Öncelikle herkese merhaba arkadaşlar. Uzun süredir herhangi bir paylaşımda bulunmuyordum. Sonra dedim ki neden "Enver Paşa" ile ilgili bir şeyler yazmıyorsun, Ketçap? Nitekim kendime sorduğum bu soruya olumlu cevap vermem neticesinde şu an aynı satırları okuyor ve görüyor bulunmaktayız...
Umarım beğenirsiniz olabildiğince kaynaklara ve biraz da olsa kendi şahsi yorumlarıma değineceğim. İyi okumalar!
Enver Paşa kimdir?

"Enver Paşa'nın hayatı, baş döndürücü bir maceradır. Aşk, savaş, kan, gözyaşı, hırs, intikam ve birbirine zıt daha dünya kadar kavram ile dolu, üstelik sadece 41 seneye sığmış ama mağlubiyetle neticelenmiş bir macera ..."
Murat Bardakçı - Enver
Enver Paşa tarihimiz içerisinde en çok bilgi kirliliğinin yaşandığı şahsiyetlerden kuşkusuz biridir. Şöyle ki;
- Vatan haini o!
- Başarısız bir askerdi!
- Hayalperestti!
- Alman Hayranı!
Bla bla bla... diye giden bir çok alçaltıcı sözlerin yöneltildiği Enver Paşa gerçekten bu yakıştırmaları hak ediyor mu? Kaçımız daha yeni mezun olduktan kısa bir süre sonra; Balkanlar'ın her bir yanında düzinelerce komitacıyla mücadele edip, (kontrgerilla) bu mücadelelerden başarıyla çıktığını biliyoruz Enver Paşa'nın? Hep birlikte daha detaylı bir şekilde bakalım.
Sarıkamış Harekatı

Hemen hepimiz Sarıkamış'da neler olduğunu, neler yaşandığını az çok bilmekteyiz. Büyük kayıplar verdiğimiz bir cephe olmakla beraber, doğru olduğunu sandığımız ama aslında yanlış olan bir çok bilginin olduğu karmaşık bir konudur. Şöyle ki;
Bu cephenin açılma sebebi iki yönlüdür. Biri müttefikimiz olan Almanya'nın Batı Cephesini rahatlatmak ikincisi Rusların 93 Harbinden beri süregelen ilerleyişi durdurmaktır. Hitler'in de uyguladığı gibi "En iyi savunma, saldırıdır!" prensibiyle Ruslardan önce davranılarak harekat başlatılmıştır. Çünkü 1878 yılından beri Ruslar bölgede yığınak yapmaktadır. Ve sanıldığı gibi Enver Paşa tek kumandan değil cephede yer alan bir çok Paşanın katılımıyla gerçekleşmiş bir harekattır (!) Bu da demek oluyor ki zafer tek bir kişinin olamayacağı gibi mağlubiyet de tek bir kişinin olamaz. Şimdi bir de harekat planlarına bakalım;
"Enver Paşa'nın planına göre, Üçüncü Ordu'nun bir kolordusu Allahuekber Dağları'nı geçecek ve Sarıkamış kuşatılacaktı...
Ama bazı komutanların "Sarıkamış'a ilk giren olma" hayaliyle kendi başlarına harekete kalkışmaları, Hafız Hakkı Bey'in kaçan Rus birliklerini takip ederek kuşatma hattını lüzumsuz yere genişletmesi ve on binlerce askeri kışlık elbiseleri olmadan daha uzun bir yoldan dağlara tırmandırması büyük felaketi getirdi. Neticenin kötü olacağını hisseden bazı komutanlar, zaten daha önce art arda istifa etmişlerdi.
Öncü birliklerimiz Sarıkamış'a girmeyi başardılar ama Ruslar tarafından maalesef yok edildiler ve asıl facia dağlarda yaşandı: On binlerce askerimiz soğuktan donarak sonsuz bir uykuya daldı, binlercesi de tifüsten kırıldı. 25 ve 26 Aralık günlerinde vaziyetimiz çok daha kötüleşti ve 3 Ocak'ta artık her şeyin bittiğini anlayan Enver Paşa, Albay Hafız Hakkı Bey'i "Paşa"yapıp Üçüncü Ordu'nun başına geçirdikten sonra Erzurum'a döndü. Hafız Hakkı Paşa da geri çekilme emri verdi ve Sarıkamış harekâtı büyük bir hüzünle noktalandı." Görünen o ki hata gerçekten de tek başına Enver'e yıkılmak için bir hayli fazla.

