ettiler ve sonsuz bir aşkın kapılarını araladılar.
Ben teşekkür ederim :)
@alcyone__
Selamm😅😅👋👋
Umarim beğenirsin
Elmaların dolu dalları rüzgarla hafifçe sallanıyordu, baharın tazeliği havada hissediliyordu. Küçük bir köyde, Emir adında genç bir adam, sıkıntı ve karmaşa içindeydi. Günlerini işlerine boğarak, içsel bir huzur arayışı içindeydi. Bir sabah, köyün uzağında yükselen dağın zirvesine tırmanmaya karar verdi. Yolculuk boyunca, çiçeklerin, kuşların ve rüzgarın şarkısını dinledi. Zirveye ulaştığında, manzara onu büyüledi.
Dağın doruğunda, yeşilliklerin ve çiçeklerin arasında oturdu. Gözleri sonsuz ufuklara doğru bakarken, bir içsel dinginlik hissetti. Anladı ki, mutluluk ve anlam arayışı, dışarıda değil, içindeydi. İçsel yolculuğuna dalmışken, kuşların melodisi ve rüzgarın esintisiyle bir uyanış yaşadı.
Uyanışı, derin bir nefes alışıyla başladı. Yüreğinin derinliklerine daldı, geçmişte yaşadığı acıları ve korkuları kabul etti. İçsel sessizlikte, huzur ve kabul buldu. O an, hayatın gerçek anlamını ve değerini anladı.
O günden sonra, Emir, iç huzurunu korumak için meditasyon ve yoga gibi uygulamalara başladı. Doğayla uyum içinde yaşadı, onun güzelliklerini ve derslerini gördü. Her sabah, dağın zirvesine tırmandı ve içsel uyanışını yeniden yaşadı.
Köye döndüğünde, içindeki huzuru ve dinginliği herkese yaydı. Artık, hayatı her anın tadını çıkararak yaşadı, küçük zevklerin ve anların değerini fark etti. İçsel uyanışı, hayatının dönüm noktası oldu ve o artık içsel huzurun ve mutluluğun kaynağının kendisi olduğunu biliyordu.
Aşk.
@sweet_trouble99
Selam 😅👋
Bir zamanlar, küçük bir kasabada, iki genç ruhun yolları kesişti. Emre ve Elif adındaki bu gençler, kasabanın kalbinde tanıştılar ve birbirlerine aşık oldular. Onların aşkı, kasabanın dillerine destan oldu; birbirlerine olan sevgileri, çiçeklerin kokusu gibi her yere yayıldı.
Emre, kasabanın marangoz ustasıydı ve her gün atölyesinde ahşap işleriyle meşgul olurdu. Elif ise kasabanın kitapçısında çalışıyor, okuma tutkusunu ve bilgelik arayışını herkese yayıyordu. İkilinin farklı ilgi alanlarına rağmen, birbirlerini tamamladıkları ve birlikte birçok güzel anı biriktirdikleri söylenirdi.
Ancak, kaderin cilvesiyle, Elif'in ailesi şehre taşınma kararı aldı. Elif, Emre'ye ayrılmak zorunda kaldığı için yüreği parçalandı, ama aşklarının sınanacağını ve mesafelerin onları ayıramayacağını umdu.
Zaman geçtikçe, Emre ve Elif, mektuplarla ve telefonla iletişimlerini sürdürdüler. Aralarındaki mesafe onların aşkını güçlendirdi ve birbirlerine olan bağlarını daha da sağlamlaştırdı. Her mektup, her telefon görüşmesi, birlikte oldukları anları hatırlamalarına ve gelecekteki buluşmalarını hayal etmelerine yardımcı oldu.
Bir gün, Elif, Emre'yi kasabaya geri dönmeye ikna etmeye karar verdi. Emre, sevdiği kadının yanında olmak için her şeyi göze alarak şehirden ayrıldı ve kasabaya geri döndü. Elif'in kollarına koştuğunda, uzun süren ayrılığın ardından birbirlerine kavuşmanın mutluluğunu yaşadılar.
Umarim beğenirsin
Selam 😅😅çok güzel çok beğendim çok teşekkür ederim
Uzun zaman önce, gözlerine ilk kez baktığı anda kalbinin ritmi değişen bir kız vardı. Adı Leyla idi. Babasına aşık bir kız olarak bilinirdi çevresinde. Onun yüreğindeki sevgi, birçokları için sıradışıydı. Leyla, kalbinin derinliklerinde hissettiği sevgiyi anlayacak, ona değer verecek birini arıyordu.
Bir gün, yolları mert ve cesur bir gençle kesişti. Adı Ali’ydi. Ali, babasının izinden gitmiş, onurlu ve adil bir yaşam sürmüştü. Leyla, Ali’nin gözlerindeki samimiyeti ve yüreğindeki iyiliği fark ettiğinde, kalbinde yeni bir his uyandı.
Ancak Leyla için bir engel vardı: Babasına olan sevgisi. Kendisini bu duygudan kurtarmak istiyordu, ama kolay değildi. Ali ise Leyla’nın kalbini kazanmak için bir yol aramaya başladı.
Bir gün, Leyla’nın babasının zorlu sınavları olduğunu duydu. Ali, Leyla’nın babasının gönlünü kazanmanın yolu olarak bu sınavlara girmeye karar verdi.
Ali, Leyla’nın babasının zorlu sınavlarını başarmak için kararlıydı. Sınavlarının son gününde, Leyla’nın babasının karşısına çıktı. Babası, Ali’nin karşısında durdu ve şaşkınlıkla sordu: “Sen Leyla’nın sevgilisi misin?”
Ali, gururla gülümseyerek cevapladı: “Evet efendim, Leyla’nın sevgilisiyim. Ancak bugün burada Leyla’nın babasının sınavlarını geçmek için geldim.”
Babası şaşkınlıkla sordu: “Ama neden? Leyla’nın sevgilisi olduğunu biliyorsun, neden böyle bir risk alıyorsun?”
Ali, samimi bir şekilde yanıtladı: “Çünkü Leyla’nın kalbini kazanmak istiyorum, ama bunu hak etmek için sadece onun sevgisi yeterli değil. Sizin de onayınızı kazanmak istiyorum. Leyla’nın hayatında bir yere sahip olmak için, sizin onayınızı almak önemlidir. Bu sınavlar, benim Leyla’ya olan samimiyetimi ve saygımı göstermek için bir fırsat.”
Babası, Ali’nin sözlerinden etkilenmiş bir şekilde başını salladı. “Senin gibi bir adamın Leyla’ya sevgisi gerçekten derin ve samimi görünüyor. Bu cesaret ve sadakat, gerçek bir erkeğin özellikleridir. Seni gözümde daha da yücelttin, Ali. Sınavları başarıyla geçersen Leyla’nın kalbini kazanmış olacaksın, ama şimdi bile senin hakkında yüksek düşüncelere sahibim.”
Ali, babasının sözleri karşısında içtenlikle teşekkür etti. “Teşekkür ederim, efendim. Leyla’nın kalbini kazanmak için elimden geleni yapacağım. Sınavlarınızı başarıyla geçtiğimde, umarım sizin de onayınızı kazanırım.”
Babası, Ali’nin gösterdiği samimiyeti ve cesareti takdirle izledi. “Sen Leyla’ya layıksın, Ali. İyi şanslar.”
Bu diyalog, Ali’nin Leyla’nın babasının gönlünü kazanmak için gösterdiği kararlılığı ve saygıyı vurgularken, babanın da onun karakterine olan güvenini ve saygısını yansıtıyor.
Her biri daha da zorlu olan sınavlardan geçerek, hem bilgelik hem de cesaretini kanıtlamaya çalıştı.
Ali’nin kararlılığı ve azmi, Leyla’nın kalbinde derin bir iz bıraktı. Babasının sınavlarında gösterdiği başarı, Leyla’nın gözünde ona olan sevgisini daha da pekiştirdi.
Sonunda, Ali başarıyla babasının tüm sınavlarını geçti. Bu, Leyla’nın kalbindeki son engeli aşmasına yardımcı oldu. Artık Leyla, Ali’nin yüreğine gönülden bağlıydı.
Ali’nin babasıyla kurduğu bu derin bağ, Leyla’nın gönlünü kazanmak için gereken en büyük adımdı. Leyla ve Ali, bu zorlu sürecin sonunda birbirlerine olan sevgilerini birleştirdiler ve birlikte mutlu bir geleceğe doğru yola çıktılar. Bu destansı aşk hikayesi, cesaretin, kararlılığın ve sevginin gücünü kutlar.
Teşekkürler ederim güzel hikaye 😊
Ben teşekkür ederim
Hayal
Oprah Winfrey, 29 Ocak 1954’te Mississippi’de, fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Çocukluğu, aile içi istismar ve yoksullukla mücadeleyle geçti. Ancak Oprah, yaşadığı zorluklara rağmen hayallerinden vazgeçmedi.
