Şu an üniversitede 'sanat tarihi' bölümünde ikinci sınıf öğrencisiyim. Mezun olduktan sonra ne yapacağım bilmiyorum. Kesin konuşmayı sevmem çünkü hayat şartları, fikirlerimiz, hayallerimiz her an değişebilir.
Seçeneklerim arasında öğretmenlik de var. Açıkçası öğrencilerin yaşları, davranışları ve okul ortamı sebebiyle lisede çalışmak istemiyorum. Lise öğretmenliği zor bir iş, mesela benim lisedeki hocalarımdan birisinin konuşması değişik diye öğrenciler sürekli alay ediyordu, dersi dinlemiyordu. Liseli gençlerle baş etmek çok yorucu ve zor. Bu konuyu fazla uzatmayacağım.
Eğer ben herhangi bir üniversitede hoca olsaydım nasıl biri olurdum? Dersleri nasıl işlerdim? Sınavda nasıl soru sorardım? Acaba öğrencilerim beni sever miydi? (Bunu ben de bilmiyorum *-*)

Sanat Tarihi veya Türkçe ile alakalı bir derse girerdim.

Bölümüm sanat tarihi olduğu için bu konuyla ilgili derslere girmem pek şaşırtıcı değil. Peki, Türkçe ne alaka? Ben Türkçenin kökenini çok merak ediyorum. Yani etimolojiye ilgim var ve bence bu önemli. Bazen sanat tarihiyle ilgili derslerde bile karşımıza çıkıyor. Dilimizin tarihini öğrenmek gerek. Etimoloji, diğer derslerin içine serpiştirilmesin, hak ettiği gibi ayrı bir ders olarak okutulsun. Edebiyat bölümünde var mıdır bilmiyorum ama sanat tarihinde olmasını kesinlikle isterim. (Öğrencilerin memnun olacağını pek sanmıyorum.😐)
Ders işleme yöntemim:

Bu konuda kesin bir karara varamadım. Mesela öğrencilerimle sohbet ederek ders işlemek eğlenceli olabilirdi. Lakin ben konuşmayı çok seviyorum. Eğer bütün ders boyunca sadece ben konuşursam sakın şaşırmayın...
En iyisi orta yolu bulmak. Bir ders sadece ben konuşayım diğer ders konularımız hakkında biraz tartışalım, kabul mü sevgili öğrencilerim?☘⚘
Anlatımım oldukça yalın ve anlaşılırdır. Yani hiç kimse "Bu hoca çok karışık anlatıyor, söylediklerini anlayamıyoruz." diyemez. Tamam, herkesin anlama, öğrenme yöntemi farklıdır ama ben derslerimi olabildiğince kolaylaştırarak izah ederim.
Devamsızlık mevzusu:

Sanırım ben derslerde yoklama almazdım veya alsam bile devamsızlığa aşırı önem vermezdim.
Maalesef bazı öğrenciler yoklama kağıdına arkadaşlarının yerine imza atıyor ve bu yüzden haksızlıklar ortaya çıkıyor. Bir öğrenci çok popüler, arkadaşları var ve onların sayesinde okula gitmediği halde 'gitmiş' gözüküyor. Arkadaşı olmayan veya dürüstlüğü tercih eden öğrenciler ise zor duruma düşüyor.
Peki, dersime geç kalan öğrencilere karşı tavrım ne olurdu? Eğer ders sabah -çok erken bir saatte- ise pek bir şey demezdim yoksa kızabilirdim.
Sınav tarzım:

Bunu daha önce hiç düşünmemiştim. Muhtemelen sınavlarım klasik olurdu ve en fazla beş soru sorardım. (Merak etmeyin, bol bol süre vereceğim.)
Sınav sorularını önceden vermezdim ama aşırı 'sürpriz soru' soran hocalardan da olmazdım. Hangi konulardan çıkacağını az çok tahmin ederdi öğrencilerim.
Öyle üç beş cümle yazanı geçirmezdim ama 'yeterince' yazana da hakkını verirdim.
Şimdi, en önemli konuya geldik. Türkçenin doğru kullanımı (yazım, noktalama kuralları, cümlenin ögelerinin dizimi, anlatım bozukluğu içermemesi vb.) benim için çok önemli. Düşünsenize, okuldan mezun olmuşsunuz, bütün derslere hakimsiniz ama hala yazı yazmayı beceremiyorsunuz. (Ben sizin iyiliğinizi düşünüyorum yani.) Sınavda bunlar da size vereceğim puanda belirleyici rol oynardı.
Galiba en temel konulara açıklık getirdim. Eğer merak ettiğiniz bir şey kaldıysa yorum bölümüne yazabilirsiniz. Umarım 'hayali öğretmenliğimi' beğenmişsinizdir. Herkese iyi günler.💙🍀
Aşk İlişkileri
YKS2026
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar