Gelin, Bilimsel Yöntemle İlgili Doğru Bilinen Yanlışları Düzeltelim

Daha önce soru formatında biraz dürttüm bu konuyu, ama "sorarak" olmuyor. En iyisi ana hatlarıyla kabaca, kolay bir dille anlatmaya çalışmak. Biraz felsefî bir konu olduğu için görsellerin pek bir açıklayıcılığı olmadığı için daha çok "makyaj" malzemesi gibi kullanacağım.

Bu platformda bilimle ilgili yanlış bilgilerden dolayı karşıma çıkan ifadeler, iddialar üzerinden başlık konuları açıp, oradan yürüyeceğim. Başlayalım.

Gelin, Bilimsel Yöntemle İlgili Doğru Bilinen Yanlışları Düzeltelim

"Bilim kanatlı fillerin varlığını ya da yokluğunu kanıtlayamamıştır"

Bu ifade, bilimin konusu, nesnesi ve neyi amaçladığının bilinmemesinden dolayı karşımıza çıkar. Genelde "tanrının varlığı/yokluğu" üzerine olan tartışmalarda ortaya çıkar, ama komplo teorileri, astroloji gibi bilimdışı mevzularda da aynı iddia söz konusudur.

Gelin, Bilimsel Yöntemle İlgili Doğru Bilinen Yanlışları Düzeltelim

Bilim deneyimlenen olguları, fenomenleri (görüngü) ele alır

Bilimin nesnesi, olgulardır. Olgu, bir şekilde deneyimlediğimiz herhangi bir gerçekliktir, olaydır. Örneğin ağacın yapraklarının yeşil olması, bir bebeğin ağlaması, deprem, geceleri gökyüzünde yıldızların parlayıp sönmesi vs. Aklınıza gelebilecek her olay, görüngü (fenomen) bilimin konusudur.

Dikkat ederseniz, daha soru sormadık. "Neden, nasıl, niçin, hangi amaçla, var mı, yok mu, bu işin arkasında ne var" gibi sorular daha oluşmadı bile. Önce olgunun, tarafımızdan deneyimlenmesi lazım ki, akıl yürütmelerimizi yapalım, sorularımızı soralım.

O yüzden "kanatlı filler belki vardır, nereden biliyorsun, bilim yokluğunu da kanıtlayamamıştır" diyemeyiz. Hele bir "kanatlı fili" deneyimleyelim. Ayak izi olur, kemik kalıntısı olur, dışkısı olur, sesi olur, bir şekilde deneyimlenmesi lazım.

Şunu diyenler olabilir "e iyi de, eski efsanelerde birçok kişi kanatlı fil gördüğünü söyler, hatta Yunan gezgin Siklotedes Seyahatnamesi'nde yazar". Evet, bu bir olgudur ve bilimin konusudur. Ama bilime konu olan kanatlı filimiz değil, bu söylenceler ve gezginimizin eseridir. Başka insanların dolaylı olarak deneyimlediğini düşündükleri inandıkları şeyler bilimin nesnesi değildir. Bilim için dolaysız deneyim gereklidir.

Bilim "nasıl" sorusunu sorar

Olgumuzu tespit ettikten sonra sorularımızı sormaya başlayabiliriz. Ama önce küçük bir dil karmaşasından bahsedeyim.

"Neden" kelimesi Türkçede iki farklı anlamda kullanılabiliyor. Soru olunca İngilizce'deki "why" soru şeysine denk gelir. "Neden yaptın bunu" sorusunda, yapan kişinin amacı sorgulanır. Ama soru dışında "savaşın nedenleri" diye kullandığımızda neden-sonuç ilişkisi bağlamında kullanılır, İngilizce'de "cause" kelimesine karşılık gelir. "Neden yaşıyoruz" diye sorulunca iki anlama da gelir. "Yaşamamızın amacı nedir?" de olabilir, "yaşamamızı sağlayan nedenler nelerdir?" de olabilir. İşte bilimin ele aldığı ikincisidir. İngilizcede "cause" olandır. Bu paragraf boyutundaki parantezimizi kapatalım.

"Ağaçların yaprakları yeşildir" olgusuyla karşılaşan bilimci, "neden yeşildir, nasıl yeşil olmuştur, yeşil rengini veren nedir" sorularını sormaya başlar. İşte, bilimin amacı bu soruları herkesin mutabık kalacağı cevaplarla açıklamaktır. Dikkat ederseniz "ağacın yaprakları yeşil mi" hatta "ağaçların yaprakları var mıdır" sorusu görmedik hiç.

Yaprakların yeşilliğini açıklaması için de, bir çok gözlem, deney, veriler toplar. Yaprakları toplar, su döker, asit döker, karanlıkta bırakır, artık ne yapıyorsa yapar, bir açıklama getirmeye çalışır. Ama ortada kanatlı bir fil yokken, fili açıklaması mümkün değildir.

