Matematiğin Aslında Gerçekçi Bir Ders Olmaması

Okullarda okutulan beşeri bilimlerin gerçek hayatla bağdaşmadığına dair bir yığın örnek sayarım size. Zaten kafası çalışan adamların tamamı okulla arası iyi olmayan insanlardı. Benim de öyle…


Matematiğin Aslında Gerçekçi Bir Ders Olmaması.


Yani şimdi burada tek tek okulu bitirememiş dâhileri ya da ne bileyim okulu bitirmediği halde dünyanın sayılı zenginleri arasında olan para babalarının isimlerini saymayacağım. Yalnız bir okul hele hele üniversite ve üzerinde bir eğitim görmüşseniz bilin ki asla çok iyi bir yerlere gelemeyeceksiniz. Çünkü okul, basmakalıp müfredat denen saçma bir kalıp üzerine adam üretmeye yarayan, teori üzerinde insanın tüm benliğini skip atan bir sistem affedersiniz.


Ha sisteme bu kadar laf soktuğumdan ötürü kimse bir Einstein’e, Richard Branson’a öykündüğümü ya da aman efendim çok zekiydim de okul yüzünden vasat bir insan oldum da ona ağlıyorum filan diye algılamasın konuyu, o konuyu bilahare anlatırım ama konumuza dönelim.


Evet, okulda müfredat adı altında beynimizin tavanına koyan tüm beşeri bilimlerle ilgili bugları bulabilirim sizlere ama neden matematikten nefret ettiğim geldi aklıma şirketin yeni kurulan bölümünün idari ve mali çatısını oluşturmak için kafa patlatırken. Kafamı zzzzz en basmakalıp sorulardan biriydi mesela Ali’nin parası.


Yok, merak etmeyin, Cem Yılmazcılık oynamayacağım. Evet aslında eleştirisellik açısından benzer ama olaylara yaklaşımlarımız biraz farklı sanırım. Misal Ali parasının belirli bir ondalık kesimiyle çeşitli harcamalar yaptıktan sonra kalan yekûnu ya da filanca ürünün fiyatını isterlerdi ya hep. İşte oraya takığım arkadaş ben mesela.


Diyelim Ali’nin 100 lirası var ve Ali parasının iki bölü sekizi ile ceviz alıyor. Kalan parasının altıda biri ile kalem, kalan parasının da bir bölü dördü ile badem alıyor. Ali’nin kaç lirası kalmıştır. Cevap olarak 10 lira+sakız yazdığım için hoca sınav kağıtlarını okurken dövdü l*n beni. O zaman iyice kinlendim ya Ia ben.


Başka benzer soruda Ali kazıklanmış o fiyata badem mi olur dediğim için öğretmen favorilerimi çekmişti. Yine benzer bir soruda da pazarlık ederse durum değişir demiştim de parmaklarıma mis hareketi yaptıran öğretmen cetvelin sivri tarafıyla vurmuştu ama bakın detaya gelin şimdi.


Niye iki bölü sekizi arkadaşım iki bölü sekiz nedir hamuağsd. Niye bir bölü dördü değil bu rakam, niye rakamları şişirip insanları gereksiz yere uğraştırıp insanların kafasını karıştırıyorsunuz. Hepsini geçtim niye parasının %25’i deyip kestirip atmıyorsun da işi yokuşa sürüyorsun bu biiir.


Kaldı mı sana 75 TL. Kalan parasının üç bölü altısı ile (bak gene) kalem alıyor. Kalem de 37,5 etti mi, kazıklanmasını geçtik.


Kalan parasının bir bölü dördü ile kalem alıyor. İşteee badem için 9,375 Tl’yi nasıl ödüyor l*n bu muğa koduğum Ali’si. Ben bakkaldan hiç net para üstü almadım ki bozuk yok deyip şekersiz sakızı itelerlerdi p**evenk . En iyi ihtimalle kalan paranın hamuğa koyim l*n veled düz 10 lira olsun 250 gram veriyorum desinler. Sonuç gene yanlış l*n . Otur sıfır.


