Her ay 1 insan tipi konseptinde bu kez hayatın içinde çok sık rastladığımız ama çoğu zaman gerçekten fark etmediğimiz bir karakterden bahsetmek istedim. Herkesi anlayan ama sıra kendini anlatmaya gelince susan insanlar. Böyle insanlar karşısındakinin derdini küçümsemez, duygusunu hafife almaz, kırıldığı yeri fark eder ve çoğu zaman ortamı toparlayan kişi olur. Ama kendi iç dünyalarına gelince aynı açıklığı gösteremezler. Başkasının acısına alan açarlar ama kendi acılarını anlatırken sanki boğazlarına görünmez bir düğüm oturur.

Bu insanlar dışarıdan güçlü, olgun ve kontrollü görünür. Çünkü kriz anında panik yapmazlar, biri dağıldığında yanında dururlar, tartışmada bile çoğu zaman alttan alırlar. Fakat bu güçlü görüntünün altında bazen çok yorulmuş bir taraf vardır. Sürekli anlayan kişi olmak kolay değildir. Herkesin hâlini düşünmek, herkesin kırılganlığını hesaba katmak ve kendi duygunu en sona bırakmak zamanla insanın iç sesini kısar. Bir noktadan sonra kişi kendi ne hissettiğini bile geç fark etmeye başlar.
Böyle biriyle karşılaşınca yapılması gereken ilk şey, onun sessizliğini rahatlık sanmamaktır. Çünkü bu insanlar çoğu zaman iyi oldukları için susmazlar, anlatınca anlaşılmayacaklarını düşündükleri için susarlar. Onlara yaklaşırken aceleyle akıl vermek, hemen çözüm sunmak ya da abartıyorsun hissi vermek daha çok kapanmalarına sebep olur. Bazen sadece gerçekten dinlemek, sözünü kesmeden yanında durmak ve kendini ifade etmesi için güvenli bir alan açmak yeterlidir.

Bu insanlara karşı en önemli şeylerden biri de onların anlayışını suistimal etmemektir. Çünkü anlayışlı insanın da sınırı vardır. Hep idare ediyor diye her şeyi kaldırır sanmak büyük haksızlık olur. Sürekli geçiştirilen, sürekli bekletilen, sürekli güçlü kalması beklenen biri bir gün sessizce uzaklaşabilir. O yüzden böyle insanlarla ilişkide küçük şeyleri fark etmek gerekir. Hâlini sormak, emeğini görmek, sadece ihtiyaç olduğunda değil normal zamanda da yanında olmak çok şey değiştirir.
Bu insan tipinin kendi içinde öğrenmesi gereken en önemli şey ise kendini anlatmanın bencillik olmadığıdır. Bazı insanlar kendi derdini söyleyince karşı tarafa yük olacakmış gibi hisseder. O yüzden kırgınlığını yutar, rahatsızlığını erteler, söylemek istediği cümleyi içinde bekletir. Ama insanın kendini ifade etmesi kavga çıkarmak değildir. Bazen sadece ben de yoruldum diyebilmek bile insanın kendi içindeki ağırlığı hafifletir. Her şeyi içine atmak olgunluk değil, bazen kendine haksızlıktır.

Bu noktada karşı tarafın da biraz dikkatli olması gerekir. Herkesi anlayan insanlar genelde doğrudan yardım istemezler. İyi değilim demezler, çoğu zaman sadece biraz daha sessizleşirler. Mesajları kısalır, eskisi kadar hevesli konuşmazlar, ortamda vardırlar ama ruhen geri çekilmiş gibidirler. Böyle birini tanıyorsanız, onun illa açık açık çökmesini beklememek lazım. Bazı insanlar yardım istemeyi bilmez ama bu yardıma ihtiyaç duymadıkları anlamına gelmez.
İlişkilerde bu insanlar çok kolay yorulabilir. Çünkü sevdikleri kişiyi sadece sevmezler, aynı zamanda anlamaya, korumaya ve toparlamaya çalışırlar. Karşı tarafın çocukluğunu, yarasını, korkusunu, hassasiyetini düşünürler ama kendi sınırlarını çoğu zaman geç fark ederler. Burada onların yapması gereken şey, sevginin kendini sürekli feda etmek olmadığını anlamaktır. Birini anlamak güzel ama onun bütün yükünü taşımak zorunda değilsin. Sevgi iki taraflı değilse, bir süre sonra insanın içini tüketir.

Böyle insanlarla iletişim kurarken netlik çok kıymetlidir. Çünkü onlar belirsizlikte daha çok düşünür, daha çok anlam arar, daha çok kendi içinde yorulur. Bir şey söyleyeceksen açık söylemek, kırdıysan geçiştirmeden kabul etmek, değer veriyorsan bunu davranışla göstermek gerekir. Bu insanlar büyük laflardan çok tutarlılığa bakar. Çünkü onlar zaten sözlerin arkasındaki boşluğu, bakıştaki değişimi ve tavırdaki mesafeyi çabuk hisseder. O yüzden onlara karşı samimiyet rol yaparak değil, istikrarlı davranarak gösterilir.
Bu insanın kendi hayatında yapması gereken şey ise herkesin duygusuna yetişmeye çalışmayı bırakmaktır. Çünkü insan herkesi anlamaya çalışırken kendini kaybedebilir. Her derdi dinlemek zorunda değilsin, her kırgınlığı onarmak zorunda değilsin, her ortamı düzeltmek senin görevin değil. Bazen bir adım geri çekilmek, sınır koymak, istemediğin şeyi söylemek ve kendi yorgunluğunu ciddiye almak gerekir. Kendini korumayı öğrenmeyen anlayışlı insanlar, bir süre sonra en çok kendi içlerinde yalnız kalır.

Ben böyle insanlara baktığımda şunu düşünüyorum: Herkesi anlamak güzel bir özellik ama insan kendini anlatamadığı yerde içten içe eksilmeye başlar. Böyle biriyle karşılaşırsak onu sadece güçlü tarafıyla değil, yorulabilecek tarafıyla da görmeliyiz. Böyle biriysen de kendini sürekli en sona koymanın adını fedakârlık sanmamalısın. Anlaşılmak da bir ihtiyaçtır. Bazen insanın en büyük iyiliği başkasını anlamak değil, kendine de aynı şefkati gösterebilmektir.
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar