Merhabalar Ks Üyeleri,
Evrim teorisi der ki,
Hepimiz zamanla yaşadığımız ortama daha iyi adapte olmaktayız.
Ancak entropi yasası derki:
Sistemin parçası olan bir bileşenin gelişmesi ancak bir başkasının harcanması ile mümkündür.
Fizikte iki yasa vardır ve bunlar en üst yasalar olarak anılmayı hak etmektedirler. Bu iki yasa termodinamiğin birinci ve ikinci yasalarıdır. Termodinamik yasaları kozmoloji, tarih, ekonomi, ordu, nükleer fizyon gibi birçok alanda uygulanabirliliğe sahiptir. Bu nedenle bu yasaları anlamak ve onları günümüz dünyasının durumuna açıklık getirmek için kullanmak büyük bir önem taşır. Çünkü bu yasalar sayesinde Farmason aileler gibi sizde geleceği öngörebilirsiniz.
Termodinamiğin İlk Yasası :
Termodinamiğin ilk yasası "enerjinin korunumu"dur.
Bu yasaya bağlı olarak enerji ne yoktan var edilebilir nede yok edilebilir; ancak bir formdan diğerine dönüşebilir. Örneğin: arabada yakıt kullandığımızda, bu yakıtın büyük kısmı çalıştıracak enerjiye, bir kısmı ısıya, bir diğer kısmıda egsoz gazı olarak dışarı atılan atığa dönüşür.
Şimdi, bu ilk yasaya bağlı olarak iki şeyi göz önüne almamız gerekir. İlki enerjiden türemiş herşeyin şekil, yapı ve hareketidir. Sadece benzin, kömür ya da kerozin- enerjiden türememiştir - insan vücududa aynı enerjiden türemiştir. Bir araç ya da mumda farklı enerji türlerinin dönüşümlerinin kombinasyonu olarak ortaya çıkar. Bir mum ya da araç üretilirken başka bir yerden elde edilen enerji kullanılır. Yani ortada yoktan var edilen değil, dönüştürülmüş bir enerji mevcuttur.
Bu bağlantıda dikkate alınması gereken ikinci önemli husus ise; bir mum yandığı zaman, burada kullanılmış olan enerji yok olmaktansa bir başka enerji haline dönüşüp evrendeki enerji içeriğinin sabit kalmasını sağlamaya devam eder. Yani karşımızda yeni birşey olmadığını söylemek mümkündür. Belkide buna aynı bokun kırmızısda desekte olur.
Termodinamiğin ikinci yasası der ki:
Herhangi bir iş için kullanılacak mevcut enerjinin bir durumdan diğerine dönüşümü sırasında daima bir eksilme gerçekleşir. Mevcut enerjinin kullanımı sırasında gerçekleşen bu kayıba "entropi" denir.
Örneğin, eğer bir parça kömür yakarsak, ele geçen enerjinin miktarı değişmese dahi, yanma işlemi yüzünden kömürün bir miktarı sülfür-diokside ve diğer gazlara dönüşüp boşluğa dağılacaktır. Kömürün bu sülfür-dioksid ve gazlara dönüşmüş halini artık aynı iş için gerekli enerji olarak kullanamayacaksınızdır. Bu kayıba veya atığa entropi denir.
Termodinamiğin ikinci yasası dünyadaki tüm entropinin giderek arttığını gösterir. Entropideki artış, mevcut enerjide yaşanmakata olan düşüşe işaret eder. Bunun haricinde, dünya genelinde birşeyler yapılırken (üretim, ısınma vs.) eldeki mevcut enerji sadece azalmakla kalmıyor, aynı zamanda mevcut olmayan yani kullanılamayacak halde olan enerjide "kirlilik" olarak artışa geçiyor. Buna bağlı olarakta yeryüzü harcanmış bir duruma dönüşerek kirlilikte bir o kadar artışa geçmeye devam ediyor.
Ayrıca, entropi (mevcut olmayan enerji ya da kirlilik) yeryüzünde daima bir "maksimuma" ulaşmaya doğru eğilimlidir. Kapalı bir sistemde enerji daimi olarak tıpkı ısının sıcaktan soğuğa doğru hareket etmesi gibi yüksek seviyedeki bir yoğunluktan bir alt seviyedeki yoğunluğa doğru hareket eder - sonundada varılan noktadaki enerji seviyesinde hiçbir fark kalmayacağından "denge" durumuna ulaşılmış olunur.
Bu an'a entropinin maksimuma ulaştığı an denir, yani artık açıkta kullanılabilecek "serbest" (bedava) enerji kalmamıştır. Örneğin su bir barajın üzerinden aşağıdaki nehire doğru dökülürken, burada açığa çıkan enerjiden elektrik elde edilebilir - fakat su nehir seviyesine ulaştığında, artık elde serbest ya da mevcut enerji yerine sadece "bağlı" enerji bulunmaktadır yani enerji denge durumuna ulaşmıştır.
Şimdi, elimizdeki içeriğe bağlı olarak karşımıza önemli bir husus çıkmaktadır: dünya evrenin kendisine bağlı "kapalı bir sistemdir" - bir başka deyişle etrafındakiler ile enerji değiş tokuşu yapaken, madde değiş tokuşu yapmamaktdır. Evrenin kendiside kapalı bir sistemdir, çünkü kendisine diğer evrenlerden herhangi bir enerji akışı sağlanmamaktadır. Evrendeki sabit enerji miktarı başında olduğu gibi sonundada daima aynı miktarda varolmaya devam edecektir.
Durum bu iken, termodinamiğin iki kanunu sonuç olarak şuna değinir: dünyaya bahşedilen sabit madde miktarı git gide harcanıp tükenirken yenilenebilen enerji tanımlaması sonuç olarak "yenilenemeyen enerji" tanımına dönüşmektedir. Bu açıdan bakıldığında, evren tıpkı bir saat gibi zamanını tüketmektedir, bu süreç zarfında da entropisi git gide artmaktadır. Önünüze çıkacak en basit çiftçi bile daimi güneş ışığı altında dahi sürekli aynı miktar ürünü aynı toprağın üzerinde sonsuza dek aynı miktarda elde edemeyeceğini bilecek kadar zekaya sahiptir.
Tüm bu termodinamik yasalarına bağlı oluşan bilimsel esaslar oldukça sağlam bir temele sahiptir. Geçmişte birçok tanınmış bilim adamı bu yasaları alt etmeye, değiştirmeye ya da manipule etmeye uğraşmış olsada sonuç olarak ele geçen verilerle karşı olduğu bu yasaların temelini dahada sağlamlaştırmıştır.
Entropi yasasının bir başka yüzü: (düzenliden düzensiz duruma geçiş)
Enerjinin mevcut durumdan mevcut olmayan duruma ya da yüksek seviye yoğunluktan alt seviye yoğunluğa geçmesi sırasında ortaya termodinamiğin ikinci yasasına bağlı yeni bir bakış açısı çıkar. Entropi yasasına göre izole edilmiş bir sistem içindeki tüm enerji; düzenli bir durumdan düzensiz bir duruma doğru hareket etmektedir.
Enerji yoğunluğunun en üst seviyede, mevcut enerjininde maksimumda olduğu durum yani entropinin minimumda olduğu durum en düzenli durumdur. Hindu yazıtlarında bu duruma Sato-gun (Saflık durumu) denir. Buna karşılık, maksimum entropi durumuna, yani mevcut enerjinin tümden harcanmış olduğu durumada Tamo-gun (Hareketsizlik durumu) denir. Bu iki durumun arasındaki hareketlilik sürecinede Rajo-gun (Hareketlilik durumu) denir. Anlayacağınız, bilimin günümüzde yeni keşfetmiş gibi görünen termodinamik yasası bundan asırlar evvelde bilinmekteydi.
Yukarıdaki yazdıklarım dünya genelindeki günlük yaşanılanların kısa bir açıklamasıydı. Şeyler kendi hallerine bırakıldıkları zaman git gide düzensilik durumuna doğru ilerlemeye başlarlar. Eğer çalıştığınız büroyu kendi haline bırakıp giderseniz yavaş yavaş bir düzensizliğe doğru kaymaya başladığını görürüsünüz.
Yasayı bir başka açıdan incelersek, ne zaman gerçekleşmekte olan entropi artışını azaltmaya çalışsak bunu ancak çevredeki genel entropiyi arttırarak başarıyor olduğumuzu görürüz. Yerel bir entropi artışını insanlar ya da makineler tarafından azaltmaya çalışmak, bu yerel alanın bağlı olduğu çevredeki entropinin artışına neden olur - böylece gerçekleşmesi öngörülen entropi genel olarak gerçekleşmiş olur. Kısaca doğa yasaları ile dalga geçemezsiniz - tek yaptığınız şey daimi olarak makyajlama yolu ile kendinizi kandırmaktır.
İşte bu etkileşim serüveni toplum içinde pek farklı değildir. Basitçe bakıldığında, bu, - toplumun bozularak git gide düzensiz hale geldiği anlamına gelir. Toplumun ahlakında, spiritüel dayanıklılığında, karakterindeki kudrette, inancındaki etkileşimde, kanun ve düzene olan hissiyatında dejenerasyon baş gösterir.
Hindu yazıtlarındada toplumun ahlaki ve spiritüel enerjisinin git gide dejenere olarak maksimum entropi seviyesine ulaştığı anda Tanrının duruma el koyarak entropiyi geriye döndürme ve altın çağı (Satyuga) yeniden başlatmasından bahsedilir - bu andan itibaren tüm materyal şeyler maksimum enerji yoğunluklarında bulunurlarken aynı zamanda insanlarda ruhsal ya da spiritüel açıdan maksimum (saf) enerji düzeyinde bulunurlar.
Tabiki sadece hindular bu dejenerasyon ve entropi ile ilgileniyor değillerdi. Yunanlılarda tarihi sürekli devam eden bir dejenrasyon işlemi/süreci olarak tasfir ederlerdi. Yunan tarihçi Hesiod bu süreci Altın, Gümüş, Prinç, Demir ve Kahramanlık Çağı olarak beş kategoride sınıflandırmıştı. Yunanlılar her biten çağın bir öncekine göre daha dejenere olduğuna inanırlardı (bana görede oldukça haklılardı).
Altın çağ en yükseği idi. Bu, bolluk ve barış çağı idi. İnanç ise şöyle idi: "başlangıçta altından ölümsüz insanlar vardı... onlar tanrılar gibi - kalpleri endişeden uzak, çalışma gereği olmayan ve üzüntüyü bilmeyenlerdi. Acınacak durumdaki eski çağ artık onları beklemiyordu. Öldükleri zaman sanki derin bir uykuya dalmış gibilerdi. Bütün iyi şeyler onlarındı ve verimli toprağın tahılları doğanın düzenine göre toplanmaktaydı - herşeyden bolca vardı ve bu yüzdende hepsi harmoni ve iyilik içinde yaşarlardı."
Tabi ki Demir çağı içinde yazılanlar vardı: "Gelmekte olan çağın demir ırkına... Gündüzleri keder ve sancılardan, geceleri kötü alışkanlıkların ağlarına düşmekten asla rahat yüzü göremeyeceksiniz. Ne baba çocuklarla, nede çocuklar babayla aynı zihni paylaşacak. Ne misafirler ev sahibiyle anlaşacak nede ev sahibi misafirlerle. Dost dostunu anlamayacak. Ebeveynler çabuk yaşlanıp onurlarını çabuk kaybedecekler. Dürüstler, iyi niyetliler ya da verdiği sözü tutanlar, karşılık bulamayacaklar... fakat bile bile yanlışları yapanlar ve gücü elinde barındıranlar onurlandırılacaklar ve gerçekler ebediyen yok olacak."
Yunanlılar tarihte her çağ değişimiyle beraber çürümenin dahada arttığına inanmaklada kalmadılar, onların inancına göre en sonunda evren tümden kaosa sürüklenip Tanrının ortaya çıkması ve duruma müdahale etmesiyle herşey tekrar orjinal haline dönecekti. Ayrıca yunanlılar insanların zamanla evrim geçirip daha sivil ve medeni bir hale dönüşeceklerine inanmaktansa var olan ilk mükemmel toplumun ardından ahlaki dejenerasyon ve bozulma ile dünyevi döngüyü daima tekrar edeceklerine inanırlardı.
Benzer şekilde Romanlarda süregelen bir bozulma düzenine inanırlardı. Roman mitolojisinde geçen bir cümlede şöyle denir: Zamanın ilerledikçe dünyanında değeri yok olmaya devam eder. Hristiyanlarında dünya görüşü pek farklı değildi. Her ne kadar yunanlıların "döngü" konseptini terk etmişde olsalar, inançları doğrultusunda Tanrının insanları kendi suertinde yarattıktan sonra günahın dünyaya girdiğini düşünmektedirler.
Entropi Yasası ve Evrim:
Entropinin ikinci yasası yukarıda belirttiğim gibi her ne kadar evrenin zamanının akıp bitmekte olduğuna değinsede evrimciler dünyanın basit yaşam formlarından milyarlarca yıllık bir süreçte daha karmaşık yaşam formlarına doğru geliştiğini savunmaya devam etmektedirler.
Ancak ortada apaçık olan birşey varki o da termodinamik yasalarının evrimsel teorilerin karşısında oldukça sağlam delillerle durduğudur. Dikkatli bakıldığında gözlemlenen şey evrendeki değişimin sürekli olarak ilerleme ya da gelişme yerine bozulmaya ve yok olmaya doğru hareket ettiğidir.