İyi bir öğrenci olmasına rağmen, 9 yaşında ailesiyle birlikte taşındığı Milwaukee’deki yeni okulunda zorluklar yaşadı. 14 yaşında hamile kaldı ve oğlunu doğurdu, ancak onu evlatlık vermek zorunda kaldı.
Genç yaşta başlayan bir kariyer hedefiyle, radyo sunucusu olarak çalışmaya başladı. Ardından televizyon dünyasına adım attı. 1986’da kendi talk show’unu, “The Oprah Winfrey Show”u başlattı. Program, kısa sürede büyük bir başarı elde etti ve Oprah’yı uluslararası bir üne kavuşturdu.
Oprah, kendi geçmişinden ilham alarak birçok konuyu programa taşıdı ve milyonlarca insanın hayatını olumlu yönde etkiledi. Ayrıca, kitap kulübüyle edebiyat dünyasına da katkıda bulundu.
Bugün, Oprah Winfrey bir televizyon yapımcısı, oyuncu, hayırsever ve medya mogulu olarak tanınıyor. Yoksulluk içinde geçen zorlu bir çocukluktan gelen bu güçlü kadın, hayatının her aşamasında engelleri aşarak dünya çapında bir etki yaratmayı başardı.
Çok beğendim. Bir an roman okuyorum, dedim.👏🏻👏🏻
@Yamaal teşekkür ederim çok beğendim, yüreğine sağlık 💐💐
Çok teşekkürler 🍀
Değişim.
@japonya_dan_gelen
Küçük kasabanın sakinleri arasında Ayşe, güzel ve nazik bir genç kızdı. 🙋♀️Ancak, hayatı sıkıcı rutinlerle doluydu. Her gün aynı işleri yapmak, aynı insanlarla vakit geçirmek, onu içinden çıkılmaz bir döngünün içine hapsediyordu😒. Bir gün, eski bir kitapçıda dolaşırken, gözü eski bir kitaba ilişti. Kitap, "Yeniden Keşfet" adını taşıyordu ve kapağında bir macera resmi vardı. Ayşe, kitabı alıp eve götürdü ve okumaya başladı.
Kitap, onu farklı dünyalara götürdü. Okudukça, yeni fikirler edindi, farklı bakış açıları kazandı. İlk başta çekindiği şeylere cesaret ederek, kasabadaki yaşamını değiştirmeye karar verdi. Bir yandan yeni hobiler edinirken, diğer yandan insanlarla daha fazla iletişim kurmaya başladı. 😌Kendi iç dünyasını keşfetmeye başladı ve içindeki gücü fark etti.
Değişim zamanla geldi. Ayşe, artık sıkıcı rutinlerin esiri olmaktan kurtulmuştu. Her gün, yeni bir macera aramak için heyecanla uyanıyordu. Kasabada, onun pozitif enerjisi ve cesaretiyle bir değişim rüzgarı esmeye başladı. Diğer insanlar da Ayşe'nin adımlarını izlediler ve hayatlarına yeni bir soluk getirdiler. Ayşe, artık özgürlüğün ve heyecanın tadını çıkarıyordu, çünkü değişim ona yeni bir dünya açmıştı.😌🤗🤗
Nasil
Değişim isteyen genç
Bir zamanlar küçük bir kasabada, yaşlı bir halı tüccarı vardı. Bir gün genç bir çırak dükkanına geldi ve “Usta, neden hep aynı eski desenleri dokuyorsunuz? Daha modern ve çekici desenler yapmamız gerekmiyor mu?” diye sordu. Yaşlı tüccar gülümsedi ve yanıtladı: “Bak evlat, senin dediğin gibi daha modern desenler yapabilirim belki, ama bütün değişikliklerin özünde bir sabitlik var. İnsanlar halıları sadece desenleri için değil, aynı zamanda hikayeleri için de satın alırlar. Her halının altında bir hikaye yatar. Değişim önemlidir, ancak köklerimize bağlı kalmak da bir o kadar değerlidir.” İşte o gün genç çırak, değişimin önemini ve köklerimize bağlı kalmak gerektiğini öğrenmiş oldu.
Mucize
Selam 😅👋
Umarim beğenirsin
Uzak bir galakside, dünyalıların hayal dahi edemeyeceği bir dünya vardı. Bu dünyada, zamanın ötesinde var olan bir güç vardı: Mucize Yıldızları. Bu yıldızlar, evrendeki en büyük arzuları ve en derin dilekleri gerçekleştirebilecek büyülü kaynaklardı.
Bir gün, bu mucize dolu dünyada, genç bir kız olan Elara, hayalini kurduğu bir maceraya çıktı. Elara, kayıp bir mucize yıldızını bulmak için tehlikeli ve bilinmeyen bir yolculuğa çıktı. Yolculuğu boyunca, ona cesaret ve rehberlik edecek birçok engel ve sınavla karşılaştı.
Elara, göklerin derinliklerinde ve yıldızların arasında dolaşırken, içindeki gücü ve inancı keşfetti. Zamanla, mucize yıldızlarının sadece dışarıda değil, içimizde de olduğunu fark etti. Gerçek mucizenin, kalbindeki umut ve inançla gerçekleştiğini öğrendi.
Sonunda, Elara kayıp mucize yıldızını bulduğunda, onun dilekleri gerçekleşti ve evrenin dengesi yeniden sağlandı. Ancak, en büyük mucizenin, kendi içinde ve diğerlerinin içindeki gücü keşfetmek olduğunu anladı.
Nasil😃😃🤗😃
Bir zamanlar, küçük bir kasabada, genç bir çift vardı: Ali ve Zeynep. Fakat aileleri arasındaki uzun süreli düşmanlık nedeniyle bir araya gelememişlerdi. Günlerini birbirlerini özleyerek, ancak uzaktan bakarak geçiriyorlardı.
Bir gün, kasabanın pazar yerinde, tesadüfen karşılaştılar. Kalpleri hızla attı ve uzun bir süre birbirlerine bakakaldılar. O an, kasabanın en yaşlı ve bilge kadını olan Nene Hatun, onların yanlarına geldi.
Nene Hatun, genç çiftin gözlerindeki parıltıyı fark etti ve gülümsedi. “Sevgili çocuklar,” dedi, “Belki de aşkınızı güçlendirecek bir şansı yakaladınız. Size bir tavsiyem var.”
Ali ve Zeynep merakla dinlediler. Nene Hatun devam etti: “Bu kasabanın derinlerinde, eski bir çınar ağacının altında, aşkın gücünü simgeleyen bir obje bulunuyor. Eğer onu bulup birlikte tutarsanız, belki de aşkınızın önündeki engelleri aşabilirsiniz.”
Genç çift, Nene Hatun’un sözlerine kulak verdi ve hemen çınar ağacının yanına gittiler. Birlikte kazmaya başladılar ve derinlerde bir kutu buldular. Kutunun içinde, antik bir yüzük ve üzerinde ‘Aşkın Mucizesi’ yazılı bir not buldular.
Ali ve Zeynep, bu buluşun onlara bir mucize gibi geldiğine inandılar. O andan itibaren, aşklarını güçlendirmek için ellerinden geleni yapmaya karar verdiler. Ailelerini ikna etmek için çaba harcadılar, toplumun baskısına direndiler ve birlikte olmak için mücadele ettiler.
Ve sonunda, aşkları bütün engelleri aştı. Evlendiler ve kasabanın en mutlu çifti oldular. Ali ve Zeynep’in hikayesi, kasabadaki herkes için bir ilham kaynağı oldu ve aşkın gerçekten her şeyi aşabileceğini gösterdi.
Yalnızlık
@beyzaondr350
Bir zamanlar küçük bir köyde, adı Barış olan bir adam vardı. 🙎♂️Barış, sessiz ve içine kapanık biriydi.🤐 Herkes ondan uzak dururdu çünkü konuşmayı sevmezdi.🤐 Günlerini çiftlikte tek başına çalışarak geçirirdi. Bir gün, köye yeni bir komşu taşındı. Genç bir kadındı👩 ve adı Selin'di. Selin, sıcakkanlı ve neşeliydi, herkes onunla vakit geçirmekten hoşlanırdı.
Bir gün Barış, Selin'i izlemeye başladı. Onunla vakit geçirmeyi ve onunla konuşmayı çok istiyordu, ama içindeki korku ve utangaçlık onu geri tutuyordu. 🥺Günler geçtikçe, Selin'in mutluluğu ve çevresindeki insanlarla olan bağlantısı Barış'ın içini daha da acıttı.😔
Bir gece, köyde bir kutlama vardı. Herkes eğleniyordu, ama Barış yine sessizce köşede oturuyordu. Selin, onu dans etmeye davet etti, ama Barış korkudan yerinden bile kımıldayamadı. O gece eve dönerken, yıldızların altında yürüdü ve içindeki yalnızlıkla yüzleşti.⭐⭐
O günden sonra, Barış karar verdi. 🤨Artık korkularıyla yüzleşmeli ve insanlarla iletişim kurmalıydı. İlk adım olarak, Selin'e bir mektup yazdı ve duygularını ifade etti. Selin, Barış'ın mektubunu okuduğunda, onunla konuşmaya ve ona destek olmaya karar verdi.😄
Böylece, Barış yavaş yavaş yalnızlığını yenmeye başladı. 🤗Selin'in desteğiyle, köydeki diğer insanlarla da iletişim kurdu ve aralarında derin dostluklar kurdu. Artık Barış, yalnızlık hissinden kurtulmuş bir şekilde, mutlu ve huzurlu bir yaşam sürdü.😌😌
Ve mutlu bir son 🤗🤗🤗🤗
Teşekkür ederim güzel bir hikaye olmuş beğendim keşke gerçek hayatımda hikayeler gibi kolay olsa 🥹😊
Bir zamanlar, uzak bir gezegende yaşayan küçük bir prens vardı. Bu gezegende, sadece o ve sevgili gülü vardı. Ancak bir gün, gülüyle olan kavgaları ve anlaşmazlıkları sonucunda prens, yalnızlık hissiyle dolup taştı.
Küçük prens, gezegeninden ayrılmaya karar verdi ve farklı dünyaları keşfetmeye başladı. Her yeni yerde, farklı insanlarla karşılaştı ve onların hikayelerini dinledi. Ancak ne kadar çok insanla tanışsa da, içindeki yalnızlık duygusu bir türlü gitmedi.
Bir gün, bir pilotla tanıştı ve ona hayatını anlattı. Pilot, küçük prense yalnız olmadığını, herkesin içinde bir parça yalnızlık taşıdığını söyledi. Küçük prens, bu sözleri düşündü ve sonunda gerçekten anladı ki, yalnızlık aslında herkesin içinde bir yerlerde var olan bir duyguydu.
Gezegenine döndüğünde, gülü onu özlemişti. Birbirlerine olan sevgileriyle yalnızlık duygularını paylaştılar ve artık birlikte, içlerindeki yalnızlığı hafifleten bir güç oldular.
Para
@alfamsi_tucis
😅😅😂
Umarim beğenirsin
Bir zamanlar, şehrin kalabalık caddelerinde yaşayan bir adam vardı. 🙋♂️Adı, Cahit'ti. Her gün işe gidip gelirken, etrafındaki insanların sahip oldukları lüks arabalara,🚙 pahalı giysilere 🧥👔ve parıldayan mücevherlere💎 imrenirdi. Kendisi ise sadece geçimini sağlayacak kadar paraya sahipti.💵💸
Bir gün, bir dilenciyle karşılaştı. Adamın elleri titriyordu ve yorgun bir şekilde sokaklarda dileniyordu. Cahit, onunla konuşmaya başladı ve dilencinin hikayesini dinledi. Adam, bir zamanlar zengin bir tüccarın yanında çalışmış ancak bir dizi kötü şans sonucu her şeyini kaybetmişti.🥺
Cahit, adamın hikayesi üzerine düşündü ve kendini onun yerine koydu.🤔 Paraya💸 olan özlemini ve çabasını bir kez daha gözden geçirdi. Sonunda, elindeki son birkaç parayı💸 dilenciye verdi. Dilenci, Cahit'e teşekkür etti ve ona bir dilek diledi.🤗😌
O gece, Cahit bir rüya gördü. Rüyasında, zenginlik ve lüks içinde kaybolmuş bir adam olduğunu fark etti. Ancak ne kadar çok şeye sahip olursa olsun, içinde bir boşluk hissettiğini anladı. Uyanır uyanmaz, hayatını değiştirmeye karar verdi.🧐🤨
Artık Cahit, paraya olan takıntısını geride bıraktı ve yaşamın gerçek değerlerini keşfetmeye odaklandı. Mutluluğu, sevdikleriyle paylaşmakta ve hayatın tadını çıkarmakta buldu. 😏Sonunda, gerçek zenginliğin maddi değil,😊 ruhsal ve duygusal olduğunu keşfetti.😌😌
Nasıl 😃😄😄beğendin mi
Hollywood'un ışıltılı dünyasında, genç ve tutkulu bir aktör olan Alex, büyük bir kariyer hayaliyle yanıp tutuşuyordu. Bir gün, lüks bir restoranda otururken, tanınmış bir film yapımcısı olan Leyla ile karşılaştı. Leyla, genç adamın gözlerindeki ateşi fark etti ve yanına yaklaştı. Leyla, şık bir şekilde kahvesini yudumlarken Alex'e dönüp sordu: "Hey, genç adam, neden bu kadar hırslısın? Hollywood'da hayallerini gerçekleştirmek gerçekten de kolay değil."Alex, heyecanla cevapladı: "Evet, biliyorum, ama bu benim tutkum. Bir gün Hollywood'un en büyük yıldızlarından biri olacağımı biliyorum."Leyla, gizemli bir gülümsemeyle devam etti: "Ah, tutku ve hırs... Ancak unutma, Hollywood'da para da büyük bir rol oynar. Para, cazibesi ve gücüyle seni sarmalayabilir. Lüks araçlar, şatafatlı partiler, herkesin hayranlıkla baktığı bir yaşam tarzı... Tüm bunlar sadece parayla mümkün olur. Ve bu, Hollywood'un gerçek cazibesi."Alex, Leyla'nın sözlerini düşündü. Parayla dolu bir yaşamın cazibesine kapılmıştı bile. Leyla'nın ona işaret ettiği ışıltılı yaşam tarzı, onun hayalleriyle daha da büyüttüğü bir dünyayı çağrıştırıyordu. Artık Alex, sadece başarıya değil, aynı zamanda Hollywood'un seksi cazibesine de doğru bir şekilde odaklanmıştı.
Güneş olsun 🤩
@shewolfwoman
😅😅
Nasıl olmuş
Bir zamanlar, masmavi bir gökyüzü altında, ışığı ve sıcaklığıyla dünyayı aydınlatan güneş, her sabah doğuşuyla doğanın uyanışına rehberlik ederdi. Güneş, yüzyıllardır insanların hayatında bir simge olmuştu; umudu, yaşamı ve yenilenmeyi temsil ederdi.
Bir gün, bir çiftçi olan Ali, tarlasında çalışırken güneşi izlerken farklı bir enerji hissetti. O an, güneşin ışıklarının arasında gizli bir mesaj olduğunu düşündü. Tarlasından çıkıp gökyüzüne baktığında, güneşin doğuşuyla birlikte bir parıltı gördü.
Parıltı, onu güneşin doğuşuna doğru yönlendiriyormuş gibi hissettirdi. Ali, içgüdülerine ve bu gizemli çağrıya güvenerek yola koyuldu. Yürürken, etrafındaki doğanın uyanışını ve canlanışını hissetti. Her adımı, doğanın mucizelerini ve güneşin yaşam veren enerjisini daha derinden hissetmesini sağladı.
Sonunda, Ali, tepenin üzerine ulaştığında, karşısında muhteşem bir manzara gördü. Güneşin doğuşuyla birlikte, gökyüzü ve dağlar altın bir ışıkla aydınlandı. Ali, bu görkemli manzaranın güzelliği karşısında büyülendi ve içinde bir huzur ve mutluluk hissetti.
🙂🙂
Bir zamanlar, uzak bir galakside, Güneş ve Dünya adında iki sevgili yıldız yaşardı. Güneş, parlak ve sıcak bir kraldı. Her gün gökyüzünü aydınlatır, ışığıyla Dünya’nın yüzünü ısıtırdı. Dünya ise onun sevgilisiydi, soğuk ve mavi bir prenses. Her gün Güneş’in ışıklarıyla dans eder, onun sıcaklığına sığınırdı.
Bir gün, Güneş ve Dünya arasında bir bilimsel ilişki başladı. Güneş, Dünya’nın etrafında dönerken ona aşkla bakardı. Dünya ise Güneş’in enerjisini emer, bitkileri büyütür ve denizleri ısıtırdı. Bu bilimsel dans, onların aşkının bir parçasıydı.
Güneş, Dünya’ya her gün bir hediye verirdi: ışık ve sıcaklık. Dünya ise bu hediyeyi sevinçle kabul eder, doğanın güzellikleriyle karşılık verirdi. Bir gün, Güneş, Dünya’ya yaklaştı ve ona şöyle dedi:
“Sevgilim, senin etrafında dönmek benim için en büyük zevk. Senin soğuk maviliğin, benim sıcaklığımı dengeleyen bir mucize. Bilimsel ilişkimiz, sonsuz bir aşkın ifadesi.”
Dünya, Güneş’e gülümsedi ve şöyle cevap verdi:
“Evet, sevgilim. Senin ışığın, hayatın kaynağı. Bilimsel dansımız, evrende eşsiz bir uyum. Seninle olmak, romantizmin en yüksek noktası.”
Ve böylece Güneş ve Dünya, bilimsel bir ilişki içinde sonsuza kadar dönmeye devam ettiler. Onların aşkı, gökyüzünde parlayan yıldızlar arasında en güzel masaldı. 🌞🌍💫
😄⭐️⭐️⭐️⭐️ beğendiğine sevindim
mutsuzum
@bsrtpl
Selamm 😅👋
Bir zamanlar, küçük bir kasabada, genç bir adam olan Murat, içinde büyük bir mutsuzluk hissi taşıyordu. Hayatıyla, işiyle ve çevresiyle barışık değildi. Her sabah işe gitmek, onun için bir işkence gibi geliyordu. Evine döndüğünde ise yalnızlık ve boşluk içinde kayboluyordu.
Bir gün, iş yerindeki stresle başa çıkamayan Murat, patlayan bir kavganın ardından işinden kovuldu. Bu olay, onun içindeki mutsuzluğu daha da derinleştirdi. Artık ne yapacağını bilmiyordu. Hiçbir şey ona mutluluk vermiyordu ve gelecekten umudu kalmamış gibi hissediyordu.
Bir süre sonra, eski bir arkadaşının düğünü için kasabasına geri döndü. Arkadaşlarının mutluluğunu görünce içinde bir boşluk hissetti. Onlar neşe içinde dans ederken, o yalnız kalmıştı. Bu durum, Murat'ın mutsuzluğunu daha da artırdı ve derin bir çaresizlik duygusuyla dolup taştı.
Gecenin ilerleyen saatlerinde, yıldızların altında yürürken, Murat'ın içinde bir değişim başladı. Aniden, hayatının anlamını sorgulamaya başladı. Belki de mutluluğun cevabı, kendisi için önemli olan şeyleri bulmakta yatıyordu. O gece, gökyüzüne bakarken, içindeki karanlık bulutların dağıldığını hissetti.
Ertesi sabah, kendi yeteneklerini keşfetmeye karar verdi. Yıllardır ertelediği hobilerine ve tutkularına yeniden döndü. Resim yapmaya başladı, doğada vakit geçirmeye başladı ve yazmaya başladı. Her gün, içindeki mutluluk kaynağını keşfetmek için yeni bir adım attı.
Umarim beğenirsin 🙂🤗🤗
Bir zamanlar, adı Elif olan genç bir kadın vardı. Elif, hayatta başarılı olmuş gibi görünse de, aslında içinde büyük bir boşluk hissediyordu. İnsanlara umursamaz ve değersiz davranıyordu, çünkü kendi içindeki boşluğu dolduramıyordu. Bir gün, Elif işe başladı ve ofise hoş geldin mesajıyla karşılandı. Mesaj, sıcak ve samimi bir tondaydı ve Elif'i şaşırttı. İş arkadaşları, ona destek olmak ve işte başarılı olmasına yardımcı olmak için ellerinden geleni yapıyorlardı. Zamanla, Elif iş arkadaşlarıyla daha fazla vakit geçirdikçe, onların samimiyeti ve içtenliği sayesinde kendini daha iyi hissetmeye başladı. Onların pozitif enerjisi, Elif'in duygularını dönüştürdü ve içindeki boşluğu doldurmaya başladı. Elif, artık insanlara değer veriyor ve onların da değerli olduğunu anlıyordu. İş arkadaşlarıyla geçirdiği mutlu günler, onun hayatını dönüştürdü. Umursamazlığın yerini şefkat ve sevgi aldı. Sonunda, Elif hem iş hayatında hem de kişisel hayatında daha mutlu ve tatmin olmuş bir şekilde ilerliyordu. İşte o gün, Elif için gerçekten hayırlı bir gün olmuştu.
absürt
Bir gün, bir tavuk, bir ördek ve bir kaz bir bara girer. Barın sahibi şaşkınlıkla bakar ve der ki, "Bu bir şaka mı?" Tavuk gururla cevap verir: "Hayır, bu sadece bir tavuk, bir ördek ve bir kazın bir bara girmesi!" Bar sahibi başını sallar ve der ki, "Tamam, bu bir başlangıç olsun." Sonra bir deve girer ve der ki, "Ben neden hiçbir zaman davet edilmiyorum?"
peki , şimendifer
haha 🌼😂
özlem
@ucanpingu
Umarım güzel bir hikaye dır 🥰🥰🥰ve beğenirsin abla 😘😘
Gökyüzü sonsuz mavilikteydi, yıldızlar ise parıldıyordu. Dünya sessizce dönerken, bir özlem hikayesi başladı.😔
Yıllar önce, bir gezgin yola çıkmıştı. Kalbine yerleşen bir özlemle, bilinmezliklerin ardına doğru ilerliyordu. Gördüğü her yerde, bir parça eksiklik hissediyor ve içindeki boşluğu dolduracak bir şey arıyordu.🤔🧐
Bir gün, uzak bir diyara vardığında, karşısına bir eski harabe çıktı. Harabe sessizce ay ışığında parlıyordu ve içine girdiğinde, geçmişin sırlarını keşfetmeye başladı. 🙂Duvarlarda yazılı eski hikayeleri okuduğunda, bir derinlik hissi kapladı içini.🤨
O an, özleminin kaynağını bulduğunu fark etti. 😏Aslında, aradığı şey geçmişin hatıraları ve kayıp zamanların izleriydi. Geçmişle olan bağını yeniden keşfettiğinde, içindeki özlem duygusu yerini huzura ve kabullenmeye bıraktı.😌
Artık, her yerde evi ve aidiyeti bulmuştu. Gezgin artık yola değil, iç dünyasının derinliklerine doğru bir yolculuğa çıkmıştı. Ve o yolculuk, onun en büyük özlemi olan kendini bulma yolculuğuydu.😏😌🤗🤗
Umarim beğenirsin 🥰😍
Bir zamanlar, İyi Niyet Vadisi adında büyülü bir yer vardı. Bu vadi, tüm dünyada iyi niyetli insanların bir araya geldiği, sevgi ve umutla dolu bir topluluktu. Vadide yaşayan insanlar, kalpleri iyilikle dolu kadınlar ve erkeklerdi.
Güzel Yürekli Ayşe, bu vadide yaşayan bir kadındı. Ayşe, hayatında birçok hayal kırıklığı yaşamıştı. İnsanlar ona “naif” derdi, ama o bunu bir güç olarak görürdü. Her seferinde düşer, kalkar ve yüreğindeki iyilik ateşini hiç söndürmezdi.
Bir gün, Ayşe’nin en büyük hayali gerçekleşti: Uçan Yıldızlar. Efsanevi yıldızlar, vadide sadece bir kez belirir ve dilekleri gerçekleştirirlerdi. Ayşe, Uçan Yıldızlar’ı gördüğünde, kalbindeki en büyük hayalini dilemek için onlara doğru koştu.
Yıldızların parıltısı altında, Ayşe şöyle dedi:
“Uçan Yıldızlar, benim dileğimi duyun. Lütfen bana, hayatımın en büyük hayalini gerçekleştirecek bir yol gösterin.”
Uçan Yıldızlar, Ayşe’ye gülümsedi ve şöyle cevap verdi:
“Ayşe, hayal kırıklıkları seni güçlü kıldı. İyi niyetinle dünyayı aydınlattın. Artık senin zamanın geldi. İşte sana bir sihirli anahtar.”
Ayşe, elindeki sihirli anahtarı aldı ve vadiden ayrıldı. Anahtarın götürdüğü yer, Kalp Ormanı idi. Bu ormanda, her ağaç bir hayal kırıklığına işaret ederdi. Ayşe, her ağacın altına oturdu ve hayal kırıklıklarını hatırladı. Ama bu sefer farklıydı. Anahtarın sihrini kullanarak, hayal kırıklıklarını iyilikle besledi. Her ağaç, onun için bir ders ve büyüme fırsatıydı.
Ayşe, Kalp Ormanı’nda dolaşırken, Karıncaların Şarkısına kulak verdi. Karıncalar, ağaçların köklerinde yaşardı ve melodik bir şekilde şarkı söylerlerdi. Ayşe, onlara yaklaştı ve şöyle dedi:
“Sevgili karıncalar, sizinle bir anlaşma yapmak istiyorum. Benimle birlikte çalışın, ağaçları koruyun ve ben de size yardım edeyim.”
Karıncalar, Ayşe’nin teklifini kabul etti. Onunla birlikte çalıştılar, ağaçları savundular ve ona minik dualarını verdiler. Ayşe, her gün onları besledi, onların yuvalarını korudu ve dualarını dinledi.
Bir gün, Kuşların Kanadı adında bir kuş Ayşe’nin yanına geldi. Kanadı kırılmıştı ve uçamıyordu. Ayşe, onu kucakladı ve şöyle dedi:
“Kuş kardeşim, seni iyileştireceğim. Dualarım seninle.”
