Kaybolan Hazinelerimiz Evimizin Neşesi "Çocuklarımız"

Günümüzün en büyük hastalığı, çocuksuz evler

Kaybolan Hazinelerimiz Evimizin Neşesi "Çocuklarımız"

Benim için hastalık sayılan bir durum bu. Herhangi bir çiftin bir sağlık sorunu olmaksızın çocuksuz bir evde yaşaması hatadır. Evliliği bir ağaç olarak düşünsek, aşk kök, çocuk meyvesidir. Hayat onlarsız değil onlarla daha güzel. Onlar bir ailenin birbirine bağlanma sebebi, kavgaların sessizlik nedeni, affetmenin ve affedilmenin ilk sebepleri.

Düşünün; bir evlilik yaptınız, yani bir ağaç diktiniz yeşertip güzel bir yere getirdiniz ama bir çiçeği ya da meyvesi olmadı. Bu sizi üzmez miydi? Benim için sağlıklı ve mutlu her evlilik çocuk denen taç ile taçlandırılmalıdır. Bundan isteyerek uzak kalmış bir evlilik olmamıştır, yuva yarım kalmıştır. İsteyen buna istediği kadar karşı olsun evi ev, yuvayı yuva, aileyi aile yapan çocuktur, çocuk yoksa hiçbiri olmamıştır.

"Böyle bir dünyaya çocuk mu getirilir?" sorunsalı

Kaybolan Hazinelerimiz Evimizin Neşesi "Çocuklarımız"

Bunu söyleyen insanlara ayrı bir kıl oluyorum zaten. Sen kim oluyorsun ki bu dünyaya çocuk getirmem diyorsun. Hayatta her şeyin en doğrusunu bildiğine inanan bizler, bu konuda da hep en doğruyu bildiğimize inanıyoruz. Bu en büyük gafletimiz değil mi zaten? Kendi yanlışlarımızla bu hale getirdiğimiz dünyaya çocuk getirmemeyi istemek kadar büyük başka bir gaflet var mıdır bilemem. Sen paramparça ettin diye, nasıl oluyor da bir can hakkında bu kadar kesin ve net bir dille karar verebiliyorsun?

Senin batırdığın dünyaya yeniden hayat verme ihtimali olan insanlar yetiştir, bazı şeyleri bırak onlar değiştirsin. Sen yaşadın gördün, iyiyi kötüyü öğrendin öyle evlatlar yetiştir ki senin yaptığın hataları yapmasın, gördüğün kötülükleri anlat öyle iyi bir evlat yetiştir ki kötülüğün tamamına sözü geçmese de bir kısmının kökünü kurutsun. Sen yapamadıklarının acısını neden güzelim tertemiz candan alırsın bilmem ama aklında bu varsa inan yanlış yoldasın.

Kaybolan hazinelerimiz "çocuklarımız"

Kaybolan Hazinelerimiz Evimizin Neşesi "Çocuklarımız"

"Bu dünyaya çocuk getirmem, çocuk kendinden vazgeçmek, ama bir kariyer istiyorum" diyerek güzelim dünyayı çiçeksiz bırakmayı başarmış bir insanlık olarak ne kadar gurur duysak az. Evlat sahibi olmayı bir yük hatta bazen bir yanlış olarak görmeye başladığımızdan beri ne gök yüzü artık eskisi kadar mavi ne de ağaçlar eskisi kadar yeşil. Bunu anlamamak için elimizden geleni yapmaya da devam ediyoruz.

Bir dönemin o cıvıl cıvıl sokakları şimdilerde betondan başka bir anlam ifade etmez olmadı mı? Sesleriyle sokaklara can veren o çocuklar şimdilerde bilgisayar başından kalkmaz oldu. Bilgisayarı olmayanlar, televizyon başında tabi onlar evde, sokaklar onlardan yoksun. Bazen bizlere kızan amcalar olurdu sokaklarda o zaman bunu düşünmemişlerdi herhalde bir gün sesleriyle sokakları inim inim inleten o haylazları bir daha göremeyecek olduğuna hiç inanmamışlardı, onlar kovalardı biz döner dolaşır yine gelirdik. Kızarlardı ama olmasak uğraşacak şeyleri kalmayacağını, onlara hayat enerjisi
pompalayan bizlerin eksikliğinin onları da güçsüz bırakacağını içten içe hep bilirlerdi. İşte o amcalar şimdilerde evlerinde televizyon karşısında ömür tüketiyor aynı çocuklarımız gibi.

