
Günümüzde yaşayıp da, Yüzüklerin Efendisi'ni duymayan yoktur herhalde. Kitap okumayı seven bir millet değilizdir bu bir gerçek, buna rağmen önce filmini izlettirip, sonra da kitabını okutturan serilerden birisiydi Yüzüklerin Efendisi…
Ben ise daha çocukluğumda tanışmıştım Yüzüklerin Efendisi ile. Hatırlarım sene 1997, yurt dışındaki 2. senemiz, doğum günümde annemler bana “The Hobbit” kitabını hediye ettiler. Kitap o kadar sürükleyiciydi ki, çok kısa sürede bitirdim. Yazar hakkında araştırma yaparken yüzyılın en kaliteli serisi olan Yüzüklerin Efendisi serisini ilk defa duydum. Kitaplar için para biriktirdim ve serinin tamamını hatta yanında “Silmarillion” kitabını da aldım. Okuduğumda ise 6 yaşındaki bir çocuğun hayal gücü ile kendimi kolcu ilan edip, her yerde öyle davrandım bir süre.
2001 senesinde ilk kitabın filminin çıkacağını duyduğumda heyecandan bir anda ne yapacağımı şaşırdım. Sonrasında ise oyunları ile tanıştık… Tüm oyunları bir LotR (Lord of the Rings) sever için güzel olsa da, akıllarda yer eden “The Battle for Middle Earth (BFME) I”di sadece, o kadar aksiyonun olduğu bir başyapıt, stratejik olarak ta oynanabildi ve gerçekten hafızalarda yer edindi. Taa ki, Monolith Productions tarafından geliştirilen, Warner Bros. Interactive Entertainment tarafından yayımlanan “Middle Earth: Shadow of Mordor”a dek. Aslında her LotR sever gibi, oyunu ilk duyduğumda ve fragmanlarını izlediğimde, yine gelip geçici bir LotR oyunu mu yapıyorlar diye korku duymadan edemedim. Oyunu alıp indirdiğimde ise ne kadar yanıldığımı anladım.

Kolcu mu Olmak İsterdin, Gel Bir de Buradan Dene…
Oyun “The Hobbit” ve “Yüzüklerin Efendisi” arasında ki bir dönemde geçiyor.
Spoiler alert!
Sauron, Dol Guldur’dan kovulmuş ve Mordora geri dönmüştür, tek düşündüğü kıymetli tek yüzüğüdür ve tüm güçlerini kullanarak hem ordusunu inşa etmeye hem de kuvvetlenmeye çalışmaktadır.
End of Spoiler.
İşte tam da bu zamanda Kara Kapıları gözlemekte olan bir kolcu olarak oyuna başlıyoruz. Tutorial kısmında Talion oğlu ile antreman yapmaktadır ve bize oyunu nasıl oynayacağımız öğretiliyor bu kısımda. Ardından ork, uruk ve goblinlerden oluşan bir ordu Kara Kapılara saldırmaya başlıyor. Bu saldırının sonunda kolcuların büyük bir kısmı öldürülmüş veya esir edilmiş halde iken, Sauron’un komutanlarından Black Hand ile tanışıyoruz. Bu arkadaş, eski bir kehanetin peşinde koşmakta olan bir Kara Numenor’lu. Geçmişte yaşamış bir elf beyinin (İleride spoiler ile kim olduğunu söyleyeceğim, o yüzden oynamayanlar ve oynamak isteyenler spoiler kısmını atlasınlar) ruhunu çağırabilmek için bir ritüel düzenleyen Black Hand, Talion’un gözü önünde ailesini katlettikten sonra Talion’un boynunu kesiyor. Tam bu sırada elf beyinin ruhu ritüel sayesinde, Talion’un vücuduna giriyor ve onu ölmekten kurtarıyor. Asıl hikayemiz de bu noktada başlıyor. Talion Elf beyi ile ortaklaşa çalışırken, aynı zamanda bir yandan da Kara Kapıdaki kolculuk görevini yerine getirmeye devam ettiriyor. İlk bölümlerde Elf beyinin güçlerini tanımakla ve onları kullanmakla geçiriyoruz.

Elfler Ne de İyidir, Elbette Her Şeyde…

Elf dediğimde aklınıza Legolas, Galadriel ya da belki de efsanevi Miğfer Dibindeki elfler geliyordur. Bunlardaki değişmez olan tek şey, ok ve yay. Burada da kendine yer etmiş hem de tam da elflere yakışır bir biçimde. Daha ilk anda Elf beyinin en iyi olduğu silah ok ve yayı kullanmayı öğreniyoruz. Burada ok atma moduna girdiğinizde bir anda slow motiona geçiyor ekran, tam da elfler nasıl bu kadar hızlı ve net atışlar ile düşmanlarını öldürüyorlar sorusunu, oyunculara yaşatarak anlatıyorlar. Elbette bir süre sonra tüm düşmanlar normal hızda hareket ediyor, ne de olsa bir elf bile sonsuza dek slow motionda gibi ok sallayamaz düşmanlarına karşı. Ok haznemiz ise kısıtlı, çevrede bol bol bulabiliyoruz okları, ayrıca elf beyimizin ruhu sayesinde, düşmanlarımızın ruhunu alıp bükerek ok yapabiliyoruz. Elfleri canlandıralım hep beraber gözümüzde; hareketli, atik, en zor yerlere tırmanabilen, muhteşem bir ırk onlar değil mi… Talion da içine giren, daha doğrusu vücudunu paylaştığı Elf beyi sayesinde atik, oldukça hareketli, zor yerlere kolayca tırmanabilen birisi olup çıkıyor karşımıza. Tüm bu yeteneklerinin geliştirmeleri ve daha üstün halleri olduğu gibi, oynanarak açılabilen ya da özel görevleri tamamlayarak elde ettiğiniz birbirinden farklı özellikler de var.

Biraz Assassins Creed, Biraz Arkham, Üzerine de Bir Tutam Orta Dünya…

Oyun hakkında ilk izlenimler, dövüş grafiklerinin Batman Arkham serisine benzediği, gizli, saklı hareketlerle ve Assassins Creed (AC) gibi oraya buraya tırmanarak düşmanlarını öldürdüğü yönündeydi, bu yüzden oyuna bunların karışımı çakma bir oyun diyenler bile oldu. Oysa sonradan görüldü ki, tamamen bağımsız bir oyundu. Arkasına Orta Dünya gibi güçlü bir arka planı almış, hikâyesi, hareketleri ve her türlü sistemi ile gerçekten farklı bir dünya, Yaşasın Orta Dünya! Neyse oyunumuza geri dönersek, oyunda belli bir sistem takip ederek veya belli görevleri yaparak oyunu bitirebilirsiniz demem biraz zor. İşte tam da bu noktada diğer oyunlardan ayrılıyor, Shadow of Mordor. Assassins Creed oynayanlar bilir, belli bir hedefimiz vardır ve onu kaçmamıza da ortam sağlayacak bir biçimde öldürmek ve ardından kaçmak asıl görevimizdir. Bazen işler sarpa sarar ve kılıçlar çekilir, bir şekilde ya öldürür ya da ölürüz ve ilerlemeye devam ederiz. Ya da Batman Arkham’da hep bir kötünün peşinde koşar ve sırasıyla hepsini alaşağı ederiz, Batman’in yakın dövüş uzmanlığı ve kimi oyuncakları! sayesinde. Her iki oyunda da düşmanların az çok nasıl hareket edeceği bellidir, saldırırlar savunursunuz ve sonra onları döversiniz. Mesela bu noktada Batman ve AC ayrılır, Batman’de arkanızdaki düşmanlar da size saldırabilirken, AC serisinde genellikle arkanızdaki düşmanlar siz önünüzdeki düşmanlarınızı dövene kadar bekler ve sonra saldırır. Shadow of Mordor’da da Batman tarzı bir yapay zeka ile arkanızdaki düşmanlarınız size saldırabiliyor.