Örneğin, uranyum ya da toryum gibi karmaşık atomlara sahip elementler daha az karmaşık olan radyum ya da kurşun gibi elementlere doğru ayrışırken bu olayın tam tersi şekilde işlediği asla gözlemlenmemiştir. Karmaşık yıldız sistemleride gözlemlendiği gibi milyonlarca yıl süren bir değişimle değil sadece bir kaç saatlik bir süreçte parçalanarak nebulalara dönüşmekteler. Benzer şekilde, güneşimiz dakikada 250 milyon ton maddeyi yakmakta.
Bunun gibi devasa işlemler tüm yıldızlarda benzer şekilde süregelirken karşımızda duran şeyin - basitten karmaşığa doğru gelişmekten çok, harcanıp ayrıştırılarak basitliğe doğru götüren bir işlem olduğunu görmekteyiz.
Buna bağlı olarak evrim teorisinin, yani Darwinin basit varlıklardan daha karmaşık canlılara doğru gelişme teorisinin tamamen yanlış olduğunu kanıtlamış oluruz.
İçinde yaşamakta olduğumuz evrende ne kadar geçmişe doğru bakarsak karşımıza daha karmaşık, daha organize sistemler çıkmakta. Tabiki bu geçmişte geriye doğru bakma işlemi sonsuza dek süremez. Organizasyon daima ve sonsuza dek bir çıkış sergileyemiyor. Ulaşılmakta olan kesin bir maksimum mevcut ve buna ulaşma işleminin belirli bir zaman önce başlamış olduğu kesin.

Görünüşe göre ne bu mükemmel organizasyonun daha düşük bir seviyeden evrilmiş olduğunu kanıtlamak nede evrenin daima aynı mükemmelikte sonsuz bir şekilde ayakta durduğunu kanıtlamak imkansız. Buna bağlı olarak, elimizdeki kabul edilen doğa kanunlarına göre içinde bulunduğumuz evrenin belirli bir başlangıç zamanı bulunmakta.
Ancak bu zaman terimlerinin bizi vardırmakta olduğu bir sonuç daha mevcut! Eğer herşey başlangıçta mükemmelikten çürümeye doğru ilerlemekteyse ve bu devasa işlem makrodan mikroya doğru gözlemlenirse - bu düzenin sonsuz bir şekilde devam ettiğini söyleyebiliriz.... eğer öyle olmasaydı - herhalde şimdi ve burada var olmazdık.
Ağaçlar yeşeriyor (doğum), meyveleri gelişmek için güneş ışığı ve topraktaki su ve minarelleri tüketiyor (aktivite), sonundada işlevleri sona eren yaprak, dal ya da meyveler çürüyüp toprağa karışıyorlar (hareketsizlik) ve aynı döngü tekrar ve tekrar süregelmeye devam ediyor.
Hani o evrimcilerin bir türlü açıklayamadığı "madem maymundan geldik, o zaman neden halen maymun var?" sorusunun karşılığıda şu: maymunlar ilk insandan degrade olan varlıklar!

Şimdi de size saygıdeğer Darwin hakkında bir sır vereyim! Darwinin insanın maymundan evrildiğini izah eden evrim teorisini oluşturmasının nedeni (bunun böyle olmadığını bilmesine rağmen), insanları tek bir Ata'ya bağlayarak dünya genelindeki ırkçılık ve köleliği sona erdirmekti!
O da "hepimiz kardeşiz" modelini oluşturmaya uğraşıyordu. Buna kanıt olarak Darwinin ailesi ve sülalesindeki kölelik karşıtı fertlerin aktiviteleri gösterilebilir. Tabi ki bununla Darwinin tüm eser ve teorilerinin yanlış olduğunu kast etmiyorum!
Bu yazı yaratıcılık teorisini desteklemek içinde değil! Sadece temel esaslar ele alınarak düzeni anlamanın bir adım ötesine gidebilmek için. Tabiki eski insanlar bir son ve onu takip eden bir başlangıç görmekteydiler, ancak hepsini ortak kılan nokta bu başlangıcın nasıl gerçekleşmekte olduğu idi! Bu yüzden hepsi omnipotent bir varlığın herşeyi tekrar eski haline getiriyor olması gerektiği fikrinde hemfikirdi.
Tek bir sorun vardı - NASIL oluyordu?!
Aşk İlişkileri
Kadın Emeği
Gündem
Dünya Kupası
Güzellik & Bakım
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Cinsel Yaşam
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
YKS2026
Diğer
En İyi Cevaplar