Şimdilerde de durum farklı değil ki. 9,9 TL’den 1 kuruşunu alabilen babayiğit matematik öğretmeni varsa gelsin cümle matematik öğretmenleri beni siksin. Nakit taşımıyorum sırf bu sebeple küsüratları yedirtmemek için veriyorum banka kartını, kredi kartını. (Not: kart aidat ücreti de ödemiyorum)



Ayrıca bu beynini siktimin Ali’si niye hiç pazarlık etmiyor. O zamanlar bu tanımların adlarını bilmiyordum. Ailede esnafta yoktu ama biliyordum ki satılan malların tamamının üzerinde bir pazarlık payı vardı. Misal abi 1 liraya ne kadar dondurma olur diye sorsam “ziktir git la bebe” diye kovalarlardı ama eğer önce dondurmayı isteyip sonra 1 lira verip aranıyormuş gibi yapınca “hadi hadi neyse” dediğinde mahalle bakkalı çakozlamıştım durumu. 2 liralık dondurmayı 1 liraya verebiliyorsa demek ki %100’den fazla kar ediyordu bu adam. Zaten sonradan işin içine girip de “Birim ambalajın brüt karlılığı (MI II)” denen hesaplamanın varlığını öğrenince haklı olduğumu anladım.


Sadece bu mu? Değil elbette. Yine misal havuz problemleri. Mesele yine Cem Yılmaz’ın dediği gibi “problem çıkmasın” meselesi değil. Mesele mantık hatası. Soru ne diyordu hatırlayın. Bir musluk boş bir havuzu x saatte dolduruyor başka musluklar filan derken havuz kaç saatte boşalır?


Benim bu boşaltmalı sorulara cevabım her zaman “hiçbir zaman” olduğu için salağın önde gideni ya da sınıfı kaynatanı oluyordum. Neden mi? Ne diyor soruda? Bir musluk boş havuzu kaç x saatte dolduruyor. Yani havuz boş. Hiç su yok. Yani boşaltan musluğun da sıfır su bırakması lazım ama bu mümkün mü? Ever never


Evet güzel kardeşlerim. Bana bir havuz gösterin ki bana! Bir musluk gelsin onu tamamen sudan arındırsın. Memleketteki kaplıcalarda görmüştüm, çadırla sezonluk kalmaya gittiğimiz için orada takıla takıla görmüştüm hiçbir seferinde o havuzun dibi asla tamamen boşalmazdı. Eğimden dolayı sürekli ayak bileği seviyesinde su kalıyordu. Geçtim onu evde küvet yoktu 10 litrelik kovalara su doldurarak yıkanırdık biz. Ben o kovanın dibini kafamdan aşağıya dökerdim. Düşünün bak ters çeviriyorum, arkadaş yine de su kalıyordu içinde. Aksini iddia eden matematik öğretmeni varsa gelsin duş başlığıyla kovalarım onu ben. İstatistik bilimi de zaten matematiğin bu mantıksızlığını kapatmak için icat edilmiş bir şeydir.


Olasılık hesabı mesela. Arkadaşım net olmayı severim ben. Bir torbada 3 mavi 4 kırmızı 1 beyaz top var. Yine bu soktumun Ali’si torbadan çektiği topun beyaz çıkma ihtimali nedir? Verilmesi istenen cevap 1/8 yani %12,5. Gerçek hayatta öyle mi elbette ki hayır. Çektiğin top ya beyazdır ya da beyaz değildir. Yani gerçek hayattaki cevap %50’dir. Olasılık hesaplarının mantığı yanlış bir kere.


Misal aritmetik bile külliyen yalan dolan. Ben bunları paylaşırken dellenen öğretmen benimla lanlu lunlu konuşup üzerime yürürken “uIan zibidi bir artı bir iki eder işte! Ya adam gibi otur öğren ya da çağır babanı alsın seni sanayii çırak versin” diye üzerime yürürken hocam o da duruma göre değişir deyince herif zıvanadan çıktı. Ben suratımda sille iziyle müdüre anlatıyordum, misal öğretmenim bana sille attı müdürüm. Yani 1-1=0 olması lazımdı. Ne demek istiyorum açıklayayım: O da bir kişi ben de yani durumun nötr olması lazımdı ama o öğretmen olduğu için ben dayak yedim ama dışarıda olsaydık ben de ona vuracaktım, denge olacaktı ama olmadı demek ki duruma göre değişiyormuş.


1+1=2 etmez misal ben tek olsaydım benim etkim 1 birimle sınırlı kalacaktı. Oysa ben dışarıda 2 kişi ile öğretmenimi dövmüş olsaydım 2. Kişi tutacakt ben vuracaktım, bu sayede kavganın bendeki etkisi sıfır ondaki etkisi 1 birimden fazla olacaktı. O zaman da 1+1>2 olacaktı. O yüzden duruma göre değişecekti dedim. Daha ortalıkta incisözlük, bırakın inci sözlüğü 56 K modemler bile yokken bizim müdür de incici çıktı. Önce güldü sonra bastı eksiyi, bir de ondan cetvel yemiştim.