Kılıcımızı Kuşandık, Atımıza Atladık, Korksun Bizden Düşmanlar…

Oyunun başından sonuna genellikle aynı silahları kullanıyoruz; kendi kılıcımız, oğlumuzun kırılan kılıcını hançer olarak, elf beyinin ok ve yayı… Hepsinin geliştirebiliyoruz elbette, lakin bu geliştirmeler diğer oyunlardaki gibi parayı basarım, en yüksek upgrade’i alırım tarzı değil. Kılıç, Ok ve Hançer için ayrı ayrı geliştirme görevleri var haritada. Harita diyince aklıma geldi, gerçekten büyük bir haritamız var, Kara Kapılardan taa Mordor’un güneyine uzanan… Mesafeler sorun olabiliyor bazen, buna çözüm olarak; elf beyimizin demir ocağı kuleleri var. Bu demir ocaklarına haritada ruh dünyasına girerek ulaşıyorsunuz ve beyimiz bu noktada çekicini kullanarak örsü dövüyor ve kolay ulaşımı açıyorsunuz. Aynı zamanda bu kulelerde zamanı ileri alarak, daha önce çevrede bulunan yararlı otları ve düşmanlarınızın yenilenmesini sağlayabiliyorsunuz. Silahlarımıza geri dönersek, ok elbette ki uzaktan saldırılar için gerekli, kılıcınız ile kalabalık bir ordunun ortasına atlayarak hepsini kılıçtan geçirebiliyorsunuz ve hançeriniz gizlendiğiniz bir yerden düşmanınızın üstüne atlamanıza olanak sağlıyor. Az çok bunları geliştirmelerinizden bahsedersem. Kılıcınızın geliştirmesi için, haritada kılıç şekli var, oraya gidiyorsunuz; size sadece kılıcınızı kullanarak tamamlamanız gereken bir görev veriliyor ki, bu da genellikle koca bir ordunun üzerine gelmesi ve sizin onları kılıçtan geçirmeniz ile oluyor. Hançerde göreviniz gizlice bitirmek, okta ise uzaktan halletmek oluyor. Sadece bununla da bitmedi, öldürdüğünüz kimi orklardan rünler düşüyor, bu rünleri kılıcınıza, yayınıza ya da hançerinize işleyerek daha farklı özellikler kazanabiliyorsunuz. Tüm bunların en güzel yanı ise düşmanlarınızı kesip biçtiğinizde, gerçekten kesip biçtiğinizi hissediyorsunuz. Ortaya kanlar yayılıyor, kollar, kafalar havada uçuşuyor ve buna benzer şeyler.