Bir diğer yanlış bilinen nokta ise 90.000 şehit verildi kurmacasıdır. Tabii bu durum 30.000 olsa veya 40.000 olsa dahi iyi ya da azımsanacak veya mutluluk verici bir durum olmayacaktı! Elbet orada ölen insanlar bizdik... Ancak Genelkurmay belgeleri ile sabit olmakla beraber bizim oradaki askeri mevcudiyetimiz 75.000 kayıplarımız ise 40 - 60.000 arasıdır.
"Bir yalanı, bozgunu ne kadar büyütürseniz inanını o denli çok olur"
Alman hayranlığı meselesi!

Dönem incelendiğinde Almanya'nın Askeri teknoloji ve Askeri Bilimler konusunda ne kadar ileri olduğu aşikardır. Harp Akademisinde yetişen her genç kurmay, bu okulda ders olarak Carl von Clausewitz "Savaş Üzerine" adlı eserini ve daha nicelerini mutlaka okumuş ve biliyor olarak mezun olmaktadır. Böyle bir ortamda yetişen her asker kendi ordusunu da bu denli güçlü yapabilmek için elbette ki bazı noktalarda Alman ve Prusya modeline sıcak bakacak ve bu yönde düzenlemelere kalkışacaktır. Bu sadece Enver Paşa'ya özgü bir durum değildir. 1798 yıllarında başta olan Padişah III. Selim, Fransız Ordusunu temel alan yeni bir ordu kurmuştu. Pek çoğumuz ismini biliyoruzdur; Nızam-ı Cedit ordusunun. Tarihe merakı olanlar 18. Yüzyılın sonunu işaret ettiğimi görünce anlamıştır ancak ben yinede yazayım bu dönemde Napoleon Bonaparte Fransa'nın başındadır ve bütün bir kıta Avrupasını işgal edecektir. Peki nasıl ? Güçlü ve düzenli bir orduyla elbet ve bu nedenle biz o dönemde kurduğumuz orduda Fransız modelini temel aldık. Keşke askeri bilimler konusunda bu devletler kadar başarılı olsaydık ve okullarda bizim kitaplarımız okutulsaydı ancak ne yazık ki bir çok konuda olduğu gibi bu konuda da geri kalmışlık hat safhadaydı...
I. Dünya Savaşı'na bizi Enver soktu!

Bu tabir de başlı başına bir skandal ve tarih okumamızdan ileri gelen bir söylemdir ne yazık ki... I. Dünya savaşı 1914 yılında cereyan eden pek çok yönlü bir savaştır. Peki gelelim asıl meseleye. Pek çoğumuz 1908 yılında gerçekleşen Reval Görüşmelerinden bihaberiz. (I. Dünya Savaşından 6 Yıl önce) Bu görüşmeler esnasında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Osmanlı Devleti çoktan paylaşılmıştı! Yani bizim I. Dünya savaşından kaçma gibi bir lüksümüz, şansımız yoktu çünkü İngiltere ve Rusya çoktan toprakları kendi aralarında paylaşmıştı. Özetleyecek olursak bize savaşa hangi tarafta katılacağımızı seçmekten (ki oda çoktan bellidir) başka bir şans bırakılmamıştı. 20. Yüzyılın başında Osmanlı'nın İngiltere ve Rusya ile tek başına mücadele edemeyeceği de pek tabi ortadayken Almanya'nın yanında savaşa girmekten başka bir çaremizin olmadığı kolayca çıkacak bir sonuçtur ne yazık ki..
Kuzey Afrika'dan Orta Asya'ya!