Biraz daha dinleseydi oran orantı denklemlerindeki işçi sayısı arttıkça işin daha kısa sürede neden bitirilemeyeceğini anlatacaktım. Öteki işçinin berikini lafa tutacağını, işçi sayısı arttıkça bir kısmının kaytarıp ve dahi işçilerin kontrolünün zorlaşıp malzemeden çalacağını bu nedenle eksik malzeme yüzünden işin tamamlanamayacağını filan. Onu da bizim, inşaat kumuna atladığımız inşaattaki işçiler üzerinde yaptığım gözlemler üzerinden yapacaktım. Zira gerçek hayatta da şu an bu sorunları yaşıyoruz ya neyse. Hanginiz içinden geçirmedi küme çalışması yapıp da yan gelip yatan adamlar yüzünden “kendim yapsam daha güzel olurdu” serzenişini. O yüzden kimse bana ters orantındaki kelime oyununun aslında subliminal bir mesaj olmadığını iddia etmesin. Tabii o zaman bu kelimeyi de bilmiyordum ya neyse. Eğer bilsem edebiyatçıyla daha pis kavgalara tutuşurdum. Neymiş efendim Türkçe yazıldığı gibi okunan bir dilmiş. Değil dedim, birkaç örnek verdim ama ikna olmadı kadıncağız iyi niyetliydi “sen adam olmiyycaksın” dedi arkasını dönerken. Ben de “olmayacaksın yazılır, (ağzımı kemcürterek) olmıyycaksın” okunur dedim. Sınıf bastı kahkahayı. Kadın ağlayacaktı o an. Belki de kardeşim dışında ağlattığım ilk kadındır o benim. Dersi bitirdiydi. Bir tek onun için üzüldüydüm ve bir tek onun dersinde susuyordum artık, belki de okumayı-yazmayı sevdiğim içindi bu sükûnetimin sebebi, belki de başka bir şey. Neyse onu da belki başka bir bence konusu olarak işliycez belki


Lise 2. sınıfa kadar her dönem takdir getiren bir öğrenciydim ben. Lise 2 sınıf ikinci dönemden sonra artık bu saçma sapan sisteme isyan ettiğim için uzadı. Lise ikinci sınıftan sonra 3 senelik liseyi 5 senede bitirmiştim. Bitirme derecem 4,80/5 idi. Resim dersinin puanlaması göreceli olarak verildiği için resim öğretmenimizi de ayar ettiğim için 0 vermişti ortalamadan yırttık filan. O yüzden yoksa şimdiki aklım olsa milli eğitime dilekçe verip başka bir öğretmen tarafından değerlendirilmesini talep ederdim. Henüz kafam o kadarına basmıyordu.


Şimdi çalıştığım şirketin yeni kurulan bölümünün hesaplamalarını yapıyorum, adamlara hayal kurduklarını rakamlarla anlatıyorum ama hepsi matematik öğretmenim gibi bakıyorlar dünyaya. Hepsi yurdum insanları gibi, 3 liraya alsak. %50 kar koysak, bunun şu kadarı masrafa düşse… ooo 3-4 ayda toparlarız kafasındalar ama hadi bakalım hayırlısı. Kargo maliyetlerinden, elektrik faturalarına, gelir vergisinden, stopaja, araç muayene ücretlerinden şirkette tüketilecek damacana suyuna kadar açılış ve işletme maliyetlerini ekledim. Damacana suya güldü adam. Yıllık 1500 TL damacana suya para veriyorsunuz dedim edebiyat öğretmenimin yüzündeki aynı ifadeyi gördüm, oysa ağzımı kemçürtmemiştim de. O da işte 1 aylık asgari brüt ücret ediyor; yol, yemek, AGİ eklediğinde.



Ben kağıt üzerinde şirketin ilk 6 aylık, 1 yıllık ve 5 yıllık planlarını yaptım bitirdim. Artık kendilerine kalmış durum.


A şehrinden B şehrine giden maceraperestlerin hayallerini kursaklarında bırakmadan ben raporlara döneyim artık.



Bazen diyorum, babam matematik öğretmenimi dinleyip beni sanayiye verseydi




Matematiğin Aslında Gerçekçi Bir Ders Olmaması
Cevapla