Düşmanlarımızın Aptallık Seviyesi ya da Başka Bir Deyişle Yapay Zeka…

Topluluk halinde yaşayan insanlarız, aramızda; güç çekişmeleri, fikir ayrılıkları, terfi alma telaşı varken, bir yandan da bireysel olarak kendi güçlerimiz ve korkularımız var. Bunun orklar arasında da olduğunu biliyor muydunuz? Yapay zeka oldukça yüksek bir şekilde seyrediyor oyun boyunca. Ortam zaten gergin ve orklarda çiçekler, böcekler, ohh ne güzek bahar gelmiş havasında varlıklar değiller. Birbirinin tepesine tırmanmaya çalışan, birbirinin kuyusunu kazan orkları gördükçe, acaba evrimin bir sonraki noktası “orkluk” mu olacak sorusunu sorabilirsiniz kendinize J. Orklar kendi içlerinde hiyerarşiye ayrılmış haldeler, en düşük seviyeli askeri orklar, onları yöneten bir üst seviye kaptanlar, onlarında üstü bölge kaptanları en üstte ise Black Hand ve Çetesi (Hammer ve Tower) var, Sauron’a bilgi veren. Nazgullar ya inzivada ya da Bahamalara tatile gitmişler bilemiyorum, çünkü tüm oyun boyunca karşımıza hiç çıkmıyorlar. Orklar arasındaki hiyerarşi ise muhteşem işliyor, zaman içerisinde alt seviyelerden bir ork üstüne kafa tutuyor ve kavgaya tutuşuyorlar, kazanan ün ve şan içerisinde yönetime devam ediyor. Bizi ilgilendiren kısmı ise belli, kaptanları öldürmek ile uğraşıyoruz ve bölge kaptanlarına gidiyoruz sırasıyla, bölgede karışıklık olduğunda en üsttekilerden birisi geliyor ve onu hallediyoruz. Fakat burada atlanmaması gereken bir nokta var, kaptanlar ve bölge kaptanları dahi olsa onlarda sadece birer ork. Hepsinin güçlü ve zayıf yanları var, kimi ateşten korkuyor, kimi çevredeki kurt benzeri yaratıklardan, kiminin oklara karşı zayıflığı var, kiminin ise gizlice üstüne atlamanıza karşı bağışıklığı. Bundan dolayı, öldürmeye gitmeden önce o kaptan veya bölge kaptanı hakkında olabildiğince bilgi toplamalısınız. Bunu da çevrede bulunan notlardan ya da elf beyimizin gücü sayesinde yapıyoruz. Orklar, elflerin uzun süre kötüler tarafından işkence ve binbir karanlık büyü tarafı etkilenmesi sonucu oluşmuş varlıklar, bunun sayesinde küçücük bir kısımda dahi olsa elfler. Elf beyimiz en güçlülerinden olduğu için, bu orkların kafasına girip istediğini yaptırabiliyor; bilgi öğrenebiliyor ya da bir süre sonra (ki bu bir süre oyunun yarısı anlamına geliyor.) onları kontrol edebiliyor. Bu sayede düşmanlarımızın güçlü, zayıf yanlarını öğrenebiliyoruz ve bunu onlara karşı kullanabiliyoruz. Kaptanlara karşı suikast planı yaptığımızı düşünelim ve aslında her şey planlı, buna rağmen çevresel şartlardan dolayı bir anda her şey lehimize dönüyor, kaptanımız daha fazla destek çağırıyor ve kaçmak zorunda kalıyoruz. Bu noktadan itibaren, düşman kaptanımız aynı kalmıyor. Onu nasıl yaraladıysak öyle bir hale bürünüyor ve bize daha fazla kinleniyor, hatta bir daha peşine düştüğümüzde bizi hatırlıyor ve bize farklı şekillerde sataşıyor… “Ha Ha Ha, seni bir defa öldürdüm, bir daha öldürmem için mi geldin?” gibi cümleler bazen geçiyor kaptanlarla aranızda. Bu noktada verebileceğim en önemli tavsiye kaptanları öldürmeden (ya da kontrol gücü kazandıktan sonra hepsini kontrol etmeden) bölge kaptanlarına saldırmayın kesinlikle. Direkt gidip bir bölge kaptanına saldırdığınızda hepsini öldürme şansınız var, evet. Lakin bölge kaptanlarının yanı sıra kaptanlarla da savaşmanız gerekiyor, çünkü hepsi bir bir üzerinize çullanıyorlar. Bundan dolayı ya önce kaptanların hepsini öldürün ya da hepsini kontrol edin ve öyle gidin bölge kaptanlarına…

Herkes mi Yabancı Bana Bu Dünyada, Hayır Hayır Maskotumuz Burada…

Tüm dünya yabancı gibi duruyor, Mordor topraklarında tanıdığım kimse olma ihtimali yok mu? Aaa o karşıdaki de kim, evet o. Koş peşinden yakalayalım, Orta Dünya’nın o koca gözlü, şizofren, tatlı mı tatlı maskotunu… Oyunun başlarında bir şekilde yolumuz Gollum ile kesişiyor, hatırlamayanlar için söyleyeyim; Gollum Yüzüklerin Efendisinde hobbitlerin peşindeki şu küçük zayıf, garip canlı, “efendimiss, kıymetlimiss…”. Gollum, Talion ile anlaşamasa da Elf beyi ile anlaşıyor! daha doğrusu onunda yüzüğü bir zamanlar takmış olduğunu hissediyor ve yüzüğün peşinde bir ipucuna düşüyor. Gollum sayesinde elf beyine ait, nasılsa Mordor’a dağılmış eşyaların peşine düşüyoruz ve her defasında hafızamız biraz güçlenerek kim olduğumuzu hatırlamaya başlıyoruz. Ah Gollum sen nelere muktedirsin…
Spoiler Alert!
Güç yüzüklerini yapan, binlerce muhteşem iş başaran ünlü elf beyi Celebrimbor olduğumuzu öğrendiğimizde, sıradaki soru aklımıza takılıyor; “Sauron ile aramızdaki bu kabul edilemez, lakin çekici bağ ne?”.
End of Spoiler!
Talion ve elf beyimiz devamlı yeni şeyler öğrenerek ve ilerleyerek Sauron’a daha doğrusu Black Hand’e kafa tutma kıvamına geliyor ve bunun için kontrol gücümüzü kullanarak bir ordu toparlıyoruz. Efsanevi bir savaştan sonra en sonunda Black Hand ile karşılaşıyoruz ve olanlar oluyor…

Eee Sonuç?
Afili bir LotR hayranı hem çevresel dokuya hem de konuya hakim bir biçimde bu oyunu oynayıp zevk alacaktır. Evet, gerçek LotR ile burası arasında tutarsızlıklar var, lakin bunları da alternatif bir evren olarak görebiliriz. Ya da belki de yaşanmıştır gerçekten diyebiliriz çünkü pek fazla bilgi olmayan bir LotR dönemi hakkında her şey. Performans, müzik gibi konulara girmiyorum bile, çünkü hepsi yerinde ve kararında. Hatalar var mı, elbette var ve olması da doğal, lakin bu oyun genel anlamda güzel ve eşsiz olduğundan göz ardı edilebilecek şeyler. Sadece dinamik yapay zeka için bile oynanabilecek bir oyun. Tam bu noktada bir ayrıma varıyoruz. LotR kitabında yazar; “Dünya ikiye bölünmüştür, denir Tolkien'ın yapıtı söz konusu olduğunda: Yüzüklerin Efendisi'ni okumuş olanlar ve okuyacak olanlar…” Artık bir de şunu diyebiliriz; Dünya ikiye bölünmüştür: Middle Earth – Shadow of Mordor oynayanlar ve oynayacak olanlar…

Not: Tüm LotR serisi hakkında ve yazı hakkında daha detaylı bilgiler için bana istediğiniz zaman ulaşabilirsiniz, umarım keyifli yazı okumuş sunuzdur.
Aşk İlişkileri
Gündem
Güzellik & Bakım
Özel Gün & Sürprizler
Alışveriş & Hediyeler
Kızlar Bir Adım Öne
Tatil & Seyahat
Arabalar
Astroloji & Burçlar
Eğitim & Kariyer
Gamer
Moda & Stil
Spor
Evcil Hayvanlar
Müzik & Etkinlik
Kültür & Sanat
Para & Ekonomi
Magazin
Diziler & Filmler
Cilt Bakım
Kişilik & Karakter
Saç Bakım
Çocuk & Ebeveyn
Yeme & İçme
Cinsel Yaşam
İnternet & Teknoloji
Ev & Yaşam
Özel Günler & Hijyen
Üniversite Tercih
Aile & Toplum
Diyet & Beslenme
Sağlık
Diğer
En İyi Cevaplar