"Bu Elektrik Devreler Teorisi, adı üstünde teori, kanun olmamış, demek ki kanıtlanmamış"

Bilimsel yöntemle ilgili en çok karşılaşılan yanlış budur. Bilimsel kanunlar, teorilerin "daha çok ispatlanmışı, daha kesinleşmişi" değildir. Yani önce "Yerçekimi Teorisi idi, sonra Yerçekimi Kanunu oldu" diye bir şey yok. Farklı bir sıralamayla açıklayalım.

Bilimsel Kanunlar, Teorilerin iskeletidir

Yerçekimi (aslında kütle çekimidir anlaşılsın diye böyle yazacağım) Kanununa aykırı bir astronomi teorisi olamaz. Mesela Big Bang Teorisi, yerçekimi kanununa uymak zorundadır. Ya da Evrim Teorisi termodinamik yasalarına uymak zorundadır. Hatta teoriler birden fazla kanunu da içinde barındırır. Bunlar, temeldir, iskelettir. Bunlara uyumsuz teoriler kurulamaz bile.

Dahası, bilimsel kanunlar genelde matematik ifadelerdir. "Ağaç yapraklarına yeşil rengini veren nedir?" sorusunu matematiksel bir ifadeyle açıklayamazsınız. Bir çok matematik ifadeyi, onların bağlı olduğu bilimsel kanunları da içererek açıklarsınız. Bilimsel Kanunda çok vakit harcamadan, hemen Teorilerimize atlama vakti geldi.

Bilimsel Teoriler, deney ve gözlemle sürekli sınanarak, defalarca ispatlanarak bir olguyu en iyi açıklayan akıl yürütmeler bütünüdür

Elektrik Devreler Teorisi olmadan elinizdeki telefonlar üretilemezdi. Gazlar Teorisi olmadan uçak yapamazsınız ve hatta, en tartışmalı olan Evrim Teorisi olmadan ne biyoloji, ne tıp, ne de jeoloji olurdu.

Evrim Teorisinde biraz duralım. Önce olgulara bakalım. Bir fosil buluyoruz, ne maymuna benziyor, ne insana. Kemik yapıları farklı. Başka bir fosil daha buluyoruz, bu seferki nin kafatası biraz daha büyük, üstelik bacak kemikleri daha çok basınca maruz kalmış, yani iki ayak üzerinde hayatını geçirmiş, ama insan değil tam olarak. Şimdi bu olguyu gören bilimci şunu sorar: "Bu kemiklerin bugün yaşayan hiç bir canlıya ait değil, peki bunlar neydi, bu nasıl oldu?" Bu olguya siz ister Evrim deyin, isterseniz "Nesli Tükenmiş İnsansı Kemikler" deyin, fark etmez. Bir olgu var.

Bu olguyu en iyi açıklayan bilimsel verilerin tümünü kapsayan teoriye de Evrim Teorisi diyoruz. Evrim teorisi "evrim var mı yok mu" diye bir ispat sunmuyor, evrim zaten var, bunun mekanizmasını, dinamiklerini, öngörülerini deney ve gözlemle açıklıyor. Siz beğenin ya da beğenmeyin, isterseniz saçma bulun fark etmez. Ortada bir gerçek var ve en tutarlı açıklaması da bu.

Daha "saçma" teoriler isterseniz, Kuantum Teorislerine davet edelim sizi. Akla mantığa sezgiye dair ne varsa unutun. Ama gerçek bu, olgular bu. Mesela ışık hem dalga hem parçacık karakteri gösteriyor. Aynı anda iki şey birden olabilir misiniz? Hem siyah hem beyaz olamazsınız. Ama ışık parçacığı/dalgası öyle. Bunu Kuantum Teorilerinden daha iyi açıklayan bir şey yok.

Yanlışlanabilme İlkesi ve Teorilerin Çürütülmesi

Bilimsel öne sürümlerin olmazsa olmaz özelliği yanlışlanabilir olmasıdır. Bu "demek ki kesin değil bunlar" demek değildir. Yanlışlanabilme özelliğini barındırması anlamındadır. Bir hipotez, teori, kanun ne derseniz deyin yanlışlanabilirlik niteliğini taşımıyorsa bilimdışıdır.

Kanatlı Fil örneğimize geri dönelim. "Kanatlı Fillerin kanatları uçmak için değil, çiftleşme için var olan bir süstür" iddiasını ele alalım. Biri süs diyor, öbürü yok uçması için diyor. Süs diyen "bu kanatlar bu kadar ağırlığı kaldıramaz" diyor. Uçar diyen de "bu filler çok iyi zıplıyorlar o yüzden havada süzülebiliyorlar" diyor. İkisi aylarca tartışabilir. Asla yanlışlanamazlar. Hatta o kadar mantıklı benzetmeler yaparlar ki, gerçekten aklımıza yatar. Ama biz bunları nasıl test edeceğiz? Ortada bir kanatlı fil olgusu yok ki. Keşke olsa da ağırlığını hesaplasak, kanadının aerodinamik özelliklerini belirlesek, ona göre gerçekten "süs içinmiş" diyebilelim ve "uçar" diyeni yanlışlayalım. Ama yok.

Bütün bilimsel akıl yürütmeler yanlışlanabilirdir. Evrim Teorisi de yanlışlanabilirdir Elektrik Devreler teorisi de. Elbette yanlışlandıkları vakit bile hemen "çürüdü" denilemez. Çünkü yeni hipotezlerle modifiye edilir, düzeltilir.

