Modernlik adı altında erkeklere "kullanılmış hayatları" yutturmaya çalışmak?


merhaba,

Son dönemde gerek sosyal medyada gerekse çevremizde sıkça rastladığımız, modern ve geleneksel değerlerin çatıştığı bir ilişki dinamiği üzerine fikirlerinizi merak ediyorum.

Senaryoyu kabaca şöyle kurabiliriz: Hayatı boyunca tamamen kariyerine, eğitimine ve kişisel disiplinine odaklanmış, ilişkiler konusunda son derece seçici ve mesafeli kalmış bir erkek düşünelim. Bu kişinin karşısına, hayatının önceki evrelerini (örneğin üniversite yıllarını) oldukça serbest, hareketli ve çok ortaklı tecrübelerle geçirmiş, ancak artık "durulup evlenmek istediğini" belirten bir kadın çıkıyor.

Bu temel profil üzerinden, sosyolojik ve psikolojik açıdan şu soruları sormak gerekiyor:

Bir tarafın gençlik yıllarında sınır tanımadan yaşadığı tecrübelerin getirdiği duygusal veya zihinsel yıpranmışlığı, hayatını bütünüyle disipline etmiş diğer partnerin sineye çekmesini beklemek ne kadar adildir?
Modern algı, kadınların eş seçiminde erkeklerin kriterlerini (kariyer, finansal güç, statü, boy vb.) son derece rasyonel ve haklı bulurken; erkeklerin eş seçiminde aradığı "sakin geçmiş" kriterini neden anında "ilkel" veya "güvensizlik" olarak yaftalıyor?
"Geçmiş geçmişte kaldı" söylemi, gerçekten bir olgunlaşma belirtisi midir; yoksa hayatın hareketli evrelerini tükettikten sonra, güvenli ve konforlu bir limana sığınma arayışının modern bir retoriği midir?
Bireylerin evlilik gibi uzun vadeli bir kurumda, karşı tarafın geçmiş yaşam pratiklerini bir tercih/uyum kriteri olarak görmesi rasyonel bir hak mıdır, yoksa iddia edildiği gibi bir dayatma mıdır?

Kişiselleştirmeden, sosyolojik çerçevede yorumlarınızı bekliyorum.

Güncellemeler
29 gü
sahsen ben duzgun bı ınsanım bana sallayan olursas sımdıden cevabım burada erkekler yapıyo dıyosanızda paraya bakıyosanız yaparlar abıcım kendınızı de kullandırttıysanız bılmem yanı ben degılım sızı kullanan kımseyıde kullanmam
Modernlik adı altında erkeklere "kullanılmış hayatları" yutturmaya çalışmak?
Cevapla