Ormanda Tek Başına Vol. 1

Efendim, bazılarınızın bildiği üzere bir süredir Brezilya yağmur ormanlarında ikamet etmekte ve burada kamp yapmaktayım diğer bursiyer arkadaşlarla. Amazonlar çetin iklimi ve her an birine ya da bir şeye yem olma tehlikesi içinde korku dolu saniyeler ve panik ataklar geçirebileceğiniz bir bölge; dünyanın en tuhaf familya ve faunasını içermesinin yanı sıra endemik bitki ve endemik insan toplulukları bakımından da oldukça zengin. Benim birlikte kamp yaptığım o ender insanları ise hiç hesaba katmıyorum. İçimden bir ses her ülkeden (ben dahil) bir anormal aldıkları ve buraya insanlığı sona erdirmek adına bir test yapmak için topladıklarına dair şüphelerim gittikçe artmakta. Zira her gün tuhaf beşeri ve doğa olaylarına şahit olmaktayım. Gelin görün ki insan denen mahlukatın, pardon yani canlının olayları bazen doğa olaylarından daha yıkıcı ve şok edici olabiliyor. Bendeniz de sizlerle yaşadığım absürd olayı paylaşmak için buradayım. Evet, başlıyoruz. Işıklar kapansın, çekirdekler çitlensin. Gizli kullanıcı, yere tükürüp durma şu kabukları, görüyorum!



Hayatımın kaydığı, gözlerimin önünden film şeridi gibi geçtiği o anı sizlerle şu an şurada paylaşıyorum arkadaşlar.



Saat 15 suları. Yeni kalktım ve çadırımın içinde nemden boğulma ihtimali ile karşı karşıya olduğumu gördüm. Yan çadırdan Andreia’nın horultusu geliyor. Ben de o insan azmanı uyanmadan gidip biraz yürüyüş yapayım da şu dünyanın en büyük nehrinin suyundan bir içeyim diye ayaklanıyor ve ormanın diplerine doğru yola koyuluyorum. İnsan yalnızken iğrençleşir, hele ki sizin dilinizi bilmeyen insanların içindeyseniz o kadar keyif verir ki her şey. Ben de başlıyorum şarkı türkü mırıldanmaya. Sesler gittikçe yükseliyor ve ağaçlardan bana çarpan yankı ‘Bi’ git lan işine, hasta mısın ikindi ikindi’ dercesine kuvvetli. Bense takmadan ‘susadımmm çeşmeyeeeee’ diye bu kez Ferdi babadan estire estire nehre doğru uçar adım gidiyorum. Ağaçta bir kuş da garibim bana bakıyor. Kesin içinden ‘Ne ayak arkadaşım bu, babanın ormanı mı sandın’ gibisinden laflar etmekte ki bir süre sonra kankalarını yanına topladı tuhaf sesler çıkararak.

bebek beklerken
Tırsmadım değil. ‘Ne oluyooo oolum burda’ gibisinden Türkçe’nin dibine dibine vurarak korku salyası saçıyorum. Bunu gören kuşların midesi kalkmış olmalı ki, ‘Allahından bul lan’ diyerek hepsi beni terk ediyor kafama birkaç dışkı kondurarak. Başlıyorum o engin Türkçe küfür sözlüğünün güneş görmemiş kelimelerini kullanarak sövmeye. Kuş gibi senin de, seni doğuranın aman yumurtlayanın da, amazonun da, bu ülkenin de…. Derken höst diyorum. Kızım etrafta gören duyan olur, Allah muhafaza 200 milyon nüfus, affetmezler adamı diyerek yola devam ediyorum. Tam müzik listesinden ‘Dağlar kızı Reyhan’ ı seçmiş, o karga gibi sesimle ormanda yaşayan tüm canlıları acıların en büyüğü ve işkencelerin en kötüsü ile karşılaştırmış ve ağaçlardan yere düşen o masum tohumların ve yumurtaların seslerini duymuşken... O da ne! Anaaam, Amazon! Kız sen misin diyerek koşuyorum ağır çekimde nehre doğru!

Tarık Akan ve Filiz Akın’ın o çiçek tarhları arasında yaptıkları destansı koşuş, uçuşan saçlar ve saniyede 500 kez oynayan kirpikler ayarında bir koşu da ben yapıyor ve tarihi yad ediyorum. Hah! Bir de bana bizim kültürü sevmezsin derler. Arkadaş, ben bu kültürü Amazon ormanlarında bile yaşatıyorum şarkılı türkülü. Dayı bi’ git ekmeğine bak ya diye bana ‘vatan haini’ diyen o pos bıyıklı hayali dayıya fırça atıyorum. Elimi yüzümü yıkayıp, bir güzel suyumu da içiyorum. Karşıdan bir yaratık bana bakıyor. ‘Vay **** bu ne lan’ diye Türk usülü bir şaşkınlık belirtisi gösteriyorum. Çalılıklar hışırdıyor, o şey gittikçe yaklaşıyor, göz bebeklerim büyüyor ve o şey ortaya çıktı! Adını bile bilmediğim (gerçi o akşam öğrendim) bir su samuru bana dişlek dişlek bakıyor ‘zuhhahaha nasıl da altına ettin’ dercesine. Ona da bir küfür savurup moralmanım sinirleşik olarak kamp alanına dönüyorum.İşte o an! Hayatımın kaydığı, gözlerimin önünden film şeridi gibi geçtiği o anı sizlerle şu an şurada paylaşıyorum arkadaşlar.

Kamp yerine vardığımda bir avuç arkadaşın ateşte pişirdikleri bir şey görüyorum. Kesin zavallı kurbağanın birini yakaladılar yine yiyorlar diye üzülürken gördüğüm o iğrenç yaratık zihnimin bomboş olmasına ve tüm o tiksintiyle karışık irkinti duygusunun su yüzüne çıkmasına neden oluyor. Gözlerim mercek misali gittikçe o pişen ve şişte dönen şeye bum bum bum müzikleri eşliğinde yaklaşıyor ve ateşte pişen şeyin benim bu dünyada en tiksindiğim hayvan olan tarantula olduğunu görüyorum! Gözümün feri gidiyor ve dünyanın duyabileceği en berbat ve yüksek çığlıklardan birini atıyorum Pokahantes gibi. Çığlığı duyanlar da çığlığı basıyor ve karşılıklı çığrışarak 5 dakika geçiriyoruz. Tarantula da haybeye kül oluyor akabinde.

"Karşıdan bir yaratık bana bakıyor. ‘Vay **** bu ne lan’ diye Türk usulü bir şaşkınlık belirtisi gösteriyorum."


Şokun verdiği sebeple bulduğum en yakın ağaca leopar hızıyla tırmarak başlıyorum küfür etmeye. Rio’nun en karanlık ve iğrenç küfür dermesini Türkçe ile karışık millete bir güzel yediriyorum. Ağaca tırmandığımı sonradan fark etmiş olmalıyım ki, o an yükseklik korkumun bedenimi ele geçirdiğini hissediyorum. Ya şimdi aşağı düşsem diye kendi ölümüne acıyan insanların döktüğü o salak gözyaşlarını döküp kendimi aşağı düşerken hayal ediyorum: ‘Haaaaaayyıııııııırrrrr’ diyen ağır metrajda düşen o kız beni hüngür hüngür ağlatıyor. Bacaklarım kan içinde, tırmandığım ağacınsa ellerimi kaşındırmaya başladığını görüp ‘Burada ölüceeeeeem laaaaaaan’ diye basıyorum çığlığı yine. O an anneannemi, John’u, annesini, annemi ve okulu düşünüyorum. Kendimi aşağıya bırakıp intihar edebilecek duruma geliyorum artık kaşıntıdan ki...

Andreia, benim sözde en yakın arkadaşım, ve diğerleri kahkahalarla gülerek beni işaret ediyorlar. Ben de Türkçe ‘Ne bakıyosunuz laaan ***ler’ diye daha beter ağlıyorum. Hepten yerlere yatarak gülüyorlar. Sonra bu işte bir tuhaflık fark ediyorum. Bir de bakıyorum ki tırmandığım (ya da tırmandığımı) sandığım ağaç tepede bulunan bodur endemik bir çalılık. Yere apar topar inip herkesin karnını yumrukladığımda ise anlatılan şu: ‘Kampa geldin, böğürmeye başladın, tepeye tırmandın ve çalıya sarıldın!Nereye düşmeyi planlıyordun, 3 cm aşağıdaki toprağa mı!’ Bu sefer başlıyorum kendi halimi tahayyül ederek kahkahalarla gülmeye. Kızım sen var ya diyorum ve batmak üzere olan tropik güneşin ışığında tarantula artıklarıyla dolu kamp ateşinden mümkün olduğunca uzaklaşıp bacaklarımdaki yara ve ellerimdeki kaşıntıların çaresine bakıyorum.
Ormanda Tek Başına Vol. 1
Cevapla