Ayşe, karıncaların dualarını kuşun yaralı kanadına üfledi. Kuş, hafifçe kanat çırptı ve uçmaya başladı. Ayşe, minnettarlıkla bakarken, kuş ona şöyle dedi:
*"Ayşe, senin iyilikle dolu kalbin, bana kanat verdi. Sen dünyanın en mutlu insanısın
Dram.
@DedektifMinnie
😅😂😂ilk defa bu kadar dorama yazım
Bir zamanlar, zaman ve mekanın belirsiz olduğu bir dünyada, duyguların ve düşüncelerin somut bir şekilde var olduğu bir gerçeklik vardı. Bu dünyada, insanlar duygularını renkli balonlar 🎈şeklinde taşırlardı. Her duygu, farklı bir renkte ve boyutta bir balon olarak görünürdü.
Bir gün, Sadık adında bir adam, karanlık gri bir balonla 🎈dolaşırken, kalbinin derinliklerindeki kederi ve acıyı taşıyordu. Yanında, parlak sarı bir balonla 🎈dolu olan arkadaşı Elif vardı. Elif, her zaman neşeli ve mutlu görünüyordu, ancak içindeki duyguları gizlemekteydi.
Sadık, Elif'e kendi karanlık balonunu gösterdiğinde, Elif şaşırdı ve üzüldü. Arkadaşının içindeki kederi görmek, onu derinden etkiledi ve onunla paylaşmak istediği neşesini gölgeledi. 🥺Ancak Elif, kendi neşesini ve mutluluğunu kaybetmekten korkuyordu.😔
Bir gün, Sadık'ın karanlık balonu 🎈büyümeye ve Elif'in sarı balonu solmaya başladı.😳 İki arkadaş, içlerindeki duygularla yüzleşmek zorunda kaldılar. Sadık, kederini ve acısını ifade etmenin önemini fark etti ve Elif'e bunu yapması için cesaret verdi.
Sonunda, Elif de içindeki duyguları ifade etmeye karar verdi ve sarı balonunun içindeki kederi ve endişeyi ortaya çıkardı. 😌İki arkadaş, birbirlerinin yanında destek bulduklarında, balonlarında hafif bir değişim gözlemlediler. Kederin ve acının yanı sıra, umut ve dayanışma da balonlarının içinde belirmeye başladı.
Bu olay, Sadık ve Elif'in arkadaşlıklarını daha derin bir seviyeye taşıdı ve duygularını paylaşmanın önemini keşfetmelerini sağladı. Artık, birlikte yaşadıkları duyguları birlikte paylaşarak, içlerindeki renkli balonların 🎈yoluyla birbirlerini güçlendirebileceklerini biliyorlardı.
😂😅🤗🤗🤗
Aslı, Karadeniz’in serin sularında büyümüş bir genç kadındır. Babasının balıkçı teknesinde çalışırken, denizin tuzlu kokusu ve dalgaların şarkısı onun için her şeydir. Bir gün, denizde çalışan bir doktor olan Kerem ile tanışır. Kerem, kıyı köylerine sağlık hizmeti götürmektedir ve Aslı’nın hayatını değiştirecektir.
Aslı ve Kerem, birbirlerine aşık olurlar ve Karadeniz’in mavisi altında evlenirler. İlk yılları mutluluk içinde geçer. Ancak zamanla, Kerem’in işi ve sorumlulukları aralarına girmeye başlar. Aslı, kocasının başka bir kadınla aldatıldığını öğrenir. Gözleri yaşlı, yüreği paramparça, Karadeniz’in dalgalarına bakar ve içini bir hüzün kaplar, intikam yeminiyle yola çıkar.
Aslı, Karadeniz’in kızıydı. Gözleri, denizin derin mavisiyle aynı renkteydi. Rüzgarın çocuğu, saçlarına karışan tuzlu esintiyle büyümüştü. Bir zamanlar aşkla yanmıştı, ama o aşk, onu kül etmişti. Aldatılmıştı, kalbinin en karanlık köşesinde bir yara açmıştı.
Bir gün, Karadeniz’e bakarken, gözleri öfkeyle parladı. İntikam yemini etti. Dünyayı sarsacak bir plan yapacaktı. Dağların yüce zirvesine tırmanırken bile, gücünü doğadan alacaktı. Rüzgar onun müttefikiydi, saçlarına karışırken. Gözü karaydı, kalbindeki yangınla yanıyordu.
Aslı, Karadeniz’in asi rüzgarları gibi hırçındı. Düşmanlarını bir bir alt ederken, gözleri hiçbir acıya tahammül etmezdi. Gökyüzüne meydan okurdu, yıldızlar onun için parlıyordu. Ama unutmamalıydı ki intikam, çift taraflı bir kılıçtı. Onun intikamı, tüm dünyayı tehlikeye atacaktı.
Bir gece, Karadeniz’in dalgaları gibi, kontrolsüzce yayıldı. Adaleti mi sağlayacaktı yoksa karanlığa mı gömülecekti? Aslı, Karadeniz’in kızıydı. Gözü kara, cesur, kararlı. Dünyayı sarsardı, gökyüzüne meydan okurdu. Ama bu sefer, intikamın bedeli çok ağır olacaktı.
Aslı, bilim dünyasının parlak yıldızlarından biriydi. Moleküler biyolog olarak çalışıyordu ve virüslerin gizemini çözmeye adanmıştı. Karadeniz’in dalgaları gibi hırçın, laboratuvarında saatlerce çalışırken bile gözleri parlıyordu.
Bir gün, koronavirüsün sırrını çözdü. Aslı’nın keşfi, pandeminin başlangıcına yol açtı. Virüsün yapısını inceledi, genetik kodunu çözdü. Dünyayı sarsacak bir gerçeği ortaya çıkardı: Koronavirüs laboratuvar kökenliydi.
Aslı’nın bilimsel makalesi, tüm dünyada yankı uyandırdı. Medya onun peşine düştü, hükümetler harekete geçti. Ama intikamın bedeli ağır olacaktı.
Pandemi yayıldı, ekonomiler çöktü, insanlar hayatlarını kaybetti. Aslı’nın keşfi, dünyayı tehlikeye atmıştı. Gözü kara bilim kadını, karanlık bir seçim yapmalıydı: Adaleti mi sağlayacaktı yoksa karanlığa mı gömülecekti?
Yazıların uzunluğunu görünce şok olma hissi. Ben buraya okumak için sonra tekrar gelip, yorumumu yazacağım. Hikâyeler için teşekkür ederim.
😂
@almanprens Aslı madem intikam plânı yapacaktı Kerem'e özel virüs yapaydı. Aslı aldatıldı diye yazdın, Allah kahretmesin seni dedim. Bari intikam sonuca ulaşsaydı. Kerem hâlâ keyfinde.
Subliminal
Bir zamanlar, Efe adında genç bir çiftçi, Banu adında güzel bir kızı gözüne kestirmişti. Banu, köyün en güzel gülüydü. Gözleri, kahverengi topraklara benzerdi ve gülümsediğinde etrafa yayılan bir sıcaklık vardı. Efe, onunla tanışmak için fırsat kolluyordu.
Bir akşam, ay ışığı altında, Efe Banu’ya yaklaştı. “Banu,” dedi, “Bu topraklar, Anadolu’nun kalbinde saklı bir sırrı taşıyor. Bu sırrı hissetmek için sessiz olmalıyız.”
Banu, merakla Efe’nin peşinden gitti. Tarlanın ortasında durdu ve toprağı işaret etti. “Bak,” dedi Efe, “Bu topraklar, aşkın en derin notalarını taşıyor. İşte bu yüzden seni buraya getirdim. Banu, seninle birlikte bu topraklarda bir aşk hikayesi yazmak istiyorum.”
Banu, gözlerini kısarak toprağa baktı. Birden, hafif bir melodi duydu. Rüzgarın şarkısı gibi, ama daha derin, daha içten. “Bu ne?” diye sordu.
Efe, gülümseyerek, “Bu, sübliminal bir mesaj,” dedi. “Toprak, sevgiye dair bir şarkı söylüyor. İşte bu yüzden seni buraya getirdim. Banu, seninle bu topraklarda sonsuz bir aşk hikayesi yazmak istiyorum.”
Banu, Efe’nin gözlerine baktı. “Ben de seni seviyorum,” dedi sessizce. “Bu topraklar, kalbimizin ritmini taşıyor gibi hissettiriyor.”
Ve o gece, Anadolu’nun sıcak topraklarında, Efe ve Banu’nun aşkı, sübliminal bir melodi gibi sessizce büyüdü. Toprak, onların sevgisini besledi ve sonsuza kadar hatırlanacak bir hikaye yazdı.
İşte böyle, bazen aşkın en güzel hikayeleri, en derin kökleri olan topraklarda gizlidir. 🌿❤️
Tatlı bir hikaye yazmışsın teşekkür ederim 🙏
Ben teşekkür ederim senin tatlılığın
Ya olsun önemli değil 'merdiven' olsun
Selam🤗😃
Bir zamanlar, eski ve gizemli bir malikanede, merdivenler vardı. Bu merdivenler, taş duvarlar arasında yükselirken, zamanın izlerini taşıyordu. Her basamağı, yılların ağırlığını hissettiriyordu ve her adımda geçmişin hikayeleri anlatılıyordu.
Malikanenin sahibi, yaşlı 🧓bir adam olan Bay Smith, her sabah merdivenlerden inerken geçmişi hatırlardı. Gençliğinde,👦 bu merdivenlerin basamaklarında koşup 🏃♂️oynadığını, aşağıya inerken neşeyle zıpladığını hatırlardı. Ancak şimdi, yaşlılık🧓 ona ağır gelir ve her adımda geçmişin yüküyle karşılaşır.
Bir gün, malikaneye yeni bir aile taşındı.👨👩👧 Genç çift, malikanenin tarihini ve gizemini merak ediyorlardı. İlk günlerinde, merdivenleri keşfettiler ve her basamağın altında gizli bir hikaye olduğunu hissettiler. 🧐Her adımda, malikanenin geçmişiyle daha da bağlantı kuruyorlardı.
Zamanla, genç çiftin merdivenlerdeki yürüyüşleri, onların hayatlarına anlam kattı. Her adım, yeni bir deneyim, yeni bir duygu ve yeni bir macera getiriyordu. Merdivenler, onların aşkını ve bağlılıklarını güçlendirdi ve malikaneye daha da yakınlaştırdı.
Bay Smith, genç çiftin merdivenlerdeki maceralarını izlerken, kendi gençlik günlerine dair hatıralar canlanıyordu. Onların neşesi ve enerjisi, ona geçmişte yaşadığı mutlulukları hatırlatıyor ve içindeki yaşlı adamın bile yeniden gençleşmesine neden oluyordu.
Umarim beğenirsin
Çok güzel olmuş çok beğendim emeğine sağlık teşekkür ediyorum ❤️🙏
Değişim
Onur, Karaçam köyünde yaşayan bir çobandı. Günlerini koyunları otlatarak ve doğanın içinde vakit geçirerek geçirirdi. Bir gün, Onur’un hayatı beklenmedik bir şekilde değişti.
Bir sabah, Onur koyunlarını otlatırken ormanda eski bir mağaraya rastladı. Mağaranın girişi yosunlarla kaplıydı ve içerisi karanlıktı. Onur, merakla içeri girdi. Mağaranın derinliklerinde, eski bir ayna buldu. Ayna, Onur’un yüzünü yansıttığında, birdenbire Onur’un görüntüsü değişti. Saçları uzamış, gözleri daha parlak ve yüzü daha olgun görünüyordu.
Onur, aynanın büyülü olduğunu anladı. Her seferinde aynaya baktığında, dönüşüm geçiriyordu. Artık sadece bir çoban değil, bir kahraman olmuştu. Onur, köyüne döndüğünde insanlar onu tanıyamadı. Onun değişimini gördüklerinde şaşkınlık içinde kaldılar.
Onur, artık sadece koyunları otlatmıyordu. O, köyün koruyucusu olmuştu. İnsanlar ona “Değişim Kahramanı” adını verdiler. Onur, her gün aynaya bakarak dönüşümünü yaşadı. Artık sadece dış görünüşü değil, iç dünyası da değişmişti. Daha cesur, daha bilge ve daha güçlüydü.
Ve böylece, Onur’un hayatı aynanın büyüsüyle değişti. O artık sadece bir çoban değil, bir efsane haline gelmişti. Değişim, onun hayatının en güzel anıydı.
eline sağlık alman 🙏
@doludoludolu
Bence bu tam sana göre 😉😉
Küçük kasabanın sakinleri arasında Ayşe, güzel ve nazik bir genç kızdı. Ancak, hayatı sıkıcı 😒rutinlerle doluydu. Her gün aynı işleri yapmak, aynı insanlarla vakit geçirmek, onu içinden çıkılmaz bir döngünün içine hapsediyordu. Bir gün, eski bir kitapçıda dolaşırken, gözü eski bir kitaba ilişti. Kitap, "Yeniden Keşfet"🤨 adını taşıyordu ve kapağında bir macera😅 resmi vardı. Ayşe, kitabı alıp eve götürdü ve okumaya başladı.😃😃
Kitap, onu farklı dünyalara götürdü. Okudukça, yeni fikirler edindi, 😆farklı bakış açıları kazandı. 🤗İlk başta çekindiği şeylere cesaret ederek, kasabadaki yaşamını değiştirmeye karar verdi. Bir yandan yeni hobiler edinirken, 😄diğer yandan insanlarla daha fazla iletişim kurmaya başladı. 😊😊Kendi iç dünyasını keşfetmeye başladı ve içindeki gücü fark etti.
Değişim zamanla geldi. Ayşe, artık sıkıcı rutinlerin esiri olmaktan kurtulmuştu.🤷♀️ Her gün, yeni bir macera aramak için heyecanla uyanıyordu.😌 Kasabada, onun pozitif enerjisi ve cesaretiyle bir değişim rüzgarı esmeye başladı. 💖Diğer insanlar da Ayşe'nin adımlarını izlediler ve hayatlarına yeni bir soluk getirdiler. Ayşe, artık özgürlüğün ve heyecanın tadını çıkarıyordu, 😌😌çünkü değişim ona yeni bir dünya açmıştı.
U marim beğenirsin 😅😅
Teşekkür ederim:))
Entrika :))
aksim Meydanı’nın karanlık sokaklarında, aşkın ve entrikanın kesiştiği bir noktada, Deniz’in gitarının nağmeleriyle tutkulu bir hikaye başlıyordu. Leyla, gözleri Deniz’in tutkulu çalısında kaybolmuştu. Ancak, bu aşk dolu melodilerin ardında karanlık sırlar saklıydı.
Leyla, Deniz’e bakarken (içinden): “Bu adamın içindeki ateşi hissedebiliyorum. Ona güvenmek istiyorum, ama… Acaba gerçekten kim olduğunu biliyor muyum?”
Leyla’nın zengin sevgilisi, Deniz’in geçmişindeki karanlık sırları açığa çıkarmak için her türlü yolu deniyordu. Onun amacı, Deniz’i Leyla’dan uzaklaştırarak onu kontrol etmek ve kendi amaçları için kullanmaktı. Gecenin karanlığında, adamları, Deniz’in peşine düşerek onu takip etmeye başladılar.
Deniz, Leyla’ya dönerken (endişeyle): “Leyla, seni korumam gerekiyor. Bu şehirde dolaşırken bile başımız belada. Bana güvenmeni istiyorum.”
Leyla (kararlılıkla): “Deniz, seninle birlikteyim. Bu entrikalar bizi yolumuzdan alıkoyamaz. Birlikte savaşacağız.”
Bir gece, Leyla’nın sevgilisi, Deniz’i tehdit etmek için son bir hamle yapmaya karar verdi. Deniz’in geçmişinden gelen bir tehlike, Leyla’nın hayatını riske atıyordu. Ancak, Deniz’in içindeki ateş, Leyla’yı korumak için daha da alevleniyordu.
Leyla (gözleri dolu dolu): “Deniz, seninle olmak istiyorum, ama korkuyorum. Bu entrikaları bitirmeliyiz.”
Deniz (dudakları sıkıca kapatılmış bir şekilde): “Leyla, birbirimize güvenmeliyiz. Bu karanlık sırları aydınlığa çıkarmak için birlikte savaşacağız.”
Entrikanın gölgesinde, Deniz ve Leyla arasındaki bağ daha da güçleniyordu. Leyla, gerçek aşkı bulduğunu düşündükçe, sevgilisinin gerçek yüzünü de görmeye başladı. Ancak, entrikanın karanlığı, bu tutkulu aşkı daha da derinleştirmek için bir engel değil, bir itici güç haline geliyordu.
Sonunda, Taksim’in gizemli sokaklarında, Deniz ve Leyla, entrikanın karanlığını dağıtarak gerçek aşkı buldular. Geçmişin sırları arasında kaybolmuş olsalar da, birlikte aydınlık bir geleceğe doğru ilerlemeye kararlıydılar. Ve bu kez, tutkuları ve kararlılıkları, her türlü engeli aşabilecek kadar güçlüydü. Öpüşmeye yaklaşırlar ve dudakları buluşur.
Umuyorum ki bu hikaye, Taksim’in gizemli atmosferini ve aşk ile entrikanın karmaşıklığını daha detaylı bir şekilde yansıtmıştır.
Ramses
Eski Mısır’da, Ramses’in hüküm sürdüğü bir dönemde şeytanlar ortaklık imzalayıp gücüne güç katmıştı , Nefertari ve Ahmose adında iki genç âşık vardı. Ancak, Ramses, toplumun dengesini korumak gerekçesiyle ve şeytana verdiği için, seçkinlerin evliliklerine karışma hakkını kullanarak, Nefertari ve Ahmose’un birbirlerine olan aşklarını yasakladı.
Bu yasak, hem Nefertari’nin ailesini hem de Ahmose’un ailesini derinden etkiledi. Her iki aile de çocuklarının mutluluğunu istiyordu, ancak Ramses’in emriyle elleri bağlıydılar.
Durumu gören Cassie adındaki cesur bir kadın, âşıkların mutsuzluğunu gözlemledi ve onları bir araya getirmek için bir plan yapmaya karar verdi.
Cassie, Ramses’in huzuruna çıkarak âşıkların saf ve içten aşkının önemini anlattı. Ona, insanların kalplerine karışmanın doğru olmadığını ve âşıkların mutluluğunu engellemenin haksızlık olduğunu belirtti.
Ramses, Cassie’nin cesur sözlerini dinledi ve kalbinin derinliklerinde adalet duygusu ağır basarak, Nefertari ve Ahmose’un birbirlerine olan sevgilerini anladı. Sonunda, âşıkların yasaklı aşkına izin verdi ve onlara mutlu bir gelecek diledi.
Cassie’nin cesareti ve Ramses’in içindeki adalet duygusu, âşıkların bir araya gelmesini sağladı ve toplumda umut ve sevgiye olan inancı yeniden canlandırdı. Artık Nefertari ve Ahmose, yasaklara rağmen birlikte olabileceklerdi ve Cassie’nin fedakarlığı sayesinde aşklarını yaşayabileceklerdi.
Başarı
Gökyüzünün derinliklerinde, Parlak Yıldızlar Krallığı’nın hemen yanında, Küçük Parıltılar Adası adında küçük bir yer vardı. Bu adada, her gece yıldızlar gökyüzünde parlıyordu. İşte bu adada, Parıltı adında bir yıldız çocuk yaşardı. Parıltı, diğer yıldızlardan farklıydı. O, ışıltısıyla değil, sabrı ve kararlılığıyla biliniyordu.
Bir gün, Parlak Yıldızlar Krallığı’nda büyük bir yarışma düzenlendi. Bu yarışma, her yıldızın en büyük yeteneğini göstermesini gerektiriyordu. Parıltı, yarışmaya katılmaya karar verdi. Ancak, diğer yıldızlar gibi parlamak yerine, farklı bir yol izlemeye karar verdi.
Yarışma günü geldiğinde, Parıltı sahneye çıktı ve sessizce yerine oturdu. Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Ardından, yıldızlar arasında nadir görülen bir şey yaptı: Hiçbir şey yapmadan, sadece sessizce parladı.
İzleyiciler şaşkınlık içinde kaldı. Ancak, zamanla Parıltı’nın sakinliği ve dinginliği etrafa yayıldı. İzleyiciler, Parıltı’nın sadece ışıltısıyla değil, içsel gücüyle de bir başarı örneği olduğunu fark ettiler.
Yarışmanın sonunda, jüri Parıltı’yı ödüllendirdi. Ona “Sakin Yıldız” ödülünü verdiler. Bu ödül, başarının sadece gösterişli olmakla değil, aynı zamanda iç huzuru ve sabır ile elde edilebileceğini simgeliyordu.
Parıltı, bu deneyimden sonra, başarının püf noktasının başarmaktan ziyade nasıl başardığı olduğunu öğrendi. Artık, sadece dışarıdan parlamak yerine, içsel gücünü keşfetmenin ve doğru zamanda doğru adımları atmanın önemini kavramıştı. Ve o günden sonra, Küçük Parıltılar Adası’nda her gece daha da parlak bir şekilde gökyüzünde yerini aldı.
Fıstık
Bir zamanlar, Tarkan adını taşıyan genç bir şarkıcı vardı. Sahneye çıktığında kalabalıkları büyüleyen, enerjisiyle herkesi coşturan biriydi. Ancak sahne ışıkları söndüğünde, yalnızlığın karanlığına gömülüyordu.
Bir gün konserlerinden birinde, gözleri bir kızda takıldı. Adı Elif idi. Elif, sahnenin ön sıralarında oturuyordu ve Tarkan’ın şarkılarına içten içe eşlik ediyordu. Gözleriyle ona teşekkür eder gibi bakıyordu. Tarkan, bu masum bakışlara kapıldı.
Elif, sessiz ve içine kapanık bir kızdı. Hayat ona pek de güzel davranmamıştı. Bir zamanlar aşık olduğu adam, onu terk etmişti. Kalbinde derin bir yara taşıyordu. Tarkan, Elif’in bu hüznünü hissetti ve ona yaklaşmaya karar verdi.
Bir gün konser sonrası, kuliste Elif’i bekledi. Kapı açıldığında, Elif’in gözleri şaşkınlıkla Tarkan’a takıldı. Tarkan, onunla konuşmaya başladı. İlk başta Elif çekingen davrandı, ama Tarkan’ın samimiyeti onu rahatlattı.
Tarkan, Elif’e içini döktü. Ona kendi hikayesini anlattı. Şöhretin ardındaki yalnızlığı, hayatın acımasızlığını paylaştı. Elif, onun bu içtenliğine hayran kaldı. Aralarında bir bağ oluştu.
Birlikte vakit geçirdiler. Tarkan, Elif’e şarkılar yazdı. Onun için özel bestelediği şarkılarla Elif’in yüreğine dokundu. Elif, bu şarkıları dinlerken gözleri doluyordu. Tarkan, onun için “Fıstık” adlı bir şarkı yazdı:
(Şarkı Sözleri)
Fıstık, fıstık, yeşil yapraklı,
Rüzgarla dans eder, coşkulu ve akıllı.
Toprağın sırrını taşır içinde,
Bir fıstık hikayesi, sevgiyle örülü.
Bu şarkı, Elif’in kalbinde derin izler bıraktı. Tarkan, onun için yazdığı bu şarkıyla Elif’e olan aşkını ifade etti. Ancak hayat, bazen istediğimiz gibi gitmez. Elif, hala geçmişin acısını taşıyordu ve Tarkan’ın aşkına karşılık veremedi.
Tarkan, şanssız bir aşkın içinde sıkışıp kalmıştı. Elif’i sevmeye devam etti, ama onun kalbini kazanamadı. Şarkılarıyla, sahnede ve hayatın içinde, Elif’in adını anmaya devam etti. Belki bir gün, Elif de onun şarkılarına eşlik ederdi.
Ve Tarkan, sahne ışıkları altında, “Fıstık” şarkısını söylerken, Elif’in gözleri bir an için ona doğru kaydı. Belki, belki de bir gün, bu şanssız aşkın sonu mutlu olurdu. 🎶❤️
Narenciye
Bir zamanlar Narenciye Vadisi adında büyülü bir yer varmış. Bu vadi, turuncu, limon sarısı ve mandalina portakalı ağaçlarıyla doluymuş. Her meyve ağacının altında bir peri yaşarmış. Bu perdeler, meyvelerin büyüsünü korur ve onlara hayat verirmiş.
Bir gün, Narina adında bir narenciye perisi, vadide dolaşırken Şurup adında bir limon perisiyle karşılaşmış. Narina’nın gözleri Şurup’un parlak sarı saçlarına takılmış. Şurup da Narina’nın turuncu elbisesine hayran kalmış.
İkisi de birbirlerine aşık olmuş. Ancak aralarındaki tek sorun, farklı meyve ağaçları altında yaşamalarıymış. Narina nar ağacının altında, Şurup ise limon ağacının altında yaşarmış.
Bir gün, Narina cesaretini toplamış ve Şurup’a mektup yazmış. “Sevgili Şurup, seni çok seviyorum. Ama nasıl bir araya gelebiliriz?” demiş. Şurup da aynı şekilde Narina’ya mektup yazmış.
Birlikte bir plan yapmışlar. Her gece ay ışığı altında buluşup gizlice sohbet etmeye başlamışlar. Narina, nar suyu damlaları içerken, Şurup da limon suyu içiyormuş. İkisi de birbirlerinin tadını sevmiş.
Bir gün, vadide büyük bir fırtına çıkmış. Rüzgar, Narina’yı limon ağacının altına sürüklemiş. Şurup hemen yanına gitmiş ve onu korumaya çalışmış. Fırtına dinince, Narina ve Şurup birbirlerine sarılmışlar.
O günden sonra, Narina ve Şurup her gece bir araya gelip aşk şurupları içermiş. Narina’nın nar suyu ile Şurup’un limon suyu birleşince, tadı eşsiz bir aşk şurubu oluşturmuş. İkisi de birbirlerine sonsuz bir aşkla bağlanmışlar.
Ve böylece, Narenciye Vadisi’nde yaşayan bu iki peri, farklı ağaçların altında bile aşklarını yaşayabilmişler. Onların hikayesi, her meyvenin tadının birbirine uyduğunu ve aşkın her engeli aşabileceğini gösteriyormuş.
Ahahaha çok iyi. Emeğinize sağlık 💫
Teşekkür ederim
sevgi
@_eოeralԃ_
Selamm😅👋👋
Bir zamanlar, küçük bir köyde, genç bir çift olan Selin ve Barış, içlerinde derin bir sevgi taşıyordu. İkisi de köylerinde yaşayan herkesin imrenerek baktığı bir çiftti. Selin, güzellik ve neşesiyle köyün güneşi gibiydi. Barış ise cesareti ve iyilikseverliğiyle herkesin sevdiği biriydi.
Bir gün, köylerine yeni bir komşu taşındı. Genç bir kız olan Elif, sessiz ve içine kapanık biriydi. Elif'in gözleri, geçmişte yaşadığı acıları yansıtıyordu. Selin ve Barış, ona sıcaklık ve sevgiyle yaklaştılar, onu köye davet ettiler.
Elif, ilk başta çekingen olsa da, Selin ve Barış'ın samimiyetiyle kısa sürede kaynaştı. Onlarla vakit geçirdikçe, içindeki karanlık bulutlar dağılmaya başladı. Selin'in neşesi ve Barış'ın dostluğu, Elif'in yüreğinde yeni bir umut filizlenmesine sebep oldu.
Bir gün, köyde bir festival düzenlendi. Herkes eğleniyor, dans ediyor ve şarkı söylüyordu. Elif, ilk kez bu kadar mutlu olduğunu hissediyordu. Selin ve Barış'ın yanında olmak, ona yeni bir hayatın kapılarını aralıyordu.
Festivalin sonunda, Selin ve Barış, Elif'e köylerine hoş geldin demek için onu evlerine davet ettiler. Elif, bu teklifi mutlulukla kabul etti. O gece, üçü birlikte ateşin etrafında oturup hikayeler anlattılar, şarkılar söylediler ve birbirlerinin varlığının tadını çıkardılar.
Umarim beğenirsin dır 🤝🤗🤗🤗
Bunun hikayesini yazdım ben Bence olarak fikrini beklerim :https://www. KızlarSoruyor. com/ask-iliskileri/a191280-masal-1-yurekle-sevmek-guzel-sevmek-sadece-sevmek
Tutku.
@busegmss
Selam😅👋
Bir zamanlar küçük bir kasabada Tutku adında genç bir kız yaşardı. Tutku, adından da anlaşılabileceği gibi hayata tutkulu bir şekilde bağlıydı. Onun en büyük tutkusu, resim yapmaktı. Her gün, güneş doğmadan önce kalkar ve kasabanın güzelliklerini tuvale aktarırdı.
Bir gün, kasabaya ünlü bir ressamın geldiğini duydu. Tutku, heyecanla onunla tanışmak ve çalışmalarını göstermek için hazırlandı. Ressam, Tutku'nun yeteneğini görür görmez ona öğütler vermeye başladı ve onunla birlikte çalışmak istediğini belirtti. Tutku, bu fırsatı kaçırmak istemedi ve hemen kabul etti.
Ressamla birlikte geçirdiği günlerde Tutku, hem teknik hem de duygusal olarak çok şey öğrendi. Ancak, ressamın gitmesiyle birlikte içinde bir boşluk hissetmeye başladı. Artık resim yapmak onun için eskisi kadar heyecan verici gelmiyordu.
Bir gün, kasabanın dışındaki ormanlarda dolaşırken, doğanın güzellikleri ona ilham verdi. Yavaş yavaş, kendi tarzını bulmaya başladı ve doğanın büyüsünü tuvale yansıtmaya başladı. İşte o zaman anladı ki, gerçek tutkusu doğanın ve sanatın birleşiminde yatıyordu.
Tutku, kendi yolunda ilerledikçe, insanların kalplerine dokunan eserler yaratmaya başladı. Artık sadece kendisi için değil, başkaları için de resim yapıyordu. Kasabada onun eserlerini görenler, onunla aynı tutkuyu paylaştıklarını hissediyorlardı.
Umarim beğenirsin dır
tüketmek
Honduk
yağmur
Beşiktaş’ın yağmurlu sokaklarında, Havva ve Aydın adlı iki kalp, kaderin cilvesiyle karşılaştı. Islak saçları, sokak lambalarının titrek ışığında parlıyordu. Şehir sessizdi, sadece yağmur damlalarının hafifçe vurduğu zemin ve onların adım adım yaklaşmasının sesi duyuluyordu.
Havva, gözleri gökyüzündeki bulutlara bakar gibi uzaklara kaymıştı. Belki de düşünceleri başka bir yerdeydi. Kalbi hızla çarpıyordu, sanki yağmurun ritmiyle uyum içindeydi. Aydın, onun gülüşünü, sıcaklığını içine çekti. O anı dondurmak istedi, yağmurun kokusunu, Havva’nın gözlerindeki ışığı. Gözlerinde sakladı onu.
Beşiktaş’ın yağmurlu sokaklarında, Havva ve Aydın, yağmurun altında birbirlerine aşkla dokundular. Islak saçları, sokak lambalarının titrek ışığında parladı. Şehir sessizdi, sadece onların kalplerinin ritmi ve yağmurun şarkısı vardı.
Ve Beşiktaş bestesi, o anın melodisi oldu. Islak saçları, sokak lambalarının titrek ışığında parlayan iki sevgilinin hikayesini anlattı. Yağmur, aşkın coşkusunu taşıdı. Havva ve Aydın, yağmurun altında birbirlerine aşkla dokundular. 🌧️❤️
Teşekkür ederim kibarlığınız
gizlisin
Bir gün, Recep İvedik’in komşusu olan Ayşe, onun gizemli bir kişiliği olduğunu düşünmeye başladı. Recep İvedik her zaman yalnızdı ve evinden pek çıkmazdı. Ayşe, Recep İvedik’in geceleri nereye gittiğini merak etmeye başladı. Bir gün cesaretini topladı ve ona sordu:
Ayşe: “Alo, Recep İvedik! Geceleri nereye gidiyorsun? Sana hep yalnız olduğunu düşünüyorum.”
Recep İvedik gülümsedi ve Ayşe’ye yaklaştı.
Recep İvedik: “Ayşe,” dedi, “Ben gizli bir süper kahramanım.”
Ayşe şaşkın bir şekilde baktı.
Ayşe: “Gerçekten mi? Hangi güçlere sahipsin?”
Recep İvedik, sessizce konuştu:
Recep İvedik: “Görünmezlik gücüm var. Geceleri kasabayı dolaşıp insanlara yardım ediyorum. Kimse beni görmüyor, ama ben her zaman buradayım.”
Ayşe, Recep İvedik’in gözlerine baktı.
Ayşe: “Gizlisin,” dedi. “Ama benim için artık gizli değilsin.”
Ve o günden sonra, Ayşe ve Recep İvedik sık sık birlikte vakit geçirmeye başladılar. Recep İvedik’in gizli kimliği, onları daha da yakınlaştırmıştı. İkisi de artık yalnız değildi. Birlikte, kasabanın gizli kahramanları oldular.
Ve böylece, Recep İvedik’in gizli hayatı artık sadece onun değil, Ayşe’nin de gizli hayatı haline gelmişti. Birlikte, sessizce geceleri kasabayı dolaşırken, insanlara yardım ediyorlardı. Gizli kahramanlar olarak, kasabanın güvenliğini sağlamaya devam ettiler.
Teşekkür ederim sizin güzelliğiniz
İçeriği ne olacak?
Gûlmeyen prenses
Kurtulus
Bir zamanlar bir köyde, eğitim seviyesi oldukça düşüktü. İnsanlar okuma yazma bilmeyi lüks olarak görüyor ve çocuklarına eğitim vermek için yeterli kaynak bulamıyorlardı. Köyün ileri gelenlerinden biri, eğitimin önemini vurgulamak için bir toplantı düzenledi.
Toplantıya katılanlar arasında bir köylü, eğitimin ne kadar önemli olduğunu sorguladı: “Eğitimle ne yapacağız ki? Tarlada çalışmaktan başka bir şey öğrenemeyeceğiz.”
İleri gelen ise şu cevabı verdi: “Eğitim, tarlada çalışmanın ötesinde bir dünyanın kapılarını aralar. Okuma yazma sayesinde yeni bilgiler öğrenir, farklı kültürleri tanırız. Tek başına tarla işleriyle sınırlı kalmak, cehaletle savaşmak için yetersizdir. Eğitim, cehaletten kurtuluşun tek yoludur.”
Bu sözler, köylüler arasında derin bir etki yarattı. İlerleyen günlerde köyde bir okul açıldı ve çocuklar eğitim almaya başladı. Eğitim, köydeki insanların düşünce yapısını değiştirdi ve cehaletin üstesinden gelmelerini sağladı.
Cok iyiiii👏
Kendi cevabını paylaşmak ister misin?
En İyi Cevaplar