"Bilim her şeyi açıklayamıyor, açıklanamayan bir çok şey var, üstelik kesin de değil açıkladıkları"

Evet, doğru. Açıklanamayan bir çok olgu var bilimin konusu olup da. Ama bilim dışında başka ne açıklayabilir ki? Bir de Kaos Teorisi var.

Bilimin açıklayamadığı Güneşle ilgili bir olgu örneği

Gelin, Bilimsel Yöntemle İlgili Doğru Bilinen Yanlışları Düzeltelim

Görselde güneşin "katları" var. Yüzeyinin sıcaklığı yaklaşık 6000 derece. Oysa, görselde sol altta gösterilen "Corona" (Taç) kısmı, 1 000 000 dereceye ulaşıyor. Ortada ısıyı tutacak bir hava yok, üstüne üstlük yüzlerce kez daha sıcak.

Olgumuz bu. Bilim ise "nasıl" sorusunu soruyor ve hipotezler ortaya atıyor. Henüz tutarlı, verilere dayanan, yeterli deney ve gözlemle sınanmış bir teori yok ortada. Alın size "bilimin açıklayamadığı şey". Bu kadar.

Bilim, "henüz" açıklayamıyor. Bunu bilimsel yöntemden başka bir şekilde açıklayabilirseniz buyurun. Her şeyin kutsal kitapta yazdığını iddia eden arkadaşlar, bence daha bilim açıklayamadan önce kutsal kitapları bir tarayın dedim. Belki bilimden önce bir açıklama bulursunuz oralarda da, bilimcilerin işlerini kolaylaştırırsınız.

Bilimsel Kesinlik

Doğası gereği, hiçbir şeyi tam kesinlikle ölçemeyiz. Evet, epey yaklaşabiliriz sonuca. Ama "hata payı", virgülden sonrasındaki uyuşmazlıklar hep olacaktır. Ama bunlar insanın olguları açıklaması ve anlaması için yeterli olmuyor mu? Oluyor.

Mesela bilimsel bilgi ve hesaplar yoluyla, Dünya ile Güneş mesafesinin 50 katı uzaklıkta, küçücük bir gezegenimsi nesne olan Plüton'a 12 yıl yolculuk yapıp ulaşan ve bize HD fotoğrafını gönderebilen New Horizons dene aleti yapabiliyoruz.

Plüton ve Kalp şekli
Plüton ve Kalp şekli

Kaos Teorisi

Kaos teorisi, adı ve anlatısı tatlı olsa da, bol grafikli matematikli, kendisi gibi karmaşık bir şey. "Kelebek Etkisi" anlatısını bilirsiniz: Bir kelebek Brezilya'da kanat çırpması, Florida'da kasırgaya neden olabilir.

Aslında kısacası olay şu: t=0 zamanında ilk hâli birbirinden çok az bir şekilde farklı olan iki durumun t=n zamanında ne hâlde olacaklarını bilemeyiz. Birbirini takip eden olaylar zincirinde, değişkenler ne kadar artarsa "kaotik durum" da o kadar artar ve bilinemezlik, tahmin edilemezlik artar.

Meteoroloji kaotik bir sistemdir. Meteorolojiyle ilgili bir çok şeyi bilirsiniz. Hava basıncının etkisi, atmosfer hareketi, güneşin ısısı vs. Ama bunların hepsinin etki etmesi sonucu ortaya çıkacak sonuçları tahmin etmek imkansızdır.

Deprem de aynı böyle bir kaotik sistemdir. Deprem mekanizmasını, nerelerde olacağını, nasıl davrandığını çok iyi biliyoruz. Ama ne zaman olacağını bilmiyoruz. Çünkü kaya kütleleri homojen değildir. O yüzden zaman ve yer belirtemiyoruz. Bu açıdan bakarsak, evet bilim kesin değil. Ama daha kesin bilgi verecek ne var?

Sonuç Yerine

Bilim ve bilimsel yöntemle ilgili epeydir kafamda olan bir yazıydı bu. Özellikle son dönemde sadece Bilimsel Yöntem değil, bilgi felsefesiyle ilgili de yaptığım (ve halen yapmakta olduğum) okumaların büyük katkısı oldu.

Ülkemizde maalesef bilime alternatif olarak öne çıkan bir çok yanlış yönlendirmeler söz konusu. Daha da kötüsü eğitim sistemimizde bilimsel yöntemin öneminin azalması, temel derslerin doğru düzgün verilmemesi, gençleri bilimsel düşünce biçimlerinden uzaklaştırıyor. Kişisel olarak bunun önünü mümkün mertebe almaya çalışıyorum burada.

Eksiğim, yanlışım varsa düzeltmelere ve eleştiriye açığım. Ancak, bilimdışı hurafelere yönelik tavrımı da saklı tutuyorum.

Kılavuzunuz bilim olsun.

Gelin, Bilimsel Yöntemle İlgili Doğru Bilinen Yanlışları Düzeltelim
Cevapla