Neticede her şey zıttıyla var oluyordu bu hayatta, birilerinin mutlu olması için birilerinin mutsuz olması gerekiyordu. O yüzden herkese yetecek kadar mutluluk yoktur yeryüzünde.
Dünyada mutlu insanlar mı fazladır, mutsuz insanlar mı?
Ne mutluluklar vardı belkide gözlerde nede gam ne yaşlar akı verip gidiyor mutsuz ve mutluluklar yeri geliyor ağlıyor yeri geliyor gülüyoruz bu hayatın eseridir gülmek ağlamak belkide kim bilir ağlatacakki gülmeyi mutlu olmayı öğrenelim ☺️ ufak şeylerden mutlu olmayı bilen insanlar mutludur
Kendisine saygısı olan insan mutlu olmayı da bilir. Mutluluk kimseye altın tepsiyle sunulmuyor. Mutlu olmayı da bilmek gerek 🌸 istemediğimiz şeyleri yaptığımızda vicdanımız yerinden oynamaya başlar Kafa karışır, tedirginlik başlar ve tabiki huzursuzluk başlar. Huzursuzluk başlayınca eminlik gider, eminlik gidince mutsuzluk başlar. Mutluluk ruhtaki huzurdur, vicdan rahatlığı ile doğru orantılıdır. Bu durum ise' olmasını istemediğimiz durumlarda-olmayan şey ile ilgili ne yaptığımız ile alakalıdır. Kabule mi geçtik? Burada bir hayr mı aradık? Yoksa kendimize saygımızı yitirip istemediğimiz şeyler mi yaptık? Mutluluk aranmaz önce "öz saygı" inşa edilir ( ben bunu bana etiket gelmeyeni yapmak diyorum ' üstüne vicdan rahatlığı sosu eklenir ardından huzurun lezzeti gelir hepsinin toplam hazzı mutluluk olur.
Dünyada mutlu insan sayısı yok denecek kadar az o halde, onlar sadece mutlu olduklarını sanıyorlar ve kendilerini avutuyorlar. Zira vicdana bağlanan bir kapının geçiş anahtarı çok azında mevcut.
Neden? Her şeye katılabilir, pek çok şeyi kabul edebilirim ama bu.. Asla. Mutluluğun neden dar bir kafesi olsun? Mutluluk asla sınırlandırılamayacak ve hapsedilemeyecek bir değer. Birileri mutluysa diğeri mutsuz olmak zorunda değil. Herkes mutlu olabilir birbirini sevmek zorunda değil elbette. Ama biri mutluyken diğeri neden mutsuzluğa mahkum olsun ki?
Neye göre mutludur bir insan mutsuz bir varlık yoksa eğer onun karşısında ve mutlu olduğunu anlayacak mutsuzluklarla karşılaşmamışsa. Bu mutluluğu zincire vurmak değildir, aksine siz' vuruyorsunuz zincirleri mutsuzluğa ve onun gibi her şeye, mutluluğu övdüğünüzü sanırken aslında mutsuzluğu ötekileştirip lanetler yağdırmak onu yok etmek değildir aksine mutsuzluğun insana yapışıp benide sahiplenin demesidir bu. Neden işine geldiğini sahiplenir sadece insan ırkı da ahlakın estetik yargılarından bir türlü vazgeçemez. Neden kelebekler tebessüm ile karşılanırken bir örümceğin yaşam şansı çok azdır bu düzen içerisinde.. Bende bunu anlamıyorum.
Yani gerçekten bir insan ancak bu kadar iyi dans edebilir kelimelerle 🤦♂️ Öyle bir bahsediyorsunuz ki mutsuzluktan kapıda kalmış çocuğun hevesi gibi.. Mutluluk gözlerde ve yürekte saklıdır. Çoğu insan mutsuzum çünkü o benim kaderim der ve çabalamaz. Elbette bitmek bilmez yollara düşmek insanı mutluluk havuzuna sokmuyor ya da başka şeylerle uğraşmak ama zaten işin sırrı da burada. Mutluluk bir kelimeden ya da mutsuzluğun düşmanı olmaktan ibaret değil. Kısacık, anlık bir iletişimde mutluluktur etkisi uzun süre sürecek bir his de. İnsana, bakış açısına ve kendi değer yargılarına göre mutluluk. Mutsuzluk nedir onun en yakın arkadaşı? Ayrıca konuyu değiştiriyorsunuz ama ayak uydurayım hadi ahlakın estetik yargılarına uyan biri değilim. Kelebekle de konuşurum, severim örümcekle de. İkisiyle hatta binlerce başka tür hayvanla da konuşmuşluğum sevip beslemişliğim var. Metafor yaptığınızı düşünürsem de bu geçerli. Tabii benim nezdimde böyle topluma sorarsak cevap değişir çünkü uğur böceğine ayrı, ateş böceğine ayrı hamam böceğine ayrı muamele ediyor insanlar ki bence ilk sorgulanması gereken insanların estetik yargılarından da ziyade insanlığı şahsen çoğu kişiye insan diyemiyorum günümüzde çünkü şaibeli
Sadeleştiriyorum, kelimelerin konunun önüne geçip ön plana çıkmasını istemiyorum. Ben mutsuzluğu yüceltme çabasına girmiyorum, diyorum ki mutluluğun var olabilmesi için mutsuzluğunda var olması gerekiyor. Ve sen mutsuz olmalısın ki mutluluk yüreğine uğradığında bir balçık denizinden rengarenk çiçeklerle donanmış bir bahçeye geçişin o keskin çizgisini buram buram hissedebilesin. Gözlerinde saklı o bakışların narin süzgecinden yalnızca gerçek güzellikler geçsin istiyorum, güzel denildiği için güzel sanılanlar değil. Benim sitemim gırtlağına kadar yaşama gömülmüşlerin hepsinin mutluluk budalası olma hali. Zerre mutsuzlukta hayata küsüp dünyanın başlarına yıkılması. Estetik yargının konuya müdahil olma amacı da buydu konu dışına çıkmak istemedim, hiç kimse gerçek tutkularının farkında değil. Toplumun güzel dediği ne varsa onu sahiplenmeleri, kendi güzelliklerinin farkına varmadan onları ötekileştirmeleri. Senin gibi bir örümcek ile geçirecekleri bir gün bir adımdır ötekileşmiş tüm yargılar arasında bulacakları bir öz.
O halde aynı fikirdeyiz ama farklı kelimelerin kurbanı olduk. Bir an kendimi mutsuzluğu teselli ederken gördüm çünkü ve şaşırdım olmaması gereken bir durum zira. Ki her alanda olması gereken bu zıtlık dengesi bozulursa hayatın bir tadı da kalmaz zaten ortada yaşanacak bir yer de olmaz. Son kısımda ben biraz konuyu dağıtmış oldum o halde pardon, bir de mutluluk nedir? Zor bulunan yok mu anlık bir keyif mi? Ve herkes hak eder mi ya da hak edilen bir kavram mı bunu da merak ediyorum
Mutsuzluğu teselli etmek zorunda kaldın, bir an tek odak noktanın mutluluk olduğunu sanmış olabilirim benim hatam. Aksine olması gereken buydu, çünkü mutluluk nedir sorusunun içerisinde gizli bu teselli. Hiç bir duygu daimi değildir, her duygunun tadılması gereken evreler, eylemler vardır. İşte bu yüzden mutsuzluğu ötekileştirmemeliyiz, bazı duygulara kötü yaftası yapıştırmamalıyız. Ha mutluluğa sempati duyuyorum'' cümlesini anlarım. Ama mutsuzluğun idamında mutlu olunmaz. Her duyguyu sahiplenmeli, kullanmalıyız ki sempati duyduklarımızın değeri ortaya çıksın. Örnek verirsek bir yakınını kaybettiğinde senin yanında mutluluk olmayacak, o an seni sarıp yanında olan mutsuzluk olacak. Bir yakınını kaybetmen, mutsuzluğun suçu muydu şimdi; sadece sana destek olmak ve o an bütün duyguları elleriyle itip senin yanına o koştuysa? O yolları ise senin tutkuların belirleyecek, hoşlandığın ve arzuladığın mutluluk sapağına, hoşlanmadığın ve istemediklerin mutsuzluk durağına. Ama tekrar ediyorum hoşlanmadığın ve istemediğin şeyler mutsuzluğun suçu olmayacak, o o durumlar için sana yardım ediyor olacak, yanında olacak.
Elbette, hak edilebilecek bir şey. Ve herkesin; bir duyguyu bir varlıktan esirgeyemeyiz, evrensel bir yağmurdu bu gökyüzünden insana. Ama hayat adil bir yargıç olmadı hiçbir zaman. İstediklerini senden esirgemede ve istemediklerini sana sunmakta oldukça cüretkardı. Sahip olduğun ve seni mutlu etmeyen bir şey, bir başkasının mutluluğu olabiliyor. Bu hayatın bir had bildirme dürtüsü mü, yoksa diğer duyguları aktif edip sadece sempati duyduklarımızla yaşamamızı istememesinden kaynaklı mı.. Belki.
Negatif ve pozitif olmak ayrı, duyguları hissetmek ayrı evet. Bir dönem bende olumsuz duyguları çöp torbasına atar hepsine siyahlı şeyler diye bakardım ama değil. Hepsi bize ait, yaşadığımızı hissettiren farklı anlar. Teşekkür ederim mutsuzluğu sevdim şu an bi tık.
Bu arada o kısma bir parantez açmak isterim hayat bir insan ya da canlı değil. Bir zaman dilimi mi desem ya da su üstüne akıp giden tekne mi bilemedim ama insan değil. Yani kendi adaleti, duyguları, inançları yok. Bunu yapan yaratıcıdır. Adaleti hayata, evrene ya da insanlara yad etmek bana yanlış geliyor. Tabii fikir ayrılıkları olabilir herkes aynı şekilde düşünemez nihayetinde. Ve bir cenazede birilerinin gülmesi de ağlaması gibi normal olmalı bence. Sonuçta herkes acısını farklı yaşar. Kimi gülerek kimi ağlayarak şahsen ben gülenden rahatsız olmazdım
Elbette yaratıcının hakimiyeti söz konusu. Hayatı insan tasviri ile betimlemem sana senden örnekler vererek anlaşılmayı kolaylaştırma uğraşıdır. Fakat yaratıcının her şeye müdahil olan bir sistemi yok. Binlerce sözlük yazıldı ve binlerce anlam yüklendi o kelimelere. Oysa yaratıcının tek bir anlatımı mevcuttur. Hayat denen sistematik oluşumda ''bizim için konuşuyorum şu an; başka alemlerle inan uğraşacak durumda değilim onlarında kendi içerisinde bu şekilde kafa yoran zihinleri olsun bi zahmet'' her neyse hayat denen sistematik oluşumda her bireyin söylediği bir söz, yaptığı en ufak bir hamlenin tüm bu çarka etki ettiğini düşünüyorum. Senin oradan bir insanın kalbini kırman sonrasında tüm evrenin gidişatını değiştirecek. Bunu düşünmeni istiyorum, sen bir insanın kalbini kırdın ve o ona göre hareket etti, ona göre bir düşünce belirdi kafasında ve o psikoloji ile attı adımlarını. Onun değdiği herkes ona karşılık bir tepki verdi, onların verdiği etkiler başka insanlarla temasında yeni bir tepki oluşturdu derken ortaya bir sonuç çıktı ve düzen işlemeye devam etti. Peki başa saralım, senin kalbini kırdığın insana yaklaşımın farklı oldu ve o an kalbini kırmaktansa onun gönlünü almak, mutlu etmek istedin. Ne olacaktı? Hayatın tüm işleyişine etki eden bir karar vermiş olacaktın. O insanın attığı adım farklı olacaktı, onun değdiği insanların reaksiyonu farklı olacaktı kurulacak cümleler farklı olacaktı ve düzen yine işleyecekti, ama bambaşka senaryolarda ve küçümsenmeyecek kadar büyük bir alana yayılarak. İşte hayat buydu, yaratıcının müdahil olmadığı; her varlığın ve her bilincin etki ettiği bir enerji küresi. Hayat aslında cansızken; bizden daha canlıydı aynı zamanda.
Yahu ben sırf merakından basit bir testse bile fazladan zaman ayırıp her cevabın sonucuna bakan insanım 🙈 Zaten bunu dedim ama şöyle deseydim, ya böyle davransam ne olurdu diye düşünüyordum şimdi çıkamayacağım bu düşünce girdabından. Her adımımız, sesimiz bir diğerini hatta başka bir düzine insanı etkiliyorsa her ihtimali merak eder düşünürüm ki. Ama bir yandan da insana bilinç kazandırır, ne kadar yalnız da hissetse dünyayı değiştirebileceğine dair bir ümitle dolar neyse ben bir sakin kafayla sorgulayayım. Teşekkür ederim