Günden güne kaybolan bir hazine çocuklar. Değerleri geç anlaşılan ama anlaşıldığında geç kalınacak olan bir hazine. Bizim yok etmeye başladığımız dünyanın kurtarıcıları onlar. Hatta değiştirmeye gücümüzün yetmediği bir çok şeyi değiştirebilecek mimarlar. Biz tecrübe ettik iyi ve kötüyü gördük bunları değiştirecek mimarları ya evlere hapsedip bizden uzak yetiştiriyor ya da daha dünyaya gelmeden önlerini kesiyoruz. Şimdi siz düşünün geleceği baştan inşa etme ihtimali olan onca çiçeği
dalından koparacak hakkı bize kim verdi. Dünyanın gelecekte daha kötü bir yer olacağını söyler dururuz ama bunu değiştirme ihtimali olan evlatları yetiştirmeyi reddederiz. O zaman soru basit;
Geleceği değiştirme ihtimali olan canların yoluna taş koymak niye?

Evimizin neşesi!

Kaybolan Hazinelerimiz Evimizin Neşesi "Çocuklarımız"

Bu gün o geldi diye başlayan cümleler duymuşsunuzdur. O geldi canımızdan can, ikimizden bir parça bizim sadece bizim yaptığımız en güzel şey. Gözlerinde seni gördüğüm, gülüşünde kendimden bir parça bulduğum biricik evladımız. Bilemem bir insan için bu andan daha değerli başka bir an var mıdır? Varsa bile ilk sırayı alması gereken an bu olmalıdır. Evinize yeni bir soluk, yeni bir ses, yeni bir bahar gelmiş bunu size yaşatacak birkaç an vardır ama en değerlisi budur. O güne kadar
sadece iki kişinin paylaştığı o ev bir anda yuva oluvermiştir. Hayata bakışınız bile çark etmiştir. Geleceğe yönelik kurduğunuz her hayale bir ortak daha çıkmıştır. Yorgun argın geldiğiniz işinizin stresine son verecek bir bakış, bir gülüş hakim olmuştur evinize.

Kimi zaman bir sıkıntı gibi görünse de gecenin sessizliğini dağıtan bir can vardır artık evinizde. Geceleriniz eskisi kadar sessiz değildir, ama uykunuz daha kıymetlidir. Her anının değerini bilerek başınızı yastığınıza korsunuz. O güne kadar korkusuzsunuzdur ama artık korkmanızı gerektiren biri daha evinize güneş gibi doğmuştur. Artık eskisine göre daha dikkatlisinizdir, eskiye göre daha hazırlıklı ve daha tedirginsinizdir. Çünkü olur da size bir şey olursa sizden yoksun kalacak bir nefes
vardır arkanızda. İşin en tatlı yanı ise artık önemsediğiniz üçüncü bir can olmuştur. Gecenin bir vakti korkuyla uyanıp nefes alıyor mu diye bakmaya koştuğunuz, ateşlendiği zaman korkudan ne yapacağınızı bilemediğiniz, uzak kaldığınız her dakika nefesini özlediğiniz bir can.

Şimdi ister bu kadar güzelliği ardınızda bırakın, kendinizi kendi karanlığınızda kendi kasvetinizde boğun. İsterseniz bir çocuk yapın evinizi bir güneş ile aydınlatın. Karar sizin hayat sizin.

Not: Bir baba değilim, adayı da değilim ama aday adayı sayılabilirim Benim düşüncem bundan ibaret umarım birkaç kişininde aklına girebilecek, duygularını kabartacak bir yazı olmuştur. Sürç-ü Lisan etmişsem, kalbinizi kıracak bir söz söylemişsem affedin hakkınızı helal edin.

Kaybolan Hazinelerimiz Evimizin Neşesi "Çocuklarımız"
Cevapla