Elif Şafak'ın "Siyah Süt" romanı okuyan kaç kişi vardır aranızda bilemem. Ama benim gerçekten çok etkilendiğim bir romandır. Bu romandan sonra anneliğin ne kadar kutsal bir şey olduğunu gerçekten daha çok anlamıştım. Siyah süt, cesur, şaşırtıcı ve tılsımlı bir roman. O kadar kötülüğün kol gezdiği ortamlarda, bu roman ile bize umut veriyor Elif Şafak. Dayanabilmek, direnebilmek ve sonra hayata, bir mucize gibi, yeniden başlayabilmek için mutlaka bu romanı okumanızı tavsiye ediyorum.
Kitapta anneliği anlatıyor yazar. Bu kitabında farklı karakterlerle okuyucuyu kendi ile yüzleşmeye götürüyor.

Aslına bakarsanız bir nevi iç hesaplaşma ve silkelenme durumu da diyebiliriz buna. Kitabın ismin Siyah Süt aslında burada yazarın vurgulamak istediği çok manidar bir durum söz konusu. Birincisi annelik ve annelik ile özdeşleştirilen anne sütü her zaman bizlerin sandığı kadar beyaz olmayabiliyor. Onun da kendi içinde çelişkileri ve lekeleri oluyor. Loğusalık depresyonunda ne yazık ki annenin sütü kararabiliyor. En azından eskiler böyle yorumluyorlar.

Kitabı okuyan arkadaşlarımız bilir "ismini sevmeyen kadınlar" diye bölümünde isimlerden, erkeklerin ve kadınların ismi sahiplenme şekillerinden bahseder ve der ki ; "İsimler büyücüdür. Hem de büyülü. İsim var, vezir eder. İsim var, kahreder..."
Ne yazık ki hiçbirimiz kendi ismimizi seçme hakkına sahip olarak dünyaya gelmiyoruz.

İsimlerimiz; biz doğarken ailelerimiz tarafından bize bahşedilen değerli birer nişan gibi asırlar boyu taşıyıp duruyoruz. Bu isimler bizlere ailelerimizden kalan birer armağan aslında. Çoğunun da bir öyküsü ya da verilişinin bir nedeni oluyor. Anneler ve babalar hiç tartışmasız en özel, en güzel isimleri seçerler çocukları için.
İsimlerimiz aslında bizi biz yapan en önemli değerlerimizden biridir.

Şekillenecek olan varlığımızda bize yön gösterir. Bir insanın ismini taşıyabilmesi, ismi ile uyum sergileyebilmesi ise bu koşudaki başarısının kapısını açacaktır hiç kuşkusuz.
İsimlerimiz tanışma esnasında bizim elimizde olabilecek en büyük ve tek silahımızdır.

Bazen isimler yalın ve tek başlarına, bazen tek bir hece, bazen iki ya da üç kelimeden bile oluşsa ağzımızdan dökülürken gerçekten o kadar çok şeyler ifade eder ki karşımızdaki insanlara. ilk tanışma esnasındaki o ilk izlenim, o tekrarı olmayan ve nerede ise kişiliğimizin % 50'sini ele verir isimlerimiz.
O yüzdendir ki isimler gerçekten çok önemlidir.

İlerleyen zamanlarda insanların şahsiyetlerinin ayrılmaz bir parçası haline gelmesinden dolayı. Üstelik ilk izlenimin tekrarı da olmadığından dolayı yeni tanıştığınız kişileri önce isimleri sonra da diğer özelliklerini hafızamıza kayıt ederiz. Bu sebepten dolayı da isimlerin kişiler üzerinde ne kadar önemli olduğunu bir kere daha anlamış oluyoruz aslında. O yüzden çocuklarınıza isim koyarken gerçekten çok düşünerek ve seçici olarak isim koymanızda fayda vardır. İlerleyen yaşlarda isminden dolayı sıkıntı yaşamaması adına.
Kişilerin isimlere vermiş olduğu önem, o sahipleniş eski yıllardan günümüze kadar hep aynı heyecanla devam ediyor. Bazen insanlarımız öyle bir duruma geliyor ki o isme sahip olabilmek adına gözlerini kırpmadan canlarını bile feda edebilecek duruma geliyorlar. Ve tarihimiz bu isimlerle doludur.
Colin Falconer Bir Cleopatra romanı olan “Biz Tanrıyken” adlı yapıtında “önemli olan isimdi, isimlerin bir sihri vardı, altından ve en büyük ordulardan önemliydi…” diyerek Kleopatra’nın düşüncelerini dile getirirken bize insanların yüzyıllar öncesinden itibaren isimlere verdiği önemi hatırlatır.
Bazı isimler vardır o kişinin adını telaffuz ettiğiniz zaman ismi ile bir bütünlük oluşturduğunu düşünürsünüz.

Ve bazı isimler de vardır ki bir kişiye bakarsınız bir ismine bakarsınız ne alaka diye de düşünürsünüz. Eskilerin bir tabiri vardır "isimlerle hayat bulur bazen insan geleceği, hatta isimlerle yön değiştirir." Gerek iş hayatımda, gerek akraba çevremde, gerekse sosyal medyada isimleri ile hiç alakası olmayan kişiler çok görmüşümdür. İsimlerin insan kişiliklerini birebir yansıttığını düşünürüm.
İsimlerimizi tamamlayan soy isimlerimizdir. Erkekler ve kadınları birbirinden ayıran ince bir çizgidir aslında. Erkeklerden yana ağır basan, onları kollayan. Pek çoğumuzun belki de farkına bile varmadığı, ya da varmak istemediği, üstünde durmadığı yarı saydam çizginin üzerinde Elif Şafak'ın çok güzel bir dizesini paylaşmak isterim sizlerle.
"Erkekler isim değiştirmek ne menem bir şeydir kolay kolay hissedemezler. Kadınlar ise, tam tersine isim göçebesidir... Genç kızlıklarında başka türlüdür soyadları, evlendiklerinde başka. Boşanırlarsa başka, yeniden evlenirler gene başka..."
Kadınlarımız ne yazık ki yaşamları boyunca hep değişik kimlikler taşımışlardır.

Evlenmeden önce babasının soyadına alışmış olan bir kız hop evlenir kocasının soyadını alır. Tam buna alışır hop boşanır tekrar babasının soyadını alır. Bu kısır döngü halen devam edip gitmektedir.
Evlenmeye karar verdiğimiz zaman hiçbir genç kızın gözü mutluluktan başka bir şey görmez. Çoğumuz sorgusuz sualsiz hemen kabulleniriz sevdiğimiz insanın soy ismini. Üstelik ömrümüzün sonuna değin değişmeyeceğine o denli inanırız ki, ilk göz ağrımız olan baba ismimizi bir anda yok sayar gideriz. Ama bazen hayatın yel değirmeni bizim istediğimiz yönde dönmez. Boşanma söz konusu olduğu zaman sorgusuz ve sualsiz hayatımıza eklenen soy isim, yine sorgusuz ve sualsiz bir şekilden elinizden alınıverir. Ne olduğunu bile anlayamadan...

Bize sorulmadan verilen soy ismi bize sorulmadan alınır. O an kadının ne düşündüğünün bir önemi yoktur. Kadının hangi soy isimle devam etmek istediğinin de bir önemi yoktur. Ve boşanmanın ardından eski soy isminizle hayatınıza tekrardan kaldığınız yerden devam etmeniz beklenir.
Bu esnada yıllar boyunca kazanılan alışkanlıklarımız, seneler boyunca kullanılan imzalar, yapılan sözleşmeler, hatta ve hatta kapı zilindeki isminiz...

Ortak bir nokta olan çocuklarınız ile paylaştığınız tek ortak şey o soy isimdir her şeyden önce. Senin travmalarına bir de çocuk kalbinin hassa, masum sızıları eklenir. Kapı zilinden başlayan, faturalarda, kartlarda ve yolculuklarınızda önünüze çıkıverir ansızın.

Boşanmalardan sonra o kadar çok şeyde değişiklik yapmak zorunda kalırız ki. Kapı zili, nüfus cüzdanı, ehliyet, pasaport, meslek kartları, banka kartları, banka hesapları, şahsınıza ait tüm faturalar ve yine şahsınıza ait tapu, ev, araba gibi tüm resmi evraklarda, banka cüzdanınızdan tutunda sözleşmelere kadar her şeyi sil baştan yenilemek gerekir. Ve bana göre en önemlisi imzanın değişmesi. Bu olayları yaşayan bir kadının tüm olumsuzluklara rağmen bir an önce yaşananları unutmaya çalışması bir kadın için gerçekten çok büyük bir yıkım süreci oluşturmaktadır.

Tüm bunların üzerine birde tanınmış biri iseniz işiniz daha da zor. Bir yazar, bir oyuncu, bir aktris, bir siyasetçi, bir bilim kadını iseniz... İşte o zaman işiniz bin kat daha da zorlaşır. Belki de toplum önünde sizi siz yapan ve tanındığınız süreç içerisinde kullanmış olduğunuz soy isminiz ile bütünleştiğinizi de düşürsek. Ve bazen o soy isminden vazgeçmemek için mücadele vermek durumunda kalır kadınlarımız.

Bu kadar zorlama neden, bu kadar duyarsızlık nedendir kadınlarımıza karşı. Sistem öyle bir düzenlenmiş ki tüm düzenekte öne erkekler düşünülmüş. İlk pay hep erkeklere verilmiş, ilk bakışta bu çok önemsiz ve küçük gibi duran konunun bile derinlerine inildiğinde kadın ruhunun nasıl paramparça olduğunu daha iyi anlıyor insan. O nedenle ne zaman boşanma haberi duysam o anda kadın isimlerinin ve geride bıraktığı yaşanmışlıklarının izlerini düşünmeden edemiyorum. 
Dostça ve sağlıcakla kalın...
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar