İnanmak enteresan bir olgu. Kökeni nedir acaba? Sanırım inanmanın, bilhassa kolay inanmanın kökeninde saflık, masumluk ve iyi niyet vardır. Bu vasıfların yüksekliği inanmadaki seviyeyi de belirliyor. Bu vasıflar da sonradan edinilmiyor, fırtattan süzülüyor ve yaşam boyu bizlerle oluyor, istisnalar müstesna.''Sakın tek bir kelime dahi edeyim deme. Niye biliyor musun? Çünkü, inanırım… Onca şeyden sonra gözlerime bakıp beni sevdiğini söyle. Gerçek olmadığını bal gibi bilirim. Ama yine de sana inanırım.''
Konuya göre değişkenlik gösterir aslında bu... Dinimiz, ayetler ve hadisler konusunda farklı bir konuyla karşılaşırsam öncelikle tereddüt etmeden inanırım ve bu konu dikkatimi çekerse araştırırım. Sahih olup olmadığına bakarım. Lakin, kişi ve kişilere direk inanmak yerine, süzgeçten geçiririm.. Güven burada esas olan şey.. Bu da kişiye, hal ve hareketlerine göre değişir..
"Ömer iyi çocuktu ama fena bir kusuru vardı. İnsanlara fazla güveniyordu. Sırf seviyor diye onları tanıdığını zannediyordu. Eğer geri dönüp söyleyebilsem söylerdim, Ömer derdim, her ihanet sevgiyle başlar."
İnsan bilmediği , duymadığı , göermediği bir şeyn olasılığını düşünemez. O sebeple bir çok konuda düşüncelerinize göre hareket ettiğimiz için içimizdeki ni görür ve davranırım. Saflık buradan gelir kanımca. Kerkes kendi gönül bahçesinden bakar
Hayır doğruluğunu araştırma gereği hissediyorum. Şüpheci bir yapım vardır, hep bir soru işareti bulundururum. Kolay inanılacak ne masumluk kaldı ne de iyi niyet maalesef. Bir sözün ardından kırk kere düşünmemek elde değil.
Iyi bir sey degil bu, inanmak yerine arastirip, tartip bicmek oyle bir sonuca varmak her zaman daha iyidir. Yoksa ortalik çer çöp zaten, herkesin bir fikri var.
Aslında bu konuda bende hâlâ kendimi çözebilmiş değilim birinin söylediği şeye inanıyorum ya da inanmak istiyorum ama içimde hala bir şüphe oluyor minicik bir ihtimal bile olsa..