1922'nin 4 Ağustos sabahı, Pamir Dağları'nın eteklerinde ateş saçan bir Rus mitralyözü, Türkiye'nin seneler boyu en güçlü adamı olan bir askeri, Enver Paşa'yı yere sermişti. Enver Paşa'yı seversiniz veya sevmezsiniz, size kalmıştır ama tarihimizdeki yerini hiçbir şekilde gözardı edemeyiz! Bu yazıyı Enver Paşa'yı hatırlamamız için yazdım. Bilhassa kendisi de "Eğer bir gün şehit olursam arkamdan elbet bir kaç kişi rahmet okuyacaktır" diyecek kadar alçak gönüllü ve dini bütün bir insandır...
"Şehîd-i muhterem Enver Paşa Hazretleri pek mukaddes ve yüksek bir maksad peşinde Buhara'da Belcivan Vilâyeti'nin Çegan isimli mahallinde Kurban Bayramı'nın ikinci günü olan 4 Ağustos 1922'de, öğle vaktine yakın bir zamanda, temiz kanını toprağa akıta akıta, kahraman ve mert bir şekilde şehâdet rütbesine nâil olmuştur" Ölüm Haberi
Enver Paşa kesinlikle bir dava adamı, iyi yetişmiş bir entellektüel ve bir askerdi. Sadece 4 dil bilmesinden kaynaklanmıyor bu yazdıklarım elbet. Düşünün günümüzün Genelkurmay başkanısınız isteseniz rahat ve huzurlu bir hayat yaşayabilecekken Orta Asya'nın kavrulmuş dağlarında bir Rus mitralyözü (makineli tüfeği) atışında şehadet şerbetini içtiğinizi ? Ve bütün bu olumsuzluklara rağmen eşi Naciye Hanıma hitaben;
Bugün pek sıkıntılı bir hava, tuhaf bir sis, güneş görünmüyor. Düşmandan bir hareket yok. Fakat henüz sabahtır. Hastalarımı geri gönderdim ve Afgan Emîri'nin askerin ve muavenetinin (yardımının) çekilmesinin iyi olmadığını ve Bolşevikler'e emniyet câiz olamayacağını bildirdim. Ve hiç olmazsa eczâ-yı tıbbiye (ilâçların) vesâir malzemesinin iâdesini istedim. Bakalım ne olacak. Bir de Hacı Sami ve diğer arkadaşların bu tarafa geçmesine müsaade olunmasını talep ettim.
İşte efendiciğim, hemen şu satırları yazarak mektubumu kapatıyorum. ..... hergün sana topladığım buranın yabanî çiçeklerinden maâdâ (dışında) kaç gecedir altında yattığım karaağaçtan kopardığım ufak bir dalı leffediyorum (ilâve ediyorum). Seni öper sever, kucaklar, bu mevcudiyet-i maddiyemle (maddî varlığımla), aşk ve iştiyâkımla sarılarak, Hüdâ'nın birliğine yavrularımla beraber emanet ederim rûhum efendiciğim. Karaağaca çakımla ismini yazdım. Enver'in"

Tarih "olsaydı" metodolojisiyle elbet işlemez ancak eğer Enver Paşa isteklerinde başarılı olabilseydi günümüz Dünyası ve tarih kitapları Enver Paşa nezlinde çok daha farklı olacaktı..
Yazımı daha da uzatmak istesem de burada noktalamak durumundayım. Umarım sıkılmadan okumuş ve bir kaç şey katmayı başarmışımdır. Dil kusurları ve hatalarım olduysa affola bu satırları gece saat 02.00 sularında yazma şerefine nail oldum. Yazıyı yazarken;
Şevket Süreyya'nın 3 Ciltlik Enver Paşa serisinden,
Murat Bardakçı'nın Enver ve Bir İttihatçının Sandığı kitaplarından,
Enver Paşa'nın İş Bankası Yayınlarından çıkan Anılarından faydalanarak yazdım.
Sözlerimi bitirirken başta Mustafa Kemal Atatürk, Enver Paşa ve daha nice yiğitler olmak üzere bütün aziz şehitlerimizi saygıyla ve özlemle anıyor mekanlarının cennet olmasını diliyor ve noktalıyorum.

16.